Sınav Sisteminde Meksika Açmazı

Türkiye’de sınav sistemi uzun zamandır yalnızca bir ölçme aracı olmaktan çıktı; başlı başına bir yaşam düzenleyicisine dönüştü.

LGS ve YKS etrafında kurulan yapı, öğrenciden veliye, okuldan özel ders sektörüne kadar herkesi aynı rekabet çemberinin içine alıyor. Herkes daha iyi bir gelecek istiyor; fakat bu ortak hedef paradoksal biçimde daha sert bir yarış üretiyor.

Bu tabloyu anlatmak için “Meksika açmazı” benzetmesi oldukça yerinde. Çünkü sistemdeki her aktör, diğerlerinin davranışına bağlı hareket ediyor.

Öğrenci daha çok çalışıyor; çünkü diğer öğrenciler de çalışıyor. Veli daha fazla imkân arıyor; çünkü geri kalma korkusu büyüyor. Okullar başarı oranını artırmaya odaklanıyor; çünkü sistem onları buna zorluyor. Dershaneler ve özel ders mekanizması ise bu ihtiyacın doğal sonucu olarak güçleniyor.

Herkes kendi açısından mantıklı olanı yaparken, toplamda ortaya çıkan şey daha yoğun bir rekabet ve daha yüksek bir baskı oluyor.

Asıl önemli nokta ise şurada: Kimse tek başına frene basamıyor. Bir öğrenci “biraz geri çekileyim” dediğinde risk alıyor. Bir okul “sınav odaklılığı azaltıyorum” dediğinde sıralamada geriye düşme ihtimaliyle yüzleşiyor. Veliler için bu yarıştan çıkmak, çocuğun geleceğine dair belirsizlik anlamına geliyor.

Böylece sistem, kendi kendini besleyen bir tekdüzelik döngüsüne dönüşüyor.

Ortada ironik bir durum var: Herkes daha adil, daha sağlıklı, daha dengeli bir eğitim sistemi istediğini söylüyor; fakat mevcut yapı içinde kalındığı sürece herkes bu sistemin devam etmesine de katkı sağlıyor.

Tartışılması gereken şey, bu yarışın içinde daha iyi koşmak değil; bu yarışın neden kaçınılmaz hale geldiğini sorgulamak olmalı.

Aksi halde eğitim, öğrenmenin kendisinden çok sıralamaya indirgenmiş bir mücadele alanı olmaya devam edecek.

Ve herkesin koştuğu ama kimsenin duramadığı bu yarışta, en büyük kayıp çoğu zaman fark edilmeden yaşanacak: Eğitim.