Trafik Cezalarının Amacı Nedir?

Fransa dönüşü, 1983 yılında bir minibüs almıştım ve Osmaniye ile Adana arasında dolmuş şoförlüğüne başlamıştım. O zamanlar Adana’da yeni yayın hayatına giren Günaydın grubuna bağlı Ekspres gazetesine gönderdiğim “Bir Şoförün Not Defterinden” başlıklı yazılarımın yayınlanıp ilgi görmesi üzerine, davet edilerek gazeteye alınmış ve çok arzu ettiğim gazetecilik mesleğime de böylece ilk adımımı atmıştım.

İstanbul Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu mezunuydum, 1980’de şehit edilen gazeteci yazar Abdi İpekçi anısına düzenlenen “Türkiye’de Terör” konulu bilimsel araştırma yarışmasına katıldığım eserimle ikinci olmuştum ama, tüm çabalarıma karşın Türkiye’de gazeteciliğe başlayamayınca, bir yakınımın daveti ile Fransa’ya gitmiştim. Bir yıl sonra Türkiye’ye turistik gezi düzenleyen bir Fransız arkadaşın küçük ama yeni arabasıyla Paris’ten yola çıkmış, Fransa, İsviçre, İtalya, Yugoslavya, Bulgaristan ve Türkiye olmak üzere günlerce ülkelerden, şehirlerden, karayollarından geçmiştik, çoğu yerde de arabayı ben kullanmıştım.

Bu yolculuğumuzda unutamayacağım bir trafik hatası yapmıştım. Büyük bir caddeden Fransa’nın Dijon kentine girerken karşımızdan gelen tüm araçlar bana farlarını yakıyor veya el işaretleri ile uyarıyorlardı. Fransız arkadaşın da uyarısı ile sert bir şekilde durdum, karşıdan gelen araçlar, sağımızdan solumuzdan geçerlerken, anında üzerinde iki polis memuru bulunan motosikletli bir ekip belirdi, önce karşıdan gelen trafiği durdurdular, sonra penceremin önüne gelip, “Mösyö yanlış yöndesiniz, nereye gideceksiniz?” diye sordular, söyledik, sonra da dönmemize yardım ettiler, önümüze düşüp gideceğimiz yola kadar götürdüler ve iyi yolculuklar diyerek ayrıldılar.

İçerisi yolcu dolu minibüsümle Adana’dan Osmaniye’ye giderken Misis civarında büyük bir trafik kazası ile karşılaştık, yol tamamen kapanmış, görevli jandarmalar ve polis ekipleri canhıraş bir mücadele veriyorlardı. Önümüze dikilen bir jandarma eri, yolun banket kısmını göstererek dikkatli şekilde kaza yerini geçmemizi söyledi, hafif yan yatan arabamla banketten ağır ağır ilerlerken bir polis memuru, sert işaretlerle beni durdurdu, penceremin önüne gelerek “Nereye gidiyorsun lan hıyar!” diye bağırdı, jandarmanın geçmemi söylediğini anlatınca “Defol git şuradan” diye bir azarlamayla daha izin verdi, ağır ağır geçip gittim.

Benim o gazeteye gönderdiğim yazılarımın ana kaynağı, Fransa’nın Dijon kentinde ve Adana’nın Misis civarındaki bu trafik kazasında yaşadığım anılarım oldu, benzeri konularla kaleme aldığım yazılarım günlerce Ekspres gazetesinde dizi olarak yayınlandı. Gazeteyi ziyaret eden dönemin Adana Valisi Hayri Kozakçıoğlu, yazılarımı çok beğendiğini ilgiyle izlediğini söylemiş, sonra da gazeteye davet edilerek mesleğime başladım.

1987 yılında gazeteci olarak geldiğim ve 1993 yılından 2007 yılına kadar da Başbakanlık’ta basın müşaviri kadrosunda görev yaptığım Ankara’da 40 yıldan beri kullandığım Dışkapı’dan başlayıp Etlik Kasalar semtine kadar devam eden ana caddede geçtiğimiz aylarda plakama yazılan 9.267 liralık trafik cezasını gördüğümde adeta şoka uğradım. Üç gidiş üç geliş şeridi bulunan, çevresinde bir tek konut ya da iş yeri bulunmayan Ankara’nın en rahat akışlı ana yollarından birisi olan bu caddeye meğer hız limiti getirilmiş, caddenin iki yanına biri geliş diğeri gidiş tarafında olmak üzere sürücülerin pek de fark edemeyeceği iki küçük hız limiti levhası konulmuş, o caddede mobil radarla çok sayıda sürücüye yüksek cezalar yazılmış...
O günlerde sosyal medyada ve televizyonlarda bu şekilde kurulan tuzaklarla ülke genelinde sürücülere bir ayda 50 milyar TL civarında ceza yazıldığı ve bunun haksızlık olduğu tartışılmıştı. O zaman bu cezayı hak etmediğimi düşünerek ödemedim ve son olarak e-Devlet’ten incelediğimde 9.267 TL olan bu cezanın 13.437 TL’ye yükseldiğini gördüm.

O günden sonra bu caddede bazı sürücülerin benim gibi hız limitine uymaya çabaladığını görüyorum ve bir yandan diğer sürücülerin “Yürüsene be!” diye hakaret ve sıkıştırmaları ile boğuşurken, diğer yandan koskoca boş caddede yığılmalara ve sıkışmalara neden oluyoruz. Ana caddede ilerlerken ileride otobüs durağında bir belediye otobüsünün ya da dolmuş minibüsün yolcu aldığını ve hareket etmek üzere olduğunu görüyor ve o hareket etmeden önce yanından uzaklaşabilmek için birazcık gaza dokunuyorsunuz, hızınız yetmiş seksen oluyor. Bu hız limiti uygulamalarının, trafiği rahatlatmak yerine sıkıntı yarattığı açıkça görülüyor.

Geçtiğimiz yıllarda, batı ülkeleri örnek gösterilerek, bir yayanın bilerek ya da bilmeyerek yola adım attığı anda araçlar durup bekleyecek, şeklinde ülkemizde de bir düzenleme yapıldığını hatırlıyorum. Bunu fırsat bilen cehalet artığı insanlarımız kendilerini yola atıyor, trafiği durduruyordu, fahri trafik müfettişleri bunun benzeri olayları izliyorlar, yayaya yol vermeyen araç plakalarına yüklüce para cezaları gönderiliyordu.

Son düzenlemelerle kat be kat artırılan trafik cezalarının, nasıl sonuçlar doğuracağını, bekleyip göreceğiz. Ancak şahsen ben, her konuda olduğu gibi trafik konusunda da baskıların artırılmasından önce toplumsal eğitime önem verilmesi gerektiği inancındayım.