Sınav yaklaşırken birçok öğrencinin iç dünyasında farklı duygular karşılık bulur. Bazıları umursamaz davranır… bazıları huzur ve gurur içerisindedir… bazıları kaygılıdır… bazıları korkar… bazıları ise umutludur… bazıları utanır… bazıları kendini suçlu hisseder… Kimi zaman bu duygular, öğrenciyi motive eder, harekete geçirir; kimi zamansa felç eder, elini kolunu bağlar. İşte tam da bu noktada şu soruları sormak gerekir: Sınav kaygısı ne zaman zararlıdır? Sınav kaygısının yararı var mıdır? Sınav kaygısı ilaç mıdır, yoksa zehir mi?
Yanıt “dozunda” saklı.
Psikoloji bize şunu söyler: kaygı, insanın hayatta kalma mekanizmalarından biridir. Tehlike karşısında dikkatimizi toplar, enerjimizi yükseltir, bizi harekete geçirir. Sınav kaygısı da temelde böyledir. Geliştirici ve büyütücü yönleriyle kaygı bir ilaçtır; doğru dozda alındığında performansı artırır.
Yani kaygı -doğru düzeydeyken- bizi harekete geçirir, dikkatimizi toplar, öğrenme sürecini destekler.
Stanford Üniversitesi’nin 2022 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, uygun düzeyde stres yaşayan öğrencilerin sınav performansı, hiç stres yaşamayan öğrencilere kıyasla %15 daha yüksektir. Çünkü uygun düzeyde kaygı -stres, uyarılma, gerginlik/zorlanma- beynin bilgiye odaklanma kapasitesini güçlendirmektedir.
Doz Aşımı: Kaygı Zehire Dönüştüğünde
Ne var ki, bu “doğal alarm sistemi” fazla çaldığında, artık fayda değil zarar getirir. Aşırı kaygı, beynin bilişsel merkezlerini bloke eder; öğrenci bildiğini bile hatırlayamaz hale gelir.
Bu durumda öğrenci zihinsel karışıklık yaşar, sorulara odaklanmakta zorlanır, aşırı sınav kaygısı yaşayan öğrencilerde çarpıntı, mide bulantısı, terleme, baş ağrısı gibi bedensel belirtiler sık görülür. Zihinsel belirtiler ise daha sinsi ilerler. Bildiğini unutma, soruyu defalarca okuyup anlamlandıramama, “ya yapamazsam” düşüncesinin zihni ele geçirmesi. İşte bu noktada kaygı, ilacın zehire dönüştüğü yerdir. Öğrenci ne kadar çok çabalarsa çabalasın, zihni kilitlenir ve potansiyelini kullanamaz.
Sınav, tehdit olarak algılandığında, beyin “kaç ya da savaş” moduna geçer. Yani öğrenme devre dışı kalır.
İlaç mı, Zehir mi? Cevap: Kaygının Yönetimine Bağlı
Kaygı ne tamamen ilaçtır ne de tamamen zehir… Onu nasıl yönettiğimiz, etkisini belirler.
Bir öğrencinin kaygısını tanıması, bedensel tepkilerini fark etmesi, nefes ve gevşeme egzersizlerini öğrenmesi, kaygıyı yönetilebilir düzeyde tutmasını sağlar.
Yetişkinler olarak sizlerin görevi, kaygıyı bastırmak değil; çocuğun kaygı ile başa çıkma becerilerini desteklemektir.
Çünkü kaygısız bir sınav hazırlığı mümkün değildir —ama kaygı ile dost olmayı öğrenmek mümkündür.
Son Söz
Kaygı, aslında öğrencinin önem verdiğini gösterir. Önem verdiği için kaygılanır, kaygılandığı için çaba gösterir. Dozunda kaygı, bir yakıt gibidir; harekete geçirir, başarıya taşır. Ama doz aştığında, aynı yakıt yangına dönüşür. O yüzden çocuklara kaygıyı bastırmayı değil, dozunda tutmayı öğretmeliyiz.
"Değerli okuyucularım, yazılarım ile ilgili görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşmanızı çok isterim. Geri bildirimlerinizi info@sakiripek.com adresine gönderebilirsiniz. Teşekkürler!"