Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, bugün kritik bir Para Politikası Kurulu toplantısı gerçekleştirecek. Üstelik 11 Haziran 1930 Tarihinde TBMM’de kuruluş yasasının kabul edildiğinin 96’ıncı yıldönümünde. Bu toplantının detaylarını, Sonsöz Gazetesi’nin sonsoz.com.tr resmi sitesinde okuyabilirsiniz, ama ben sizi TCMB’nin kuruluş süreci, devalüasyonlar ve döviz kurlarıyla ilgili tarihsel bir yolculuğa çıkaracağım.
1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın yarattığı döviz paniği, Lozan Antlaşması’nın getirdiği gümrük kısıtlamaları, spekülatif ithalat dalgası ve Osmanlı borçlarının ödenmeye başlanmasıyla birlikte Türk Lirası yabancı paralar karşısında hızla değer yitirmeye başlamıştı.
O zamanlar da piyasalarda dolara kaçış baş göstermiş, dönemin Başvekili İsmet İnönü Meclis kürsüsünden “Masum ruhlar kendi on lirasını kurtarmak için dövize koşarken evi, tarlası, istikbalini tehlikeye attığını fark edemez olmuşlardır” diyerek döviz paniğini tarihe not düşmüştü.
Bu tabloya karşı hükümet 1930’da iki önemli karar aldı:
- Birincisi, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun.
(20 Şubat 1930’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi ve 25 Şubat 1930’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.)
- İkincisi de, 1715 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’dur.
İlk kez 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde, “Millî Devlet Bankası” kurulması önerisi gündeme geldi. 1927 yılında Maliye Bakanı Abdülhalik Renda, Merkez Bankası kurulması yönünde Yasa Tasarısı hazırladı. Yasa Tasarısı, 1928’de Hollanda Merkez Bankası Başkanı Dr. G. Vissering, 1929 yılında büyük buhranın yarattığı etki de göz önüne alınarak İtalyan Uzman Kont Volpi ve Lozan Üniversitesinden Prof. Leon Morf’’un katkılarıyla son halini aldıktan sonra, 1715 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu adıyla 11 Haziran 1930’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi, 30 Haziran 1930 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı, ancak banka, 3 Ekim 1931’de faaliyetlerine başladı.
1 Dolar 1,29 Lira: Her Şey Böyle Başladı
3 Ekim 1931. Ankara’da yeni bir banka kapılarını açıyor. Ama o gün 1 Amerikan Doları yalnızca 1,29 Türk Lirası’na karşılık geliyor. Bugün aynı dolar için yaklaşık 46,14 Türk Lirası gerekiyor. 96 Yılda Türk Lirası’nın geldiği değeri, 6 sıfırın atıldığı 1 Ocak 2005 öncesi değerle hesaplasak, bugün 1 ABD Doları = 46.140.000 (Bir de yazı ile yazayım: Kırk Altı Milyon 140 bin Türk Lirası) Değer kaybını varın siz hesaplayın.
Devalüasyonlar Tarihi: Her Seferinde Aynı Acı
Türk Lirası’nın tarihini okumanın en kolay yolu, devalüasyon tablolarına bakmaktır. Her seferinde aynı hikaye tekrarlandı:
Kriz, devalüasyon, kısa süreli rahatlama, ardından yeni enflasyon dalgası.
1946: Cumhuriyet Tarihinin ilk gerçek devalüasyonu. IMF’ye üyelik öncesinde avantajlı konum kapmak için Türk Lirası yüzde 116 değer yitirdi; 1 dolar 1,29 liradan 2,80 liraya fırladı. Ekonomik bir zorunluluk yoktu, ama sonuçlar acı verdi. İhracat arttı, ancak ithalat daha da hızlı arttı. Recep Peker Hükümeti’nin aldığı 7 Eylül Kararları bir yıl sonra hükümetin değişmesini beraberinde getirdi.
1958: Demokrat Parti Genel Başkanı Adnan Menderes’in başında olduğu Beşinci Menderes Hükümeti döneminde alınan 4 Ağustos Kararları, IMF’in dayatmasıyla yüzde 221’lik bir devalüasyon öngörüyordu. Türkiye ekonomi tarihinin ikinci büyük devalüasyonu olarak kayıtlara geçen bu karar sonrası ABD Doları 2,83’ten 9 TL’ye yükseldi.
1970: Başbakan Süleyman Demirel hükümetinin 9 Ağustos Kararları sonrası yüzde 67’lik devalüasyonla dolar 15 liraya yükseldi. Ancak hemen ardından gelen petrol krizleri kazanımları silip süpürdü. 7 Ay sonra 12 Mart 1971 Muhtırasıyla hükümet düşürüldü.
1978: 1 Mart 1978’de Bülent Ecevit Hükümeti döneminde yüzde 29,9’luk devalüasyonla dolar 19,25’ten 25 TL’ye yükseldi.
1979: Bülent Ecevit döneminde 11 Haziran 1979’da yaşanan yüzde 77,7’lik devalüasyonla da ABD Doları 26,50 TL’den 47,10 TL’ye yükseldi (Şimdi de yaklaşık bu fiyata döviz bürolarından satın alıyoruz, ama TL’den 6 sıfır atılmış haliyle)
1980: Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu Milliyetçi Cephe Hükümeti döneminde Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal tarafından hazırlanan 24 Ocak 1980 Kararları ekonomiyi serbest piyasaya açtı, sabit kur sistemi terk edildi. Ama dolar artık durdurulamaz biçimde koşmaktaydı: Dolar 89 TL’ye yükseldi.
1990: 1989’da Yerel seçimleri muhalefet partisi SHP’ye karşı kaybeden Turgut Özal’lı ANAP iktidarı döneminde bir ABD Doları 2.927 TL’ye ulaştı.
1994: DYP - SHP Koalisyonu döneminde Tansu Çiller, 5 Nisan Kararlarını açıkladı. Dövize hücum krizinin ardından ABD Doları 32 TL’yi buldu.
2001: En derin krizlerden biri sayılan döviz çapasına dayalı IMF Programı, Şubat 2001’de çöktü. Türk Lirası dalgalanmaya bırakıldı, ABD Doları birkaç gün içinde 957 bin lirayı buldu, Ekonomi yüzde 4,7 küçüldü.
Kırılma Noktası: 2001 Sonrası Yeni TCMB
2001 krizi, paradoks biçimde Türk merkez bankacılığının yeniden doğuşunu beraberinde getirdi. Bankanın yasası köklü biçimde değiştirildi: fiyat istikrarı birincil amaç olarak tanımlandı, Hazine’ye avans yasağı getirildi ve TCMB araç bağımsızlığına kavuştu.
Açık enflasyon hedeflemesi rejimine geçildi. Türk Lirası’ndan altı sıfır atıldı; 1 Ocak 2005’ten itibaren “Yeni Türk Lirası” tedavüle girdi. Bu dönemde 1 ABD Doları 1.300.000 TL değerindeydi, ancak altı sıfır atılınca, 1,3 TL oldu.
Bu reformlar meyvesini verdi. 2004-2011 arasında enflasyon tek haneye indi, kurda görece istikrar sağlandı.
2026: Savaş, Enerji ve PPK
Ancak 2020’lerin başında dünyayı kasıp kavuran salgın sonrası izlenen alışılmışın dışı para politikası -Yüksek enflasyona rağmen faiz indirme tercihi- yeni bir döviz ve enflasyon sarmalını tetikledi. Kur Korumalı Mevduat Uygulaması 20 Aralık 2021 gecesi başlatıldı, kademeli olarak 23 Ağustos 2025’te sona erdirildiğinde Türkiye ekonomisine maliyeti 58,9 Milyar ABD Doları (O günkü kurla yaklaşık 2 Trilyon TL oldu).
2023 ortasından itibaren ekonominin Mehmet Şimşek yönetimine bırakılmasıyla birlikte sıkı para politikasına dönüldü, dezenflasyon yavaş da olsa başladı.
Şubat 2026’da Orta Doğu’da patlak veren ABD, İsrail - İran savaşı, bu süreci yeniden sarstı. Hürmüz Boğazı’nın kapanma riski enerji fiyatlarını savaş öncesi düzeyin çok üzerine taşıdı. Enerji yıllık enflasyonu iki ayda 19 puan artarak yüzde 47’ye tırmandı. TCMB, Mart ve Nisan’da faizi sabit tuttu, repo ihalelerine ara vererek piyasa faizini yüzde 40 bandına çekti.
TÜİK Mayıs 2026 verisiyle enflasyon yüzde 32,61 ile hedefin çok üzerindeyken, TCMB, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26 olarak açıkladı.
Merkez Bankanın kuruluşundan bu yana defalarca kanıtlandığı üzere, fiyat istikrarı yalnızca para politikasıyla değil, kurumsal güven, mali disiplin ve enerji güvenliğiyle birlikte anlam kazanıyor.
Bugün gerek bankaların, para piyasalarının ve iş dünyasının gerekse yüksek enflasyona rağmen yaşam mücadelesi veren esnaf, küçük ve orta ölçekli sanayici, emeğiyle geçinen asgari ücretli ve ayın ilk yarısını bile çıkaramadığı için kredi kartlarına sığınan emeklilerin gözü, kulağı TCMB Para Politikası Kurulu’nun toplantısından çıkacak kararlarda.