Geçen hafta sonu yaşanan en kritik gelişme; geçiş hükümeti ile PKK/YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan kapsamlı anlaşma ve buna bağlı olarak yaşanan askeri hareketliliktir. Ocak ayının ilk haftasında, Halep’in kuzeyinde uzun süredir Kürt grupların kontrolünde olan bazı mahallelerde çok şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu çarpışmalar sonucunda Suriye ordusu bu mahalleleri tamamen kontrolü altına aldı ve SDG unsurları şehirden çıkarıldı. Böylece Halep’te tam kontrol sağlanmış oldu.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG arasında çok maddelik kapsamlı bir anlaşma imzalandı ve tüm cephelerde ateşkes ilan edildi. Anlaşma; SDG’nin Suriye ordusuna tam en-tegre edilmesini, ağır silahların teslimini, bazı vilayetlerin idari ve askeri kontrolünün derhal Suriye hükümetine devredilmesini ve tüm örgüt üyelerinin Fırat’ın doğusuna çekilmesini kap-sıyor.
Askeri baskının yanı sıra siyasi bir “yumuşama” adımı da atıldı: Kürtçe “ulusal dil” olarak tanındı ve yıllardır kimliksiz olan Kürt kökenli Suriyelilere vatandaşlık haklarının iade edile-ceği duyuruldu. Suriye’deki yeni yönetim, ülkenin kuzeydoğusundaki SDG varlığını hem as-keri baskıyla hem de “ulusal bütünleşme” vaadiyle sona erdirmeye çalışıyor. Türkiye ise sınır güvenliği açısından bu süreci yakından takip ediyor.
Suriye ordusu, halkın ve yerel aşiretlerin YPG/SDG’ye karşı başlattığı ayaklanmanın ardından bugün büyük bir askeri sevkiyatla Rakka kentine girdi. İçişleri Bakanlığı, şehrin kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Anlaşmanın en kritik maddelerinden biri de Suriye vatandaşı olmayan PKK mensuplarının ve yöneticilerinin ülke sınırları dışına çıkarılması taahhüdüdür.
Türkiye tarafında, 1 Ocak 2026 itibarıyla Suriyeliler için ücretsiz sağlık hizmeti dönemi ka-pandı. Artık katkı payı ödeme zorunluluğu getirilmesiyle birlikte, gönüllü geri dönüşlerin hız-lanması kaçınılmaz hale geldi. Öte yandan İsrail ordusu, geçiş sürecindeki otorite boşluğunu fırsat bilerek Golan Tepeleri’ndeki işgalini genişletti ve başkent Şam’a çok yakın mesafeye kadar yaklaştı.
Suriye; bir yandan Kürt meselesini anayasal bir çerçevede çözerek toprak bütünlüğünü sağla-maya çalışırken, diğer yandan İsrail’in güneyden yaptığı askeri baskı ve ekonomiyi ayağa kal-dırma mücadelesiyle karşı karşıya. Ahmed eş-Şara liderliğindeki geçiş hükümetinin Türkiye ile yürüttüğü “Normalleşme ve Geri Dönüş” süreci, 2026 başı itibarıyla tarihin en yoğun dip-lomatik trafiğine sahne oluyor.
Türkiye ile Suriye arasında varılan mutabakata göre, daha önce TSK kontrolünde olan bölgeler kademeli olarak Suriye merkezi ordusuna devrediliyor. Ancak bu süreçte “Sıfır Mağduriyet” ilkesiyle bir koridor oluşturuldu. Bazı gözlem noktaları, radikal grupların tasfiyesiyle birlikte Suriye ordusu ve Türk birimlerinin koordineli devriyelerine açıldı.
Türkiye’de 1 Ocak 2026 itibarıyla uygulamaya giren “sağlık hizmetlerinde katkı payı” ve “ça-lışma izni zorunluluğu” gibi yeni düzenlemeler, geri dönüşleri bir tercih olmaktan çıkarıp ge-reklilik haline getirdi. Türkiye’nin “kırmızı çizgisi” olan PKK/YPG varlığı konusunda Şam yönetimiyle tam bir mutabakat sağlanmış görünüyor. Suriye ordusunun bazı şehirlere girmesi, Türkiye tarafından “toprak bütünlüğü için olumlu bir adım” olarak karşılandı.