Ancak son yıllarda Meclis’te yaşanan gelişmeler, yasama faaliyetlerinden çok kavga görüntüleriyle kamuoyunun gündemine geliyor.
Sözlü tartışmaların hakarete, hakaretlerin ise fiziki müdahaleye dönüşmesi, Türkiye’nin en önemli demokratik kurumunun itibarını ciddi biçimde zedeliyor.
Meclis kürsüsü, fikirlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıkıp siyasi öfkenin, tahammülsüzlüğün ve kutuplaşmanın sahnesine dönüşüyor. Yasama kalitesi, tartışma düzeyi ve siyasi nezaket gerilerken; tansiyon yükselmekte, gerilim artıyor.
Adalet ve İçişleri Bakanlıklarında yapılan görev değişikliklerinin yankıları sürerken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Adalet Bakanlığı’na Akın Gürlek’in atanması muhalefet tarafından “siyasi bir tercih” olarak değerlendirilmiş ve sert eleştirilere neden oldu.
TBMM Genel Kurulu’nda yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin yemin töreni ise Meclis tarihine tartışmalı ve utanç verici görüntülerle sahne oldu.
CHP’nin, Akın Gürlek’in yemin etmesinin “anayasal açıdan sorunlu” olduğu gerekçesiyle yaptığı itirazla başlayan tartışma kısa sürede kontrolden çıktı. Usul tartışmasının reddedilmesi üzerine muhalefet milletvekillerinin kürsüyü işgal etmesiyle gerilim tırmandı, ardından fiziki arbede yaşandı.
AK Parti Milletvekili Osman Gökçek’in CHP Milletvekili Mahmut Tanal’a fiziki müdahalede bulunduğu, Tanal’ın yüzünün kanadığı; CHP Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar’ın ise omzunun çıktığı belirtildi.
Türkiye’nin yasama organında milletvekillerinin birbirini darp ettiği bir tablo ortaya çıktı.
Tüm bu yaşananlara rağmen yemin töreninin protestolar eşliğinde tamamlanması, Meclis’in uzlaşı zemininden ne kadar uzaklaştığını gösteriyor. .Oysa parlamenter sistemin ruhu, çoğunluğun gücü kadar azınlığın söz hakkını da güvence altına almak üzerine kuruludur.
Bu olay, Meclis’te yaşanan ilk fiziki gerilim değildir. 16 Ağustos 2024 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin tutuklu Milletvekili Can Atalay hakkında verdiği kararın görüşüldüğü olağanüstü toplantıda da benzer görüntüler ortaya çıkmış; TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın konuşmasının ardından AK Parti Milletvekili Alpay Özalan’ın yumruklu saldırısı gündeme damga vurmuştu. Ahmet Şık’ın kanlar içinde kalması ve Genel Kurul salonundaki kan lekelerinin kamuoyuna yansıması, Meclis’in içine düştüğü tabloyu simgeleyen kareler olarak hafızalara kazındı.
Son yaşanan kavganın ardından eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, oğlu Osman Gökçek ile CHP’li Mahmut Tanal arasında yaşanan yumruklu kavgaya ilişkin sosyal medya paylaşımı da ayrı bir tartışma başlattı.
Yapay zekâ ile oğlunu profesyonel boksör olarak resmettiren Gökçek’in, burnu kanayan Mahmut Tanal’ın fotoğrafını “Sonuç bu olur” ifadesiyle paylaşması kamuoyunda tepki çekti.
Meclis’teki kavga görüntülerinin dünya basınında da “son dakika” gelişmesi olarak yer bulması, Türkiye’nin demokratik imajı açısından ayrıca düşündürücü. Ne yazık ki TBMM’de yaşanan bu yumruklu kavga, 2026 yılının en sert siyasal gerilimlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
TBMM’de yaşanan bu olaylar yalnızca milletvekilleri arasındaki kişisel gerilimler olarak değerlendirilemez. Meclis’te ortaya çıkan her kavga, toplumun demokrasiye olan güvenini aşındırır. Yasama organının tartışma kültürünü kaybetmesi, siyasal kutuplaşmayı derinleştirir ve toplumsal gerilimi besler.
Milletvekillerinin görevi, farklı görüşleri çatıştırmak değil; demokratik zeminde tartışmak, uzlaştırmak ve çözüm üretmektir. Ancak mevcut tablo, siyasi sorumluluk bilincinin yerini popülist gerilim stratejilerine bıraktığını göstermektedir. Sert eleştiri demokratik siyasetin doğasında vardır; ancak fiziki şiddet ve hakaret, hiçbir koşulda meşru kabul edilemez.
TBMM, Türkiye Cumhuriyeti’nin en köklü ve en saygın kurumlarından biridir. Ancak kürsü işgalleri, yumruklu kavgalar, hakaret dolu konuşmalar ve sürekli tırmanan siyasi tansiyon bu saygınlığı aşındırır. Meclis’te yaşanan her fiziki müdahale, yalnızca bir milletvekiline değil; temsil edilen milyonlarca seçmene yönelmiş bir saygısızlık anlamı taşıyor.
Bugün Meclis’in en büyük ihtiyacı yeni yasalar değil; demokratik olgunluk, siyasi sorumluluk ve karşılıklı saygıdır. Parlamenter kültürün yeniden inşa edilmesi, yalnızca iktidarın ya da muhalefetin değil, tüm siyasi aktörlerin ortak sorumluluğudur.
Aksi hâlde TBMM, milletin sorunlarını çözen bir kurum olmaktan uzaklaşıp siyasi kavgaların sahnesi olarak anılmaya devam edecektir. Ve bu durum, yalnızca siyasetin değil, demokrasinin de kaybı olacaktır.