Ankara’ya bu yıl yaz geç gelmesine rağmen, Türkiye’nin yoğun gündemi nedeniyle alabildiğine sıcak ve puslu.
Bu yazımda, halkın gerçek gündemi ile medyanın bunları gizleme teknikleri üzerinde durmak istiyorum.
Bugün Türkiye’nin neresinde olursak olalım, gencinden yaşlısına kime sorarsak soralım, aşağı yukarı Türkiye’nin öncelikli sorunlarını şu şekilde sıralıyorlar:
Ekonomi ve Hayat Pahalılığı / Yüksek Enflasyon: Halkın yüzde 90’ı birinci sıraya bu temel ekonomik sorunları yazıyorlar. Yüksek enflasyon, başta KKM’den kaynaklı iç ve dış borç faiz yükü, hazine garantili otoyol, köprü, tünel, şehir hastanelerine yapılan ödemeler, yüksek vergiler, artan fiyatlar, gelir adaletsizliği, başta asgari ücretli ve emeklilerin açlık sınırının altında kalan gelirleri on yıllardır temel ve öncelikli sorun olarak yerini koruyor.
İşsizlik ve İstihdam Sorunları: Yine ekonomi ile doğrudan bağlantılı olan özellikle genç işsizliği ciddi yapısal bir sorun olmaya devam ediyor. İşin kötüsü ise, tümüyle umudunu yitiren gençlerin iş aramayı bile bırakma eğiliminde olmaları.
Adalet ve Hukuk Sistemi: Türkiye’de yargıyla işi olsun, olmasın yine de büyük bir çoğunluk, en önemli sorunlar sıralamasında, ilk üçte yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, siyasi davalar, toplumsal kutuplaşma ve güven kaybına yer veriyor.
Eğitim Sistemi: Yıllardır yapboz tahtasına dönen eğitim sistemi, kalite, erişim, müfredat, fırsat eşitsizliği, özel okul ve vakıf üniversitelerindeki yüksek ücretler, güvencesiz ücretli öğretmenlik konusu, eğitimcilerin mesleki saygınlık ve karşılaştıkları psikolojik baskılar, yetersiz sınıf ve çalışma koşulları, okullarda artan şiddet ve en önemlisi de laiklik karşıtı eylemlerle ilişkilendirilen şikayetlerin artması, bu sorunu da daima halkın gerçek gündeminin üst sıralarında tutuyor.
Terör ve Güvenlik: Son zamanlarda yapılan görüşmeler nedeniyle geri plana düşmüş olsa da, her zaman kanamaya açık bir yara olarak yerini koruyor.
Sağlık Sistemi: Hastanelerde uzun zamanı bulan randevu alma süreçleri, yetersiz uzman doktor ve sağlık personeli gibi sorunlar, nüfusu giderek yaşlanan ülkemiz için gelecekte daha da ciddi soruna dönüşecek gibi duruyor.
Deprem / Kentsel Dönüşüm: Deprem kuşağında yer alan ve önemli canlı fay hatlarının bulunduğu ülkemizde, deprem konusunda yeterli önlem alınmaması en çok eleştirilen konuların başında geliyor.
Göç / Mülteci Sorunu: Özellikle Suriyeliler ve düzensiz göç, kaynak dağılımı ve sosyal gerilim açısından sık dile getirilen sorunlar arasındaki yerini koruyor.
Türkiye’nin AB Üyelik Süreci ve Serbest Dolaşım Hakkı: Bırakın tam üyelik sürecinde bir adım ilerlemeyi, her geçen gün daha fazla reddedilen vize başvuruları konuşulmaya devam ediyor.
Peki böylesine önemli yapısal sorunlar varken, medya ne yapıyor?
“Dikkat Dağıtma” ve “Gündem Belirleme” tekniklerini her zaman iktidarlardan yana kullanan Medya, halkın gündemindeki gerçek sorunlar yerine oyalanacak konuları sisli alandan çıkararak görünür kılıyor.
yukarıda sıraladığımız tüm sorunlar arka plana itilirken, siyasi kavgalar, spor ve uluslararası krizler ön plana çıkarılıyor.
CHP’deki Mutlak Butlan kararı haftalardır manşetlerdeki yerini koruyor ve uzun süre de koruyacağa benziyor. Özgür Özel - Kemal Kılıçdaroğlu gerilimi, ihraçlar, yeni parti tartışmaları... Bu hukuki-siyasi drama, muhalefetin enerjisini içe döndürürken, asgari ücretlilerin, emeklilerin maaş erimesi ikinci plana düştü. “Gölge tiyatrosu” benzetmesi tam burada devreye giriyor: Halk gerçek sorunlardan uzaklaştırılıyor.
