Sınav kaygısı dendiğinde çoğu kişinin zihninde benzer bir tablo belirir: Panikleyen bir öğrenci, eli ayağına dolaşmış bir hâl, kaçınılmaz bir başarısızlık… Oysa sınav kaygısı, hakkında çok konuşulan ama bir o kadar da yanlış anlaşılan psikolojik durumlardan biridir. Bu yazıda sınav kaygısının ne olduğunu anlatmayacağım; aksine, ne olmadığını konuşacağız. Çünkü bazen rahatlamak için önce yanlış bildiklerimizi bırakmak gerekir.
Sınav Kaygısı “Tembellik” Değildir
Bir veli düşünün: “Bu kadar kaygılanıyorsa demek ki yeterince çalışmıyor.” Bir öğretmen düşünün: “Daha planlı olsa bu hâle gelmezdi.”
Bir öğrenci düşünün: “Kaygılanıyorsam kesin bir eksiğim var.”
Oysa bilimsel araştırmalar tam tersini söylüyor. Sınav kaygısı, çoğu zaman hiç de az çalışmayan, hatta fazlasıyla sorumluluk sahibi öğrencilerde görülür. Çünkü bu öğrenciler sınavı sadece bir ölçme aracı olarak değil, “geleceğim”, “değerim”, “başarılı olup olmadığımın kanıtı” olarak algılar. Beyin de bunu bir tehdit gibi görür. Tembellik değil; fazla önemseme devrededir.
Sınav Kaygısı “Başarısızlık” Garantisi Değildir
Kaygı denince hep performans düşüşü akla gelir. Oysa psikoloji literatüründe bilinen bir gerçek vardır: Uygun düzeyde kaygı performansı artırabilir.
Hepimizin günlük hayatta yaşadığı bir örnek vardır: Hiç önemsemediğimiz bir işte daha dağınık oluruz; ama önemli bir sunumda daha dikkatliyizdir. Sınav da böyledir. Kaygı belirli bir seviyede olduğunda odaklanmayı sağlar. Sorun, kaygının kontrolden çıkıp zihni tamamen ele geçirmesidir. Yani kaygı=başarısızlık değildir. Ama yönetilemeyen kaygı risktir.
Sınav Kaygısı “Zayıflık ya da Karakter Sorunu” Değildir
“Güçlü öğrenciler kaygılanmaz” cümlesi, en zararlı mitlerden biridir. Kaygı, karakterin değil, beynin çalışma biçiminin bir ürünüdür. Beynimiz, önemli gördüğü her duruma karşı bizi hazırlamak ister. Kalp atışının hızlanması, mide ağrısı, zihnin hızlanması… Bunlar “bozukluk” değil, biyolojik tepkilerdir.
Sınıfta sakin görünen bir öğrenciyle, sınavdan önce sessizleşen başka bir öğrenci arasındaki fark; güç farkı değil, kaygıyı ifade etme biçimi farkıdır.
Sınav Kaygısı “Sadece Öğrencinin Meselesi” Değildir
Bir öğrencinin kaygısı çoğu zaman tek başına ortaya çıkmaz. “Bu sınav her şeyin belirleyicisi.”
“Biz senin iyiliğin için söylüyoruz.” “Bu puanla bir yere gidilmez.”
İyi niyetle söylenen bu cümleler, çocukların zihninde baskıya dönüşebilir. Sınav kaygısı; aile beklentileri, okul iklimi ve sistemin yüklediği anlamlarla beslenir. Bu yüzden çözüm de sadece “çocuğu düzeltmek” değildir. Problemin çözümünü çevreyle birlikte düşünmek gerekir.
Sınav Kaygısı Utanılacak Bir Şey Değildir
Kaygısını gizleyen öğrenciler genellikle şunu söyler: “Kimseye belli etmiyorum.”
Ama bastırılan kaygı ortadan kaybolmaz; sadece yer değiştirir. Bazen bedensel ağrılarla, bazen öfkeyle, bazen de “hiçbir şey umurumda değil” maskesiyle çıkar ortaya.
Yardım istemek; zayıflık değil, farkındalıktır. Psikolojik destek almak da “sorunlu olmak” anlamına gelmez. Tıpkı ders için destek almak gibi, bu da beceri geliştirme sürecidir.
Asıl Soru Şu
Sınav kaygısı yok edilecek bir düşman değildir. Asıl mesele şu soruyu sormaktır:
“Bu kaygı bana ne anlatıyor ve onu nasıl yönetebilirim?”
Veliler için: Çocuğunuzun kaygısı, sizin ebeveynliğinizin başarısızlığı değildir. Öğretmenler için: Kaygılı öğrenci ilgisiz değil, çoğu zaman fazlasıyla ilgilidir. Öğrenciler için: Kaygı sizi tanımlamaz; sadece sizi bir şeye hazırlamaya çalışır.
Sınavlar gelir geçer. Ama kaygıyla kurulan ilişki, hayat boyu bizimle kalır. Bu ilişkiyi daha sağlıklı kurmak ise hepimizin ortak sorumluluğudur.
“Değerli okuyucularım, yazılarım ile ilgili görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşmanızı çok isterim. Geri bildirimlerinizi info@sakiripek.com adresine gönderebilirsiniz. Teşekkürler!”