Türkiye’de Merkez Seçmenin Tamamen Kopma İhtimali

Türkiye siyasetinin en tehlikeli senaryosu iktidarın güçlenmesi değildir.

Muhalefetin zayıflaması da değildir.

Asıl tehlike şudur:

Merkez seçmenin tamamen kopması.

Sessizce.

Tepkisizce.

Sandığa gitse bile içi boş bir şekilde.

Türkiye’de “merkez seçmen” dediğimiz kitle ideolojik fanatik değildir.

Bu insanlar ne sabah kalkıp parti marşı dinler,

ne sosyal medyada savaş verir,

ne de siyasi kimliğini hayatının merkezine koyar.

Bu insanlar istikrar ister.

Adalet ister.

Makûl bir dil ister.

Ve en önemlisi, kandırılmak istemez.

Son yıllarda yaşanan parti transferleri, omurgasızlık algısı, aday belirleme krizleri, sert kutuplaşma dili…

Merkez seçmeni yoruyor.

Hem Cumhuriyet Halk Partisi’den,

hem Adalet ve Kalkınma Partisi’den.

Bu önemli.

Çünkü merkez seçmen bir partiden kopup diğerine gitmiyor artık.

Siyasetin tamamından uzaklaşıyor.

Bu kopuş nasıl olur?

Bağırarak değil.

“Artık oy vermiyorum” diye ilan ederek değil.

Daha tehlikeli bir şekilde olur:

Sandığa gider ama gönülsüz gider.

Kararsız kalır.

Geçersiz oy atar.

Ya da son anda fikrini değiştirir.

Ve bu insanlar genelde seçim sonucunu belirleyen kitledir.

Çünkü çekirdek tabanlar zaten sabittir.

Seçimi merkez belirler.

Bugün merkez seçmenin zihninde üç temel soru dönüyor:

“Bunlar gerçekten farklı mı?”

“Bunlara güvenilir mi?”

“Yarın yine taraf değiştirirler mi?”

Bu sorular cevapsız kaldıkça kopuş büyür.

CHP içinde yaşanan transferler,

AK Parti’nin güç merkezli siyaset dili,

sürekli gerilim üreten kutuplaşma…

Hepsi merkez seçmeni itiyor.

Ve merkez seçmen siyasetten uzaklaştığında şunlar olur:

Katılım düşer.

Motivasyon düşer.

Demokrasi zayıflar.

Bu kopuşun bir başka sonucu daha var.

Siyaset boşluk sevmez.

Merkez çekilirse iki uç güçlenir.

Daha sert dil.

Daha radikal ton.

Daha keskin ayrışma.

O zaman makul alan daralır.

Türkiye’nin asıl ihtiyacı olan alan da tam orasıdır.

Recep Tayyip Erdoğan uzun yıllar merkez sağ seçmeni konsolide ederek kazandı.

CHP ise son dönemde merkez seçmeni kazanma stratejisi üzerine siyaset kurdu.

Eğer bu merkez tamamen koparsa…

Her iki taraf da zarar görür.

Çünkü kutuplaşmış, motivasyonu düşmüş, umudunu kaybetmiş bir seçmen kitlesi hiçbir projeye inanmaz.

Merkez seçmenin kopması demek şudur:

“Ben artık hiçbirinize güvenmiyorum.”

Bu cümle siyasetin en ağır cümlesidir.

Ve bu cümle yayılmaya başladığında sandık sonuçları öngörülemez hale gelir.

Sürprizler artar.

Anketler şaşar.

Son dakika kırılmaları olur.

Çünkü merkez seçmen sessizdir ama ani karar verir.

Türkiye bu eşiğe yaklaşıyor mu?

Evet.

Henüz tamamen kopmuş değil.

Ama sabır eşiği daralıyor.

Parti değiştiren siyasetçiler, ilkeli duruş sergilemeyen kadrolar, sürekli savunma pozisyonunda siyaset yapan muhalefet ve güç gösterisi üzerinden siyaset kuran iktidar…

Hepsi bu süreci hızlandırıyor.

Şunu net yazayım:

Eğer merkez seçmen koparsa,

seçimleri artık ideolojik çekirdekler değil,

öfke ve protesto belirler.

Ve protesto siyaseti kimseye uzun vadeli kazanç sağlamaz.