Tebrik etmek bu kadar zor mu?

Bir şeyi beğenmediğimizde ne kadar rahat konuştuğumuzu hiç düşündün mü. Bir iş biraz aksasın, hemen bir yorum hazır. Olmamış, eksik kalmış, daha iyi olabilirdi… Bunları söylemekte kimse zorlanmıyor. Ama aynı iş toparlanıp güzel bir yere geldiğinde, o ilk hızla “iyi olmuş” diyebiliyor muyuz, orası biraz eksik kalıyor.

Günlük hayatın içinde bu çok tanıdık bir durum aslında. İnsanlar eksik bulmaya alışmış, hatta biraz da buna programlanmış gibi. Bir hata varsa hemen göze batıyor. Ama iyi giden bir şey olduğunda, o çoğu zaman sıradan kabul ediliyor. Sanki zaten öyle olması gerekiyormuş gibi. O yüzden de dile getirmeye gerek duyulmuyor.

Ama işin diğer tarafında başka bir gerçek var. Bir işi yapan kişi için durum hiç de öyle değil. İnsan yaptığı şeyin kusursuz olmasını beklemiyor zaten. Hata da olacak, eksik de kalacak. Ama bir noktada, o emeğin görüldüğünü bilmek istiyor. Çok büyük sözlere gerek yok. Bazen tek bir cümle bile yeter. “İyi olmuş” demek, “eline sağlık” demek… Küçük gibi duran ama karşı tarafta büyük bir karşılığı olan şeyler bunlar.

Sorun şu ki, biz bunu çoğu zaman içimizde tutuyoruz. Beğendiğimiz bir şey olduğunda söylemek yerine geçip gidiyoruz. Belki aklımızdan geçiriyoruz ama dilimize gelmiyor. Ama iş eleştirmeye gelince aynı şeyi yapmıyoruz. Orada susmak gibi bir refleksimiz yok. Ne düşünüyorsak hemen söylüyoruz.

Bu da ister istemez bir dengesizlik yaratıyor. İnsan sürekli eksiklerinin konuşulduğu, ama iyi yaptığı şeylerin hiç dile getirilmediği bir yerde bir süre sonra yoruluyor. Yaptığı işten değil, o işin karşılıksız kalmasından yoruluyor. Çünkü ortada bir emek var ama o emeğin adı pek konulmuyor.

Belki de mesele tam olarak burada. Eleştirmekle takdir etmek arasındaki dengeyi kaçırdık. Eksikleri görmekte ustalaştık ama iyiyi söylemeyi biraz unuttuk. Oysa bu ikisi birlikte olunca bir anlam kazanıyor. Sadece eleştiri olan yerde motivasyon kalmıyor. Sadece övgü olan yerde de gerçeklik kayboluyor. Ama biz çoğu zaman bir tarafı ağır basan bir düzenin içinde gidiyoruz.

Bir de şöyle bir şey var. İnsan bazen yaptığı şeyin fark edilmediğini düşündüğünde, yavaş yavaş geri çekilmeye başlıyor. Daha az heves ediyor, daha az sahipleniyor. Çünkü karşılık bulmadığını hissediyor. Bu da zamanla ilişkileri, ortamı, işi etkiliyor. Kimse açık açık söylemese bile o mesafe hissediliyor.

Oysa çözüm çok basit aslında. Beğenmediğimiz bir şeyi söyleyebiliyorsak, beğendiğimiz şeyi de söyleyebilmeliyiz. İçimizden geçeni dışarıya taşımak bu kadar zor olmamalı. Çünkü bazen bir insanı ayakta tutan şey büyük başarılar değil, arada duyduğu o küçük cümleler oluyor.

Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey bu. Her şeyi eleştirmek zorunda değiliz ama gördüğümüz güzel şeyleri de sessiz geçmek zorunda değiliz. Çünkü bazen bir “tebrikler” demek, sandığımızdan çok daha büyük bir etki bırakıyor.