Türkiye'nin İklim Kanunu: Dönüşümün Mühendislik Perspektifi

9 Temmuz 2025 itibarıyla Resmi Gazete'de yayımlanan 7552 Sayılı İklim Kanunu, bir çevre mühendisi olarak benim için sadece bir yasal düzenleme değil, aynı zamanda ülkenin çevresel geleceğine dair teknik bir yol haritasının ilk işaretleri. Bu kanun, net sıfır emisyon hedefine ulaşma iddiasıyla, aslında çok boyutlu bir mühendislik problemine kapsamlı bir çözüm arayışını temsil ediyor.

Kanunun temelinde yatan "yeşil büyüme vizyonu" ve "net sıfır emisyon hedefi", salt çevresel sloganlar değil, aynı zamanda derin teknik dönüşümleri işaret ediyor. Özellikle Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) gibi piyasa mekanizmalarının tesisi, karbonun bir emtia olarak fiyatlandırılması ve bu yolla emisyon azaltımına ekonomik teşvik sağlanması anlamına geliyor. Bir mühendis gözüyle bakıldığında, bu sistem, endüstriyel süreçlerin ve enerji üretiminin karbon yoğunluğunun doğrudan maliyetini belirleyecek bir optimizasyon problemidir. Tesislerin "sera gazı emisyon izni" alması zorunluluğu ve doğrulanmış yıllık emisyon değerlerine karşılık tahsisat teslim etme yükümlülüğü, her bir ton karbondioksit eşdeğerinin titizlikle takip edilmesini gerektiren bir veri yönetimi ve doğrulama mühendisliği alanı yaratıyor.

Kanundaki "adil geçiş" tanımı, çevresel dönüşümün sosyo-ekonomik etkilerini minimize etmeyi hedeflerken, bu aynı zamanda mevcut endüstriyel altyapının ve iş gücünün yeni, düşük karbonlu teknolojilere adaptasyonunu sağlayacak kapsamlı mühendislik eğitimleri ve altyapı dönüşüm projeleri gerektirecektir. "Yeşil iş" kavramının benimsenmesi, sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek yeni mühendislik alanlarının ve uzmanlıkların ortaya çıkacağının da bir göstergesi.

"Planlama araçları" ve "uygulama araçları", mühendislik projelerinin hayata geçirilmesinde temel taşları oluşturuyor. Özellikle "sektörel etkilenebilirlik ve risk analizleri"nin iklim modelleri kullanılarak Başkanlık tarafından dönemsel olarak hazırlanması, veri bilimi ve modelleme mühendisliğinin bu süreçteki merkezi rolünü vurguluyor. Karbon yakalama ve depolama teknolojileri, hidrojen teknolojisi gibi yeni nesil temiz teknolojilere yapılan vurgu ise, geleceğin endüstriyel altyapısının bu teknolojiler üzerine inşa edileceğini ve bu alanlarda Ar-Ge çalışmalarına ciddi yatırım yapılacağını gösteriyor.

Su kaynakları yönetimi , ekosistem restorasyonu ve iklime dirençli tarım uygulamaları gibi uyum faaliyetleri, su, toprak ve biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımını hedefleyen kompleks sistem mühendisliği yaklaşımlarını gerektiriyor. Bu maddeler, hidroloji, ekoloji ve tarım mühendisliği disiplinlerinin entegrasyonuyla çözülebilecek çok paydaşlı sorunlara işaret ediyor.

Son olarak, kanunda öngörülen idari para cezaları ve denetim mekanizmaları, sadece yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda mühendislik standartlarına ve emisyon limitlerine uyumun sürekli izlenmesini ve denetlenmesini sağlayacak bir kalite kontrol sistemi işlevi görecektir.

Türkiye'nin İklim Kanunu, sadece çevreci bir duruş sergilemekle kalmıyor, aynı zamanda ülkenin endüstriyel ve toplumsal yapısında köklü bir mühendislik dönüşümünün sinyallerini veriyor. Bu kanunun başarısı, hukukçuların ve politikacıların yanı sıra, mühendislerin teknik bilgi ve becerileriyle bu hedefleri somut projelere dönüştürebilme kapasitesine bağlı olacaktır. Önümüzde, teoriden pratiğe, kağıttan gerçek dönüşüme uzanan heyecan verici ve mühendislik açıdan zorlu bir yol var.