TOURNEFORT SEYAHATNAMESİ’NDEKİ 1711 TARİHLİ ANGORA GRAVÜRÜ HAKKINDA BİR ÇALIŞMA

Ankara tarihi kent dokusu mekânsal yapı analizinin yapılması kent tarihinin yazımında önemli bir aşamadır. Birçok kaynaktan yararlanarak disiplinler arası bir çalışma yapılması gereklidir.

Mehmet Tunçer - Ahmet Soyak

Üzerinde çalışılması gerekli önemli belgelerden biri kente gelen seyyahların (gezginlerin) yazdıkları ve çizimleridir. Kent tarihi üzerine araştırma yapılırken yararlanılabilecek kaynaklara eski haritalar, minyatürler, resim ve gravürleri de dahil etmek gerekir. Çoğu seyahat ve tarih kitaplarında olmak üzere, bir kısmı ayrı olarak basılmış pek çok gravür vardır ve bunlar tarihi araştırmalar için çok değerli kaynaklardır.

Fransız doğa bilimci Joseph Pitton de Tournefort (5 Haziran 1656 - 28 Aralık 1708), "Relation d'un voyage du Levant, fait par ordre du Roy..." isimli 1717 tarihli eserde “Angora Gravürü”, tüm zamanların bilinen en eski ve en güzel gravürdür. 1701'de Ankara’dan geçen Fransız hekim ve botanikçi Tournefort’un 1711 tarihinde çizdiği Angora Gravürü, kenti dönemindeki yapılarla birlikte tanıtmak bakımından önceki çalışmalardan daha önemlidir.

Seyyahımız üç kişi olarak 23 Nisan 1700 tarihinde Marsilya'dan ayrılan gemilerle yola çıkar ve 3 Haziran 1702 tarihinde Marsilya'ya döner. 28 Aralık 1708 de kitabını basamadan ölür. Yayın ancak 1717 'de iki cilt halinde basılır. Aynı yıl ikinci baskı ise 3 cilt olarak basılır. Son ve eksiksiz baskı 1727 'de çıkacaktır.

Tournefort’un seyahatnamesi iki kitaptan meydana gelir. Bu iki kitap, Türkçe baskıda ayrı bölümler halinde ama tek cilt olarak bir araya getirilmiştir. Seyahatnamenin birinci kitabında Tournefort’un Yunan adalarına yaptığı geziler anlatılmaktadır. Büyüklü küçüklü 35 dolayında adayı ziyaret eden Tournefort, korsanların halka yaptığı zulümden acımasız yöneticilere kadar pek çok değişik konudan söz eder. Bu arada gözlediği toplulukların günlük yaşamları ile kültür ve inanç özelliklerini anlatır.

İkinci kitap, daha çok Küçük Asya’ya (Anadolu’ya) ayrılmıştır. İstanbul hakkındaki gözlem ve izlenimleri ayrıntılı olarak yer alır. 18’inci yüzyılın başlarında Anadolu’nun nasıl bir görünüm verdiğini ayrıntılı olarak kaleme almıştır. Gezinin bu bölümünde Tokat, Trabzon, Kars, Ağrı, Amasya, Ankara, Erzurum, Bursa ve İzmit ile sayısız Anadolu kasabasını gezer ve anlatır. Gezinin devamında Erivan ve Tiflis’e de uğrar ve buralardan söz eder.

Bu çalışmanın amacı; Joseph Pitton de Tournefort “Angora Gravürü”nü incelemek ve ters basıldığını kanıtlamaktır. Bu gravürün ters basıldığını ve tüm araştırmacılar tarafından böyle kullanılmakta olduğunu fark ederek birkaç yıldır söylemekte ve yayınlarımızda kullanmaktaydık.

Bir akademik grup gibi sürekli bir araya gelip tartıştığımız gruplardan biri olan “Taşhan Akademisi” Facebook Grubunda tartışırken, Ankara Gezgini Ahmet Soyak ile bu konuda detaylı bir çalışma yaptık ve birlikte bu konuyu yazmaya karar verdik.

