Sosyal medya mecralarında dolaşan “slm”, “tmm”, “by” gibi kısaltmalar, dili ucuz bir malzeme hâline getiriyor. Televizyon ekranlarında kelimeleri sündürerek konuşmayı marifet sanan sunucular, kelime hazinesini kendisiyle birlikte tüketiyor.
Resmî kurumların duvarlarına asılmış metinlerde bile gözümüze çarpan yazım yanlışları, dilin en üst düzeydeki temsilcileri tarafından bile hoyratça harcandığını gösteriyor. Bütün bunlar artık birer hata değil; bunlar, alışkanlığa dönüşmüş, bilinçli veya bilinçsiz umursamazlığın belgeleri.
Ben bir Türkçe öğretmeniyim. Sınıfta çocuklara kelimenin bir yük değil, düşüncenin taşıyıcısı olduğunu anlatıyorum. Onlara anlatmaya çalıştığım, kelimenin anlam ve sorumlulukla var olduğu gerçeği… Ama kapıdan çıktığımda, dilin en çok onu kullanması gerekenler tarafından paramparça edildiğine tanık oluyorum. Okulda inşa etmeye çalıştığımız dili, sokakta enkaz hâlinde buluyoruz maalesef.
Bir dil bir günde kaybolmaz; ama her gün biraz daha sustuğumuzda, her gün hatayı görmezden geldiğimizde, her gün doğruyu öğretmek yerine umursamazlığa göz yumduğumuzda dilimiz giderek erir. Bugün üç kelimeyle geçiştirdiğimiz düşünceler, yarın bizi tamamen susturacak.
Ülkede her konuda sessiz kaldığımız gibi bu konuda da sustukça kaybediyoruz.