A Milli Futbol Takımımızın Dünya Kupası’ndaki iki maçında gol atamadan erken vedası, büyük hayal kırıklığı yaratırken, “Bizim Çocukları” da eleştirilerin odağı yaptı.
Öte yandan, Kadın Voleybol Milli Takımımızın “Filenin Sultanlarının” ise, Voleybol Milletler Ligi’nin ikinci hafta Ankara etabında 4’te 4 yaparak, 8 maçta 6 galibiyetle üçüncü tura 6’ıncı sırada gitmeleri gurur kaynağı oldu.
Bu iniş-çıkışlar duygusal dalgalanma yaratıyor, milli başarılar moral aşılarken, başarısızlıklar öfke ve tartışma üretiyor. Medya, stadyum ve salonlardaki heyecanı gündeme taşıyarak, marketlerdeki zamları daha az konuşturuyor.
“Duygusal Manipülasyon ve Korku”: Ortadoğu’daki gelişmeler, ABD-İran savaşı, İsrail-Lübnan gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışı tehditleri, tam bir korku ve belirsizlik pompası. Dramatik görüntüler, “Bölgesel savaş” başlıkları, “Enerji krizi kapıda” uyarısı... Bu haberler haklı endişeler taşısa da, sıklıkla abartılarak halkta “Güvenlik önceliği” algısı yaratılıyor. Sonuç? Böyle bir ortamda, her türlü ekonomik hak arayışı ya da adalet talepleri “lüks” görülüyor.
Problem-Tepki-Çözüm: Uluslararası gerilimler “kriz” olarak sunuluyor, halk tepki veriyor, ardından “güçlü liderlik” veya belirli politikalar “çözüm” diye pazarlanıyor. İçerde de zamlar, vergi artışları tek seferde değil, aşama aşama geliyor; halk “biraz daha”ya alışıyor.
YKS sınavlarındaki rekabet ve stres de benzer: Milyonlarca genç geleceğe dair kaygı yaşıyor, sistemin eşitsizliği eleştiriliyor ama reform tartışmaları yüzeysel kalıyor. Medya, bireysel başarı hikayelerine odaklanarak yapısal sorunları gizliyor.
Etiketleme, Seçici Haberleştirme ve Günah Keçisi Yaratma: Karşıt görüşlere “Vatan haini”, “Elit”, “Kaosçu” etiketleri yapıştırılıyor. CHP krizi sırasında taraflar birbirini suçlarken, asıl ekonomik sorunlar unutuluyor.
Seçici haberlerde borsa dalgalanmaları veya altın fiyatlarındaki yükseliş “fırsat” diye sunulurken, emekçilerin alım gücündeki erime küçümseniyor. Tüm bu sorunların faturası da muhaliflere veya dış güçlere yükleniyor.
Dijital Silahlar: Yankı Odası, Yapay Zeka Botlar ve Tıklama Tuzakları: Sosyal medyada trol orduları, bot hesaplar ve algoritmalar devrede. CHP tartışmalarında trendler yapay olarak pompalanıyor, voleybol başarıları viral olurken sınav stresi bireysel başarı-fail hikayelerine indirgeniyor. “Yankı Odası” etkisiyle herkes kendi balonunda kalıyor, farklı görüşler görünmez hale geliyor. Türkiye’de trolleme uzun zamandır bilinen bir gerçek.
Ekonomik Yansımalar ve Büyük Yalan Tekrarı: Savaş gerilimleri altın ve dolarda yükselişi, borsada iniş çıkışları tetikliyor. Medya “güvenli liman” anlatısını yineleyip dururken, asıl fatura yoksul halka çıkıyor. Daha pahalı enerji, gıda ve temel gereksinimler. Yinelenen “Kriz fırsat yaratır” söylemi gibi teknikler yeni değil, güç sahipleri tarih boyunca kullandı, ama dijital çağda hızı ve erişimi katlandı.
Gerçek gündemi korumak için:
Haberleri birden fazla kaynaktan teyit etmek gerekiyor, “Neden şimdi, kim fayda sağlar?” diye sormalı, algoritma balonundan çıkmalı, eleştirel düşünmeyi geliştirmeliyiz.
Emekçilerin, emeklilerin, öğrencilerin seslerini duymalıyız.
Spor başarılarını kutlayalım, siyasi tartışmaları izleyelim, uluslararası gelişmeleri takip edelim, ama asıl mücadeleyi hayat pahalılığına, adaletsizliğe ve eşitsizliğe karşı verelim.
Medya sisini dağıttığımızda, Türkiye’nin gerçek gündemi ortaya çıkacak:
Adil ve eşit gelir dağılımı, demokratik ve barışçıl bir gelecek.
Bu farkındalık, en güçlü direniş aracı olacak.