ŞEKİL 1. JOSEPH PİTTON DE TOURNEFORT ve SEYAHATNAMESİ’NDE ANGORA GRAVÜRÜ

(Claude Aubriet çizimi http://www.paralosgallery.com/stock_detail.php?stockid=1143 resmin üzerinde gezilirse detaylar ortaya çıkıyor.)

1. GRAVÜR NEDİR?

Gravür, ağaç, taş veya metal bir levhanın oyularak işlenmesi ve bunun bir yüzeye basılması tekniği ve bu teknikle yapılmış resimdir. Fransızca "Gravüre" sözcüğünden alınan gravür, kazıma resim sanatı demektir. Ağaç, metal ve muşamba gibi çeşitli materyal üzerine kazınarak ya da taş üzerine yağlı kalem ile işlenerek ve baskı ile elde edilen resim ya da yazıya "gravür" adı verilmektedir.

Gravür sanatı, çinko, bakır, madeni veya tahta ya da linolyum (=muşamba) gibi plakalara kazıma tekniğini içerir ve kazınan resimlerin kâğıda basılması ve çoğaltılmasıyla elde edilir.

Gravür, esas olarak iki teknikle yapılır: Tahta üzerine kabartma gravür ve metal üzerine oyma gravür.

TAHTA ÜZERİNE KABARTMA GRAVÜRLER:
a- Lifli tahta üzerine kazıma gravür tekniği
b- Uç tahta gravür tekniği
c- Tümsek gravür tekniği
d- Japon gravür tekniği

METAL ÜZERİNE OYMA VB. GRAVÜRLER:
a- Kazı gravür tekniği
b- Kalburlama gravür tekniği
c- Kuru uç gravür tekniği
d- Siyah usul veya mezzo tinto tekniği
e- “Ofort” tekniği
f- “Acqutinta” teknikleri
g- Kalem tarzı gravür veya ruletli gravür tekniği
h- Yumuşak vernik tekniği
i- Bakır üzerine silme tekniği

ŞEKİL 2. JOSEPH PİTTON DE TOURNEFORT (1656-1708) ve SEYAHATNAMESİ (RELATİON D'UN VOYAGE DU LEVANT, FAİT PAR ORDRE DU ROY)

(Kaynak: https://artuk.org/discover/artworks/joseph-pitton-de-tournefort-16561708-126509, Erişim 14.05.2017)

2. JOSEPH PİTTON DE TOURNEFORT SEYAHATNAMESİ VE ANGORA GRAVÜRÜ

Fransız botanikçi Joseph Pitton de Tournefort (1656-1708) Aix-en-Provence'da varlıklı bir aile içinde doğar, ilk önce tanrıbilim (teoloji) dersleri izler ancak genç yaştan beri doğa bilimlerine eğilim gösterir. Bu yüzden Montpellier'de tıp öğrenimi görüp 1681'de botanik araştırmaları yapmak üzere Barcelona'ya gelir.

1694 yılında üç ciltlik ve 8.846 bitkinin sınıflandırmasına ilişkin ilk eserini yayınlar; 1698'de Paris Tıp Fakültesinden doktor unvanını alır ve bu kazanımı yapıtının Latince çevirisi izler.

Doktor ve doğa bilimcisi olarak ün salmış, Batı Avrupa'da (İspanya, Portekiz, Hollanda, İngiltere'ye) seyahat etmiş, botanoloji ile ilgili kitaplar yayınlamış, 50.000'e yakın kitaptan meydana gelen bir kitaplık oluşturmuştur. Ayrıca yerel kıyafet, silah, mineral, deniz kabuğu ve daha başka ilginç şeylerden oluşan hayranlık uyandıran koleksiyonlar sahibi olmuşken, kral 14. Louis ona Kraliyet Botanik Bahçesine yeni bitkiler getirme görevini verir.

Tournefort 1700 yılının ilkbaharında, 44 yaşındayken, yanına yol arkadaşı olarak bir ressam ve bir doktor alarak Yakın Doğu'ya doğru yola çıkar. Seyahate yardımcıları ile çıkar. Biri Anspach'lı bir Alman hekim olan Gundelscheimer ve diğeri Champagne bölgesindeki Chalon'dan ressam Aubriet'dir. Metni süsleyen resimleri Aubriet yapmıştır.

Ege adalarından 38 tanesini ziyaret eder, Kuzey Anadolu'nun her tarafını gezip Karadeniz ve Ermenistan yörelerine gelir, Tiflis'e varır. Tournefort, 1702 yılının Haziran ayında Marsilya'da karaya ayak basar.

Kaleme aldığı metin (Dışişleri bakanı Kont de Pontchartain'e yolladığı mektuplar biçiminde) ilk olarak 1717'de yayınlanır, bu ilk yayını birçok yeni baskı izler ve eser İngilizce, Almanca ve flamanca gibi dillere- ilk kısmı Yunancaya da - çevrilir. Yeni keşfettiği bitkilerin daha önce belirlemiş olduğu sınıflandırma sistemine eklenmesi sonucu olarak 1703'te yeni bir cilt yayınlar.

ŞEKİL 3. TOURNEFORT SEYAHATNAMESİ - KARADENİZ EREĞLİ’Sİ (ELEGRİ) ve TRABZON (TREBISONDE) GÖRÜNÜMÜ (1717)

(Kaynak : http://77.235.53.28/~turkisht/archive/fullsize/3d132e09e6b6a19926c107b65f2e311c.jpg, Erişim: 03.05.2017 ve http://tr.travelogues.gr/item.php?view=43536 Erişim 21.05. 2017)

Ankara'dan geçen seyyahların anıları şehrin halk tarafından nasıl adlandırıldığını göstermek bakımından fikir vericidir. Örneğin Ankara Muharebesi'nde (1402) Yıldırım Bayezid'in yanında bulunan ve savaş sonunda esir edilen Alman seyyah Johannes Schiltberger, anılarında şehrin (Almanca yazılışı ile) Angury veya Engury (Türkçe okunuşu ile Anguri veya Enguri) olduğunu belirtir. 1648'de şehri ziyaret eden Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Ankara'yı Unguriye diye yazmıştır.

17. ve 18. yüzyıllarda Ankara'dan bahseden bazı Batılı seyyahlar da Batılılarca Angora olarak adlandırıldığını belirttikleri şehrin Türklerce adlandırılışını verirler. Tournefort da Gravüründe kenti ANGORA olarak adlandırmıştır. Anglosakson yazarlar şehrin yerel adının (muhtemelen İngilizce telaffuzla) Angora veya Engere, resmen "Angara" olarak ama halk tarafından "Engüre" ve İngilizce yazılışı ile Enguri (Türkçe okunuşu ile "Engüri") olarak belirtirler.

“….Ünlü Ankara kentine, dört saatlik bir yürüyüşten sonra, bazı yerleri çok iyi ekilmiş bir vadiden geçerek 22 Ekimde (1701) ulaştık. Angora, ya da bazılarının telaffüz ettiği biçimiyle Angori ve Türklerin verdiği adla Egür, Doğu’daki bütün diğer kentlerden daha çok hoşumuza gitti. Bir zamanlar Toulouse çevresine ve Ceve’nnes ile Pirieneler arasında kalan bölgeye egemen olan yiğit Galyalıların kanlarının bu yöre halkının damarlarında hala akmakta olduğunu düşündük. Trezes, İmparator Augustus’u kentin kurucusu olarak belirttiğine göre, imparator belki de Ankyra kentini güzelleştirdi ve burada yaşayan halk da bir şükran borcu olarak hala Asya’da bulunan bu en büyük anıta onun adını verdi.” (Şekil 4)

ŞEKİL 4. MONUMENTUM ANCYRANUM’UN GÜNÜMÜZDEKİ DURUMU (Fotoğraf: A. Soyak, 2014)

Bu anıtın tamamı iri parçalı beyaz mermerdendi ve bugün de ayakta olan duvarları köşelerde dik açılı olarak almaşık biçimde birbirlerine geçen tek tek parçalardan oluşur ve bunların kenarları üç ya da tek ayak uzunluğundadır”.. Augustus Mabedinin ve yazıtın genişçe bir tasviri burada yer alıyor. Konumuz dışı olduğundan burada yer vermiyoruz.

Kent tarihçilerinin uzun yıllardır yararlandığı, bir çok yayında, araştırmada verilen ünlü Angora Gravürü, Stefanos Yerasimos’un editörlüğünü yaptığı “Tournefort Seyahatnamesi” kitabında Ankara’nın anlatıldığı 226-230 sayfalarda değil de “..Tiflis’e gitmek için Erzurum’dan yola çıktık…” satırlarının yer aldığı sayfa 142 ‘de yer almıştır. (Şekil 5) Bu sayfalarda Angora ile ilgili herhangi bir açıklama bulunmamasına rağmen neden burada verildiği de anlaşılamamıştır.

“…..Ankara şu anda Anadolu’nun en iyi kentlerinden biri ve eski görkemli dönemlerinin izlerini taşımakta. Sokaklarında sütunlara ve eski mermerlere rastlanmakta; bunlar arasında, Marsilya yakınındaki Pennes’de bulunanlara benzeyen beyaz benekli, kırmızıya çalan lal renkli bir tür de görülmekte…

ŞEKİL 5. JOSEPH PİTTON DE TOURNEFORT SEYAHATNAMESİ’NDEKİ ANGORA GRAVÜRÜ

(http://historic-cities.huji.ac.il/turkey/ankara/maps/tournefort_1717_ankara.html, Erişim 03.05.2017)

Günümüzdeki evler kerpiçten yapılmış olsa da duvarlarda çok güzel mermer parçaları da kullanılmış. Kentin surları alçak ve harap mazgallarla son buluyor, ne var ki, surlarda, özellikle de kulelerde ve kapılarda, hiçbir ayırım yapılmaksızın, duvarcılık malzemeleriyle yan yana kullanılmış sütunlar, baştabanlar, sütun başlıkları, sütun kaideleri ve diğer antik parçalar var; bununla birlikte kuleler ve kapılar güzel değil: Kuleler kare planlı, kapılarsa çok basit. Yazıtların bulunduğu yanda birçok mermer parçası kullanılmış olmasına karşın, çoğu Yunanca, bazılarıysa Latince, Arapça ya da Türkçe olan yazıtlar hala okunabiliyor….”

3. JOSEPH PİTTON DE TOURNEFORT ANGORA GRAVÜRÜ’NÜN BASKI YÖNÜ HAKKINDA ARAŞTIRMA

1711 Tournefort Seyahatnamesinde Angora Gravürü Şekil 5’deki gibi yayınlanmıştır. Bu Gravür böyle basıldığı için günümüze kadar pek çok araştırmacı bu gravürü doğru varsayarak bu yönde kullanmıştır.

1986 Yılında açılan Ankara Büyükşehir Belediyesi “Ulus Tarihi Kent Merkezi Yarışma Şartnamesi” kapağında da Tournefort’un gravürünü bu şekilde kullanılmıştık (Şekil 6). 1999 yılında Japonya’da yayınlanan “Historic Towns In Anatolia / A Future For Our Past - Case: Ankara” başlıklı yazımda da gravürü aynı şekli ile kullanmıştım.

ŞEKİL 6. ULUS TARİHİ KENT MERKEZİ ÇEVRE DÜZENLEME YARIŞMA ŞARTNAMESİ KAPAĞI, 1986. (Kaynak: Mehmet Tunçer Arşivi, Ankara Büyükşehir Belediyesi, İmar Dairesi Başkanlığı)

Ancak, daha sonraları bu çizimin mekânsal olarak gerçeğe aykırı olduğunu düşünerek tamamıyla ters şekilde kullandım. Ankara şehri, 1711 tarihinde de şimdi de; böyle görüntü verdiği istikametten (güney-batı) bakıldığında mekânlar hiç de olması gereken yerlerinde değildi.

Gravürün, o dönemdeki baskı tekniğine bağlı olarak bir ters baskı söz konusu olduğunu düşünüyoruz. Bu ters baskı da tam birebir mekânlar ile örtüşmüyor ama diğer baskıya göre bu şekil daha gerçeğe yakın.

ŞEKİL 7. ANGORA GRAVÜRÜ’NÜN GERÇEK TOPOĞRAFYA ÖZELLİKLERİNE DAYALI OLARAK OLMASI GEREKLİ YÖNÜ (Kaynak : Gönül Genç Arşivi)

Tournefort Gravürünün kitabındaki siluetini en iyi veren 50. Yıl Parkı, Seyranbağları istikametidir (Şekil 8). Arazide binaların görüşe izin verdiği Seyranbağları Zafer mahallesini tercih edilerek Tournefort'un Gravürü gerçek görüntünün üzerine uyarlanmıştır. Bu açı çok yakın bir siluet vermiştir. Ancak, Tournefort bu kadar uzaktan bakmış olamaz, dürbünle bakması gerektir. Ayrıca 300 yıl önce Seyranbağları’na ulaşmak mümkün müydü bilemiyoruz. Seyranbağları istikametinden sadece siluet uyuyor ama oradan İç ve Dış Kale Surları asla görülmez. Buradan bakıp hiç göremeyeceği iç surları çizmesi mantık dışıdır. Ama gravürde her şeyi hatta o surdaki kapıyı bile görünür çizilmiştir.

Şekil 8. TOURNEFORT'UN GRAVÜRÜNÜN SİLÜETİNİ VEREN 50. YIL PARKI, SEYRANBAĞLARI İSTİKAMETİNDEN ÇEKİLEN FOTOĞRAF ÜZERİNE GRAVÜR YERLEŞTİRİLMİŞTİR (Fotoğraf ve kolaj: A. Soyak)

Gezginin bu mesafeden Kaleyi çıplak gözle görmesi imkânsızdır. 50 Yıl Parkı’ndaki görüntü neredeyse birebirdir. 50. Yıl parkından bakılıp çizilmesi daha olası görünmektedir. Buradan siluet aynıdır ama oradan da çizimdeki hiç bir mekân görünemez. İç ve dış sur o cephede bulunmamaktadır. Hem de surdaki kapı bile çizimde var. Sanki bir kaç çizimden harmanlama yapılmıştır.

Günümüzde her yer binalar ile kuşatılmıştır. Eski görüntüleri artık almak mümkün değildir ancak bina aralarından yaklaşık görüntü ile yetinmekteyiz.

Gravürü üst üste çakıştırarak test ettik ve siluetin çok uyumlu olduğu belirlenmiştir. Ancak sadece siluet ve sanırız bu siluet 300 yıldır insanları yanıtmış, ayrıntıya girerek araştırılmamış, kopyala yapıştır ile Gravürü kullanmışlardır.

Şekil 9. TOURNEFORT'UN GRAVÜRÜNÜN SİLÜETİNİ VEREN 50. YIL PARKI, SEYRANBAĞLARI İSTİKAMETİNDEN ÇEKİLEN FOTOĞRAF ÜZERİNE GRAVÜR YERLEŞTİRİLMİŞTİR (Fotoğraf ve kolaj: A. Soyak)

Gravürün tersliğini savunduk ama doğru olduğuna ısrar edenlerin varlığı bizi bu çalışmaya sürükledi. Kanıtlar ile bu gravürün ters olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.

Şekil 10. TOURNEFORT'UN GRAVÜRÜNÜN SİLÜETİNİ VEREN 50. YIL PARKI, SEYRANBAĞLARI İSTİKAMETİNDEN ÇEKİLEN FOTOĞRAF ÜZERİNE GRAVÜR YERLEŞTİRİLMİŞTİR (Fotoğraf: A. Soyak)

Şekil 10 ‘da görüldüğü gibi siluet haricinde hiç bir mekân uyumu bulunmamaktadır. Bu görüntüde iç ve dış surlar öte taraftadır. Oysa gravürde bu yönde gösterilmektedir. Bu kare gravürün doğru yönden Ankara'yı göstermediğinin en büyük kanıtlarından biridir.

Şekil 11. TOURNEFORT'UN GRAVÜRÜ ÜZERİNDEKİ YAPILAR BU AÇIDAN BAKILDIĞINDA GÖRÜNMEMEKTEDİR (Fotoğraf ve kolaj: A. Soyak)

Gravürün kitaba baskı yapılırken ters basıldığı varsayımı ile bir program ile kitaptaki Gravürü ters çevirdik. Bu silüeti Anıtkabir istikameti verir diye Anıtkabir'in bahçesinden fotoğraflandı ve burada Akkale ile Şark Kale'nin arası açıldı. Ama şehirleşme nedeniyle tam açıyla fotoğraf almamız mümkün değildir. Ama bu açının yaklaşık bir bakışla bize ufuk açacağı kanısındayız.

ŞEKİL 12. ANITKABİR'İN BAHÇESİNDEN ÇEKİLEN FOTOĞRAF GRAVÜR İLE BİRLEŞTİRİLDİ VE BURADA AKKALE İLE ŞARK KALE'NİN ARASI AÇILDI (Fotoğraf ve kolaj: Ahmet Soyak)

ŞEKİL 13. GRAVÜRDEKİ ÖNDEKİ ANTİK KALINTILARIN MALTEPE'DE BULUNAN VE 2009 YILINDAKİ KAZILARDA GAZİ ÜNİVERSİTESİ BAHÇESİNDEN ÇIKAN ROMA –BİZANS NEKROPOLÜ KALINTILARI OLDUĞUNU TAHMİN EDİYORUZ.

Gravür gerçek görüntü üzerine bindirildi ve açının farklı olduğu saptandı. Roma Dönemi’nde Galatia Eyaleti’nin başkentliğini yapan Ancyra kentinin anıtsal yapıları ve diğer çarpıcı kalıntıları ile olası nekropol alanları genellikle Ankara’nın Erken Cumhuriyet Dönemi imar faaliyetleri sırasında gerçekleşen hafriyat çalışmaları ile açığa çıkarılmıştır.

Gravürdeki öndeki antik kalıntıların Maltepe'de bulunan ve 2009 yılındaki kazılarda Gazi Üniversitesi bahçesinden çıkan Roma –Bizans Nekropolü kalıntıları olduğunu tahmin ediyoruz (Şekil 13).

Ankara Celal Bayar Bulvarı üzerindeki, Gazi Üniversitesi Sıhhiye Kampüsünde (7377 Ada, 7 nolu parsel) inşa edilen Mühendislik ve Mimarlık Fakültesindeki yapılaşma faaliyetleri sırasında ortaya çıkarılan Maltepe Erken Bizans Dönemi Mezar Alanı olasılıkla Ancyra kentinin daha önce bir bölümü tespit edilen Güney Nekropolü’nün devamı niteliğindedir. Yapılaşma faaliyetleri sırasında, arkeolojik katmanın önemli ölçüde tahrip edilmesinden sonra Kültür ve Turizm Bakanlığına yapılan bir ihbar neticesinde başlayan kazılar sonucunda Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Melih Arslan Başkanlığında, Müze Arkeologlarından Mahmut Aydın tarafından 4.5.2009 tarihinde kurtarma kazısı başlatılmış ve 26.06.2009 tarihinde sona ermiştir. Gerçekleştirilen kurtarma kazısı sonucunda bu alanda tahrip edilmiş olası bir kilisenin küçük bir kısmı ve kilise cemaatine ait olması muhtemel beşik tonozlu bir mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır (Şekil 14) .

Kazı sonucunda tüf ana kayaya oyularak yapılmış “Hypogeum” (Hipoje/Yere Gömülü) tipi bir mezar yapısı ile hipoje mezar yapısının dışına gömülmüş, on bir adet toprağa gömülü, tuğlalarla çevrilmiş, çeşitli tiplerde Erken Hristiyanlık Dönemi mezarlar ortaya çıkarılmıştır.

ŞEKİL 14. MALTEPE'DEN GAZİ ÜNİVERSİTESİ BAHÇESİNDEN ÇIKAN ROMA –BİZANS NEKROPOLÜ KALINTILARI ve AYNI NOKTADAN KALE’YE BAKIŞ

(Kaynak : Aydın, M., Zoroğlu, C., 2016, Ankara’da Erken Bizans Dönemi Mezar Alanı Kazısı, Fotoğraflar Ahmet Soyak ve Gönül genç arşivi )

Ankara’da Erken Cumhuriyet Dönemi yapılaşması zamanında aynı bölgede gerçekleşen kurtarma kazılarında ortaya çıkarılan mezarlar ve bunlarla ilişkili yazıtlar nedeniyle bu alanın kentin Güney Nekropolü olarak kullanıldığı ve en erken MS 3. yüzyıldan itibaren gömü yapılmış olduğu tespit edilmiş idi.

Bununla birlikte 5x5 m. ölçülerinde açmalarla çalışma yapılan kazı alanında büyük bir bölümü tahrip edilmiş olası bir kilisenin küçük bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. Seyyahların bu kiliseye gelerek bu noktadan kente baktıkları ve çizimlerini yaptıkları tahmin edilmektedir.

Bu noktadan bakıldığında tıpkı 18. Yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Ankara’nın yağlıboya tablosuna benzer bir görünüm vermektedir.

Ankara’nın bilinen en eski resmi olarak kabul edilen ve yapılış tarihi ile ressamı bilinmeyen bu yağlı boya bir tablo halen Amsterdam’daki Ryjkmuseum’da bulunuyor. Kesin olmamakla birlikte 1730’larda yapıldığı tahmin edilen ve yaklaşık 300 yıl öncesinin Ankara panoraması olan bu resim 117 x 198 cm ebadında olup müze kayıtlarında “Ankara Manzarası” olarak geçiyor.

Yakın zamana kadar Halep’e ait olduğu zannedilen bu resmin Ankara’ya ait olduğu 1970 yılında Prof. Dr. Semavi Eyice tarafından kanıtlanmış. Ankara Manzarası’nın üst tarafında; o zamanlar kentin merkezi olan Ankara Kalesi, alt tarafında ise 18. yy Ankara’sının ticaret hayatının esasını teşkil eden tiftik dokumacılığından sahneler görülüyor (Şekil 15).

Tournefort’un Gravürü de bu noktaya yakın bir yerden çizilmiş olmalı. Çünkü günümüzde olmayan üçüncü sur duvarları ve giriş kapıları, yapılar ve siluet birbirine çok benzemektedir.

ŞEKİL 15. ANKARA’NIN BİLİNEN EN ESKİ RESMİ OLARAK KABUL EDİLEN VE YAPILIŞ TARİHİ İLE RESSAMI BİLİNMEYEN BU YAĞLI BOYA BİR TABLO HALEN AMSTERDAM’DAKİ RİJKMUSEUM’DA BULUNUYOR. TOURNEFORT’UN GRAVÜRÜ DE BU NOKTAYA YAKIN BİR YERDEN ÇİZİLMİŞ OLMALI.

Şekil 15 ‘de görüldüğü gibi bu açının mekânları gerçeğe yakın gösterdiği açıkça görülüyor. Surlar yerinde, Bedesten yaklaşık yerinde çizilmiş. Bedesten Aslanhane Camisinin solunda değil sağında. Kapı şimdi kapatılmış olan Ala Kapı olabilir (Işıklar caddesini bitim yerinin üzerindedir). Aksini söylemek için subjektif değerlendirmeler yerine sağlam kanıtların ileri sürülmesini beklemek gereklidir.

ŞEKİL 16. BU AÇIDAN SURLAR, BEDESTEN, AKKALE ve ŞARKKALE YAKLAŞIK YERİNDEDİR. KAPI ŞİMDİ KAPATILMIŞ OLAN ALA KAPI OLABİLİR (Fotoğraf ve kolaj: A. Soyak, 23.02.2017)

ŞEKİL 17. GENE MALTEPE’DEN ROMA HAMAMI KALINTILARI, 3. SUR DUVARININ İSTANBUL, ESET, İZMİR VE NAMAZGÂH KAPILARI SAPTANABİLMEKTEDİR.

4. SONUÇ

Joseph Pitton de Tournefort Seyahatnamesinde (1717) yer alan “Angora Gravürü” günümüzde (2017) çeşitli açılardan incelenmiş ve ters basıldığını kanıtlamaya çalışan görsel ve mekânsal bir çalışma yapılmıştır. 300 yıllık yanlışın düzeltilmiş olduğunu söyleyerek yazımızı tamamlıyoruz.

Ankara Mayıs 2017

KAYNAKLAR

AYDIN, M., ZOROĞLU, C., 2016, ANKARA’DA ERKEN BİZANS DÖNEMİ MEZAR ALANI KAZISI / EARLY BYZANTINE CEMETERY EXCAVATION IN ANKARA, Selçuk Üniversitesi, Edebiyat Fak. Dergisi.

AYDIN, M., ARSLAN, M., 2010, “ANKARA MALTEPE KURTARMA KAZISI 2009”. 19. Müze Çalışmaları ve Kurtarma Kazıları Sempozyumu. Ankara, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.

EYİCE, S., 1972, “ANKARA’NIN ESKİ BİR RESMİ, TARİHİ VESİKA OLARAK RESİMLER-ANKARA’DAN BAHSEDEN SEYYAHLAR-ESKİ BİR ANKARA RESMİ”, Türk Tarih Kurumu “Atatürk Konferansları”, IV.Ciltten Ayrı Basım, Ank.

TOURNEFORT, Joseph Pitton de. RELATİON D’UN VOYAGE DU LEVANT, FAİT PAR ORDRE DU ROY. Contenant l’histoire ancienne & moderne de plusieurs Isles de l’Archipel, de Constantinople, des côtes de la Mer Noire, de l’Armenie, de la Georgie, des frontières de Perse & de l’Asie Mineure. Avec les plans des villes & des lieux considérables..., vol. ΙΙ, Paris, Imprimerie Royale, M.DCCXVII [=1717].

"TOURNEFORT SEYAHATNAMESİ", 2013, Joseph De Tournefort, Ed. Stefanos Yerasimos, 4. Basım, Kitap Yay., İst.,

TUNÇER, M., 2014, “ANKARA’DA VAKIF MÜLKİYETİNDEKİ BEDESTEN VE HANLARIN GELİŞİMİ VE ŞEHİR EKONOMİSİNİN DÖNÜŞÜM SÜRECİ (15-20.YY) “, VAKIF HAFTASI, 6 Mayıs 2014, TOBB Üniversitesi-Ankara, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve TOBB Üniversitesi işbirliği ile gerçekleştirilen "Vakıf ve İktisat Sempozyumu".

TUNÇER, M., Edited By TERASAKA, A., MIZUUCHI, T., YAMAMOTO, K., Ve Diğerleri, Dept.Of Geography, Fac.Of Literature, Osaka City University, Ryutsu Keizai University, Osaka, Japan, “GEOGRAPHICAL VIEWPOINTS IN THE MIDDLE EASTERN CITIES IV: MIGRATION AND ANKARA PART 2”, Chapter II: HISTORIC TOWNS IN ANATOLIA: PART I, 1999.

ULUS TARİHİ KENT MERKEZİ ÇEVRE DÜZENLEME YARIŞMA ŞARTNAMESİ, 1986, Ankara Büyükşehir Belediyesi.

Milli Kütüphane, http://www.mkutup.gov.tr/gravurler/grv-tarihce.html

http://tr.travelogues.gr/collection.php?view=124

https://ipfs.io/ipfs/QmT5NvUtoM5nWFfrQdVrFtvGfKFmG7AHE8P34isapyhCxX/wiki/Ankara_(isim).html

http://historic-cities.huji.ac.il/turkey/ankara/maps/tournefort_1717_ankara.html

http://mehmet-conservation.blogcu.com/historic-towns-in-anatolia-a-future-for-our-past-case-anka/10239969

Mehmet Tunçer Prof. Dr., Çankaya Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Ahmet Soyak Kent Kâşifi, Ankara Doğası, Tarihi ve Arkeolojisi Araştırmacısı.