Gülümseyen yüzler, filtreden geçmiş renkler, pürüzsüz anılar… Fakat bir kadın cinayeti haberi paylaşıldığında, bir çocuk zorbalığa uğradığında, bir patili can işkence gördüğünde ortalık bir anda sessizliğe gömülüyor. Sanki acı görünmez, sanki yokmuş gibi… Ve bazen düşünüyorum: Biz ne zaman acıya böylesine yabancılaştık? Ne zaman bir annenin feryadı masadaki kahveden daha az dikkat çeker oldu?
Bu yıl bitmeden Türkiye’de 431 kadın öldürüldü. Bu rakamın en ağır yanı ise öldürülen kadınların çoğunun, en çok güvendikleri kişiler tarafından hayattan koparılmış olması… Eşler, sevgililer, eski eşler, hatta akrabalar… Bir tatil fotoğrafında gösterdiğimiz ilgiyi bir kadının ölümüne göstermeyişimiz, insan olmanın en temel duygularını kaybettiğimizi gösteriyor. Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide bile susuyor olmamız, içimizi en çok acıtması gereken yer.
Okullarda ve sokaklarda yaşanan akran zorbalığı artık masum bir çocukluk tartışması değil. Gasp, bıçak, tehdit… Bunlar çocukların dünyasında dolaşan kelimeler haline geldi. Cezaların caydırıcı olmaması, suçu sıradanlaştırıyor. Bugün başkasının evladına yapılan kötülüğün yarın bizim kapımızı çalabileceğini fark etmek istemiyoruz belki, ama gerçek bu.
Sokaklardaki patili canlar… Her gün açlıkla, susuzlukla mücadele eden masum varlıklar. Bir kap suyu, bir avuç mamayı bile çok gören insanların yanında, Afyon’da alınan besleme yasağı gibi kararlar vicdanı daha da kanatıyor. Her canlının yaşama hakkı vardır ve bu hak tartışmaya bile açılamayacak kadar nettir. Bir canlının aç kalmasını izlemek değil, doyurmak insanı insan yapar.
Toplumsal olaylarla ilgili yapılan paylaşımları beğenmek aslında çoğu kişinin sandığından daha anlamlıdır. Çünkü bir beğeni bazen ‘Ben buradayım, görüyorum ve susmuyorum’ demektir. Küçük bir dokunuştur ama sessiz kalmamanın işaretidir. Yorumlar ise birlikteliğin nişanesidir; ‘Bu acıyı paylaşıyorum, yanında duruyorum’ demektir. Birlik olmak bazen birkaç kelimeyle bile mümkündür.
Kadına şiddet haberlerinde susuyoruz, çocuk zorbalığında görmezden geliyoruz, patili canların açlığına göz yumuyoruz. Sonra da dönüp hayata kızıyoruz: ‘Neden her şey kötüye gidiyor?’ Belki de cevap çok açık: Gördük ama dokunmadık, duyduk ama konuşmadık, bildik ama yok saydık.
Dünyayı bir anda değiştiremeyiz belki ama bir beğeniyle, bir yorumla, bir paylaşmayla bile bir kapı aralayabiliriz. Vicdan dediğimiz şey küçük dokunuşlarla uyanır çünkü. Yeter ki kalbimizi susturmayalım ve insan kalmaktan vazgeçmeyelim.
Bir sonraki hafta başka konularla buluşmak üzere… Sağlıkla kalın, mutlu haftalar.