Temmuz Ayı Yakıyor

Takvimler 2 Temmuz’u gösterdiğinde, hafızamızda hep aynı görüntü canlanır, Sivas’ta Madımak Oteli’nin alevleri. 1993 Yılının 2 Temmuz’unda 37 can, bir şehrin göbeğinde, izleyenlerin gözü önünde yanarak can verdi. Aradan 33 yıl geçti, ama “Madımak” kelimesi hala bu ülkenin vicdanında kapanmamış bir yara olarak duruyor. Belki de bu yüzden Temmuz, Türkiye için hep biraz “yakan” bir ay oldu, bazen ateşle, bazen simgesel olarak.

Cep Yakan Enflasyon

Bu yıl da Temmuz yine yakacağa benziyor. Yarın, 3 Temmuz’da açıklanması beklenen enflasyon rakamı, milyonlarca emeklinin ve dar gelirlinin cebini bir kez daha etkileyecek. Zam beklentileri, hesap tabloları, “Yine yetmeyecek” endişesi... Rakamlar her ay değişse de öykü hep aynı, enflasyon, geçtiğimiz onlarca yılda olduğu gibi, sıradan vatandaşın günlük yaşamının en yakıcı gündem maddesi olmayı sürdürecek.

Haziran ayı enflasyonu ile birlikte emeklilerin alacağı zam oranının yüzde 18’ler seviyesinde kalacağı öngörülüyor. Emeklinin aylık enflasyon sepeti ile TÜİK’in enflasyon sepeti arasında yine dağlar olacak, emekli ve asgari ücretle geçinenler için mevsimsel ürünlerin ucuzlamasına rağmen Temmuz ayı daha da yakıcı hale gelecek.

Ankara’da NATO Zirvesi

Bu yıl Ankara, uluslararası siyasetin merkezine oturacak, 7-8 Temmuz’da başkentte 36. NATO Zirvesi düzenlenecek, 32 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanı, çok sayıda davetli lider ve binlerce yabancı konuk ağırlanacak.

2004 İstanbul zirvesinden bu yana Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı ikinci NATO zirvesi olması bakımından önemli bir organizasyon bu. Ankara’nın caddeleri günler öncesinden trafiğe kapatılırken, şehir bir yandan güvenlik telaşı, bir yandan da “Dünya siyasetinin kalbi bu yaz burada atacak” söylemiyle hazırlanıyor.

Bu kritik toplantı, hem ittifak içi gerilimleri hem de bölgesel sıcak konuları masaya yatıracak. Ukrayna’dan Karadeniz’e, savunma harcamalarından enerji güvenliğine kadar geniş bir gündem var. Türkiye’nin stratejik konumu bir kez daha öne çıkıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın masada hangi kartları oynayacağı, F-35 meselesinden İsveç-Finlandiya süreçlerinin kalanlarına kadar birçok başlığı belirleyecek.

Aynı günlerde ABD-İran gerilimi de zirveye tırmanıyor. Doğrudan “savaş” kelimesi dillendirilmezse de, karşılıklı tehditler, İsrail faktörü, nükleer program tartışmaları ve Körfez’deki askeri hareketlilik bölgeyi kaynatıyor.

Türkiye, bu denklemde hem NATO müttefiki hem de komşu coğrafyada denge unsuru olma zorluğunu yaşıyor. Bir yandan Batı ile ilişkileri, diğer yandan İran ve Suriye gibi aktörlerle komşuluk ilişkilerini yönetmek kolay değil. Ankara bölgemizdeki bu yangından zarar görmeden çıkmanın yollarını arayacak.

CHP, DSP Örneğini Unutmasın

Temmuz ayının bir diğer yakıcı gündem maddesi de CHP’deki gelişmeler ve gelinen yol ayrımı olacak.

54 Yıl önce, 2 Temmuz 1972’de Bülent Ecevit, partinin genel başkanlığına seçilerek CHP’yi yeni bir çizgiye taşımıştı. O dönem parti, güçlü bir lider etrafında birleşme ve toparlanma öyküsü yazıyordu.

12 Eylül askeri darbesi sonrası siyaset yasağı getirilen ve yasakların bir referandumla kaldırılmasından sonra bu kez de DSP’nin başına geçen Ecevit, 1999 seçimlerinde yüzde 22 oyla, ANAP ve MHP ile kurulan koalisyon hükümetinin büyük ortağı olarak Başbakanlık koltuğuna oturdu.

Türkiye’de de etkili olan 2001 ekonomik krizinden çıkış yolu ararken, yurt dışından getirttiği Kemal Derviş’i ekonominin başına getirmek zorunda kalan Ecevit’in gerek sağlık sorunları gerekse koalisyon ortaklarıyla yaşanan çatışmalar nedeniyle, partide milletvekillerinden oluşan “Dokuzlar” hareketinin “Ecevit’siz DSP” çağırıları yükselmeye başladı. “Ecevit’in sağ kolu” olarak bilinen Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, 8 Temmuz 2002’de istifa ederek partiyi bölünmeye götürdü. İsmail Cem, Kemal Derviş derken, koalisyonun büyük ortağı DSP’nin TBMM’deki sandalye sayısı bir anda, 128’den 64’e düştü. Özkan, Cem, Derviş ve arkadaşları, merkezde sol bir alternatif oluşturmak için Yeni Türkiye Partisi’ni kurdular.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin erken seçim çağrısı sonrası 3 Kasım 2002’de yapılan seçimlerde iktidar ortağı DSP, Abdullah Öcalan’ın yakalanmış olmasına rağmen yüzde 1,22 oy, büyük umutlarla kurulan YTP ise yüzde 1,13 oy alarak yüzde 10 barajının altında kaldılar.

Sonuç, 1999 seçimlerinde baraj altında kaldığı için parlamentoda yer bulamayan Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 19,39 oyla 178 milletvekili, Adalet ve Kalkınma Partisi yüzde 34,28 oyla 363 milletvekili kazandı. O gün bugündür de AKP iktidarını sürdürüyor.

Bugün yine, “Tarih tekerrürden ibarettir” dedirten gelişmeler yaşanıyor. CHP’de “Mutlak Butlan” kararıyla başlayan kriz, partiyi fiilen iki başlı hale getirdi ve şimdi konuşulan, birleşme değil, olası bir bölünme. Kimi milletvekillerinin yeni bir çatı altında toplanabileceği, kurultay tartışmalarının parti tarihinin en büyük krizlerinden birine dönüştüğü konuşuluyor.

CHP’nin bölünmesi demek, milyonlarca umutsuz ve küskün seçmen demek olur. Sosyal medyadaki paylaşımlara ya da yandaş, candaş kanallarda çıkıp konuşanlara bakarak kimse oy vermez.

Partinin ilkelerine uymayanlar hızla partiden uzaklaştırılmalı ve arınmalı, seçmende umut yaratan siyasetçilere de parti yönetiminde yer verilerek, şimdiden halka acı da olsa gerçekçi bir kurtuluş reçetesi açıklanmalıdır.

Bu yaz, seçim hazırlıklarıyla geçirilmelidir, bölünme tartışmalarıyla değil.