Sessize Aldığım Dünya

Son zamanlarda telefonum hep sessizde.

Eskiden fark etmezdim. Mesaj gelsin, bildirim düşsün, biri arasın… Hepsine anında bakardım. Şimdi ise tam tersi. Telefon titrediğinde içimde hafif bir yorgunluk hissi oluşuyor. Açıp bakmak bile istemiyorum bazen.

Mesaj sesi artık heyecan değil, yük gibi geliyor.

Gün içinde o kadar çok bildirim düşüyor ki… İşten yazan, gruptan yazan, “şuna bakar mısın” diyen, “bunu gördün mü” atan… Kimse kötü niyetle yapmıyor biliyorum ama insanın zihni sürekli bölünüyor.

En çok da şu yoruyor beni:
Hep ulaşılabilir olmak.

Telefon elimde değilken bile aklım orada kalıyor. “Bir şey geldi mi?” hissi hiç gitmiyor. Sessize alsam da zihnimi sessize alamıyorum bir süre.

O yüzden artık bilinçli yapıyorum.

Mesaj sesini kapatıyorum. Bildirimleri kısıtlıyorum. Bazen telefonu başka odaya bırakıyorum. Çünkü fark ettim ki gerçek yorgunluk fiziksel değil, zihinselmiş.

Sürekli uyarılmak insanı tüketiyor.

En garibi de şu:
Sessizlik başta suçluluk hissettiriyