Başkan Trump’ın Çin ziyaretinde ikili ilişkiler açısından öne çıkan üç konu vardı. İlk Amerikan ticareti açısından tarifelerin nasıl bir yol seyredeceğiydi. Karşılıklı olarak bu tansiyonun artıp artmayacağı veya stabil bir durumun netleşeceği merak konusuydu. İkinci olarak, Tayvan'ın konumu. Amerika'nın silah satışları hakkındaki tutumu. Üçüncüsü ise İran ile ateşkesin bir barış antlaşmasına dönüşebileceği olasılığı. Her üç konuda da sınırlı ama olumlu sayabilecek bir tavır sergilendi.
Trump ve Çin lideri Xi Jinping arasında iki gün süren görüşmeler, Trump'ın "Kurtuluş Günü" tarifelerinden ve iki tarafın geçen yılın sonlarında ulaştığı ticaret uzlaşmasından sonra bile, Washington ve Pekin'in Trump'ın ikinci dönemine başladığında devraldığı çekişme içinde fazla bir ilerleme kaydetmedi.
Başkan Trump, Amerikan ekonomisi için olumlu sayılabilecek Boeing uçaklarının satışı ve Amerikan ihracatını genişletmek için yapılan tarım anlaşmalarını öne çıkardı. Trump, Boeing'in Çin'in 200 jet satın alması için bir anlaşma imzaladığını açıklarken, bu rakamın beklenen 500'ün ve Pekin'in 2017 ziyaretinde satın almayı kabul ettiği 300'ün çok altında olduğu da unutulmamalı.
Zirvenin genel ticari sonuçlarına bakacak olursak, Trump'ın 2017'deki Çin ziyareti ile mukayese edildiğinde, dokuz sene önce kendisine eşlik eden şirketler 250 milyar dolar değerinde anlaşmalar ve mutabakat zaptı imzalamıştı. Bu sefer ise Nvidia'nin gelişmiş H200 yapay zeka çiplerinin Çin'e satışı konusunda bir atılım sağlamadı;
Zirve küresel piyasaları oldukça etkileyen ve Trump'ın kamuoyu anketlerinde onay oranlarını düşüren İran'daki savaşı sona erdirmek için ABD'ye yardım etme konusunda Çin'den herhangi bir kamuoyu taahhüdü almadığı görüldü.
Trump, İran'ın nükleer programını 20 yıl süreyle askıya almasını istediğini, ancak Tahran'dan "gerçek" bir taahhüt gelmesi gerektiğini belirtirken, her iki ülke de savaşın sona ermesi ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda hemfikir oldu.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, İran'a askeri teçhizat göndermeyeceğine söz verdiği belirtilirken Beyaz Saray açıklamasında, her iki liderin de İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği konusunda anlaştığı belirtildi. Durumu yakından takip eden devletler farklı dersler çıkardılar. Örneğin Avrupa.
Avrupa Birliği'nde stratejik özerklik arzusu ve savunma entegrasyonu fikri, hızla benimsenirken, gerekli adımların hükümetlerarası olarak ilerlemesinin kaydedilemediği açık. Ukrayna için çok ihtiyaç duyulan bir güvence gücü, kısmen Orban iktidarında Macaristan ve Slovakya'nın karşı çıkması ve bir Konsey kararının kabulünden yapıcı bir şekilde kaçınmak istememesi nedeniyle, AB yapıları dışından isteklilerden oluşan bir koalisyon tarafından oluşturulmakta. Konsey karar alma sürecinde oybirliği şartının yani sıra, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası operasyonlarının kapsamının belirlenmesi ve harekete geçirilmesindeki başlıca engeller arasında, AB bütçesine askeri veya savunma etkileri olan AB operasyonlarının maliyetlerinin tahsil edilmesi yasağının bugüne kadar katı bir şekilde yorumlanması ve prensipte icrai olmayan görevlerle sınırlı olan ve dolayısıyla NATO'nun Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı tarafından yerine getirilen işlevlerle bağdaşmayan AB'nin entegre komuta yapısındaki sınırlamalar yer alıyor.
Savunma yönetim biçiminde kapsamlı bir revizyon yapılmadan, AB mevcut ikilemi çözebilmesi oldukça güç olarak gozukmekte: Üye devletlerin savunma harcamalarını büyük ölçüde artırmalarına olanak sağlamak, (a) diğer politika alanları üzerinde önemli bir etki yaratmadan veya vergi artışlarını tetiklemeden, (b) savunma politikaları üzerindeki egemenliklerinden feragat etmeden veya (c) neyi kimden satın alacakları konusunda uzlaşmaya varmadan nasıl yapılabileceği pek bilinmiyor. Bu açıdan bakıldığında, Komisyon'un "Avrupa'yı Yeniden Silahlandırma" planı sembolik açıdan yüksek olsa bile, nasıl gerçekleşebilir?