Teknikten Kaçış

Son yıllarda fotoğraf konuşurken aynı sorularla karşılaşıyoruz. ISO kaç olmalı, diyafram nerede kullanılmalı, enstantane yeterince hızlı mı, netlik doğru mu… Bu sorular yanlış değil. Aksine, fotoğrafla ilgilenen herkesin bir noktada sorması gereken sorular. Ama sorun şu ki, fotoğrafı yalnızca bu soruların cevaplarına indirgediğimizde, geriye anlatacak çok az şey kalıyor.


Teknik, fotoğrafın temelidir. Diyafram alanı kontrol eder, enstantane zamanı belirler, ISO ışıkla ilişkimizi düzenler. Bunlar fotoğrafın alfabesidir. Ama alfabe bilmek, anlatacak bir hikâyenin olduğu anlamına gelmez. Bugün çok sayıda teknik olarak kusursuz fotoğraf görüyoruz. Net, temiz, doğru pozlanmış… Fakat çoğu, bakıldıktan birkaç saniye sonra unutuluyor. Çünkü fotoğraf doğru olsa da, yaşanmış değil.


Atölyelerde bunu sıkça gözlemliyorum. Öğrenciler fotoğraf çekmeden önce makineyi değil, kendilerini sorguluyorlar. Enstantaneyi mi kaçırdım, diyafram çok mu açık, ışık yeterli mi… Yanlış yapma korkusu, fotoğrafın önüne geçiyor. Oysa fotoğraf, önce bir bakma biçimidir. Ayarlar sonra gelir.


Bazen önüme teknik olarak sorunlu bir kare geliyor. Enstantane biraz yavaş kalmış, diyafram ideal noktada değil, ışık sert ya da dengesiz. Ama fotoğrafın içinde bir şey var. Bir an, bir ifade, bir duruş… İşte o zaman teknik geri çekiliyor. Çünkü o kare, fotoğrafçının orada gerçekten bulunduğunu hissettiriyor.
Teknik, fotoğrafçıya güven verir. Sayılar nettir, kurallar bellidir. Ama insan öyle değildir. İnsan kararsızdır, bazen acele eder, bazen durur, bazen yanlış yapar. Fotoğraf da bu yüzden canlıdır. Her şeyi kontrol altına almaya çalıştığımızda, fotoğraf da kontrol edilmiş, steril bir şeye dönüşür.


Bazen fotoğrafçı tekniğe sığınır. Çünkü hissetmek risklidir. Kendi bakışını ortaya koymak, yanılma ihtimalini kabul etmek demektir. Bu yüzden bazı fotoğraflar kusursuz ayarlarla çekilmiştir ama izleyiciyle bir bağ kuramaz.
Teknik öğretilebilir. Diyafram, enstantane, ışık, kompozisyon… Bunlar anlatılır, çalışılır, öğrenilir. Ama bakış öğretilmez. O, zamanla oluşur.


Teknik, fotoğrafın iskeletidir. Ama onu ayakta tutan şey değildir. Fotoğrafın asıl gücü, fotoğrafçının hayatla kurduğu bağdan gelir. Bazen yanlış bir enstantaneyle, bazen fazla açık bir diyaframla… Ama her zaman samimiyetle.
Fotoğraf çekmek kusursuz olmak değildir. Dürüst olmaktır.