Sınav Kaygısı Nedir?

Sınavlar, hayatımızın birçok döneminde karşımıza çıkan kaçınılmaz duraklardır. İlkokuldaki küçük yoklamalardan üniversiteye giriş sınavlarına, mesleki yeterliliklerden dil sınavlarına kadar pek çok sınanma deneyimi hayatın bir parçası… Peki neden bazı öğrenciler için sınavlar yalnızca bilgi ölçen bir araçken, bazıları için uykuları kaçıran, mideyi düğümleyen, zihni kilitleyen bir deneyime dönüşür? İşte bu noktada “sınav kaygısı” kavramıyla tanışırız.

Sınav kaygısı, insanın sınav öncesinde ya da sınav sırasında, performansını olumsuz etkileyecek düzeyde yoğun endişe ve stres yaşamasıdır. Önemli bir ayrımı baştan yapalım: her kaygı kötü değildir. Hatta belirli bir düzeyde kaygı, motive edici olabilir; çalışmayı hızlandırır, dikkati artırır. Sorun, kaygının kontrol edilemez hale gelip bilgiyi kullanmayı engellediği noktada başlar.

Araştırmalar, sınav kaygısının sanıldığından çok daha yaygın olduğunu göstermektedir. Uluslararası çalışmalara göre öğrencilerin yaklaşık %20–40’ı klinik düzeyde sınav kaygısı yaşamaktadır. Türkiye’de yapılan çeşitli saha araştırmalarında ise bu oranın özellikle ortaokul ve lise düzeyinde %30’un üzerine çıktığı görülmektedir. YKS ve LGS gibi yüksek rekabet içeren sınavlarda bu oran daha da artabilmektedir.

Elbette eğitim kademeleri arası geçişler öğrencileri heyecanlandırmaktadır. Bununla beraber sınav kaygısı yalnızca “heyecanlanmak” değildir. Çok boyutlu bir yapısı vardır ve üç ana alanda kendini gösterir:

Bilişsel boyut: “Başaramayacağım”, “Herkes benden daha iyi”, “Bu sınav hayatımı belirleyecek” gibi felaketleştirici düşünceler…

Duygusal boyut: Yoğun korku, çaresizlik, gerginlik…

Fizyolojik boyut: Kalp çarpıntısı, terleme, mide bulantısı, titreme, nefes darlığı…

Bu belirtiler, öğrencinin bildiği bilgiyi kullanmasını zorlaştırır. Yapılan nöropsikolojik çalışmalar, yüksek kaygının çalışma belleğini olumsuz etkilediğini, yani öğrencinin bilgiyi hatırlama ve organize etme kapasitesini geçici olarak düşürdüğünü ortaya koymaktadır. Bu nedenle sınav kaygısı yaşayan bir öğrenci, sınavdan sonra sıklıkla “Aslında biliyordum ama yapamadım” cümlesini kurar.

Sınav Kaygısı Nasıl Ortaya Çıkar?

Sınav kaygısı tek bir nedene bağlı değildir; genellikle birkaç etken bir araya gelir. Aşırı başarı vurgusu, koşullu kabul (“Başarılı olursan değerlisin”), kıyaslama dili, hataya tahammülsüzlük ve sınavı tek belirleyici olarak sunan eğitim anlayışı kaygıyı besleyen önemli faktörlerdir. Bu

noktada ebeveynlerin ve öğretmenlerin rolü kritiktir. Çünkü çocuklar ve gençler, sınavlara verdikleri anlamı çoğu zaman yetişkinlerin tutumlarından öğrenirler:

Yüksek beklentiler: “Başarısız olursam her şey biter” gibi düşünceler, kaygıyı besler. Bu beklenti bazen öğrencinin kendisinden, bazen ailesinden ya da öğretmenlerinden gelir.

Mükemmeliyetçilik: Hata yapmaya tahammül edememek, sınavı “kusursuz olma” alanına çevirir.

Geçmiş deneyimler: Önceki sınavlarda yaşanan olumsuzluklar, benzer durumlarda kaygının hızla yükselmesine yol açabilir.

Hazırlık biçimi: Yetersiz ya da düzensiz çalışma, “hazır değilim” duygusunu güçlendirir.

Sınava yüklenen anlam: Bir sınavın, kişinin tüm değerini ya da geleceğini belirlediğine inanılması.

Kaygı Kendini Nasıl Gösterir?

Sınav kaygısı yalnızca “endişe” olarak yaşanmaz; bedensel, duygusal ve zihinsel belirtilerle kendini gösterebilir:

● Kalp çarpıntısı, terleme, mide bulantısı…

● Dikkatin dağılması, bildiklerini hatırlayamama…

● “Yapamayacağım”, “Herkes benden iyi” gibi olumsuz iç konuşmalar…

● Sınavdan kaçınma, erteleme ya da aşırı kontrol davranışları…

Bu belirtiler öğrenciyi olduğu kadar, ebeveynleri ve öğretmenleri de kaygılandırır. Altı çizilmesi gereken önemli bir noktada şudur: sınav kaygısı bir zayıflık ya da isteksizlik göstergesi değildir. Aksine, çoğu zaman başarılı olmayı önemseyen, sorumluluk duygusu yüksek öğrencilerde daha sık görülür.

Neden Üzerinde Durmalıyız?

Yaş, sınıf düzeyi ya da akademik seviye fark etmeksizin, herkes kaygı yaşayabilir. Sınav kaygısı, öğrencinin gerçek potansiyelini göstermesinin önünde bir engel olabilir. Bilgi vardır ama ulaşılmazdır veya kullanılamıyordur; tıpkı kilitli bir dolap gibi. Kaygı yönetildiğinde ise o dolabın anahtarı bulunur.

Son Söz

Sınavlar önemlidir ama bir çocuğun, bir gencin ya da bir yetişkinin değerini tanımlamaz. Sınav kaygısı, nadir görülen ya da bireysel bir zayıflık değil; öğrencilerin önemli bir bölümünü etkileyen, performansı ve ruh sağlığını doğrudan belirleyen yaygın bir deneyimdir. Bilimsel veriler, kaygının belirli bir düzeyde motive edici olabileceğini, ancak kontrol edilemediğinde öğrencinin bildiklerini kullanmasını engellediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu süreç yalnızca öğrencinin değil; ebeveynlerin, öğretmenlerin ve eğitim sisteminin tutumlarıyla şekillenir. Sınavların öğrencinin değerini değil, yalnızca belirli bir andaki akademik performansını ölçtüğünü hatırladığımızda, kaygı yönetilebilir bir düzeye iner. Bu nedenle sınav kaygısı, yok edilmesi gereken bir sorun değil; doğru anlaşıldığında öğrencinin potansiyelini açığa çıkaran, birlikte ele alınması gereken bir süreçtir.

"Değerli okuyucularım, yazılarım ile ilgili görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşmanızı çok isterim. Geri bildirimlerinizi info@sakiripek.com adresine gönderebilirsiniz. Teşekkürler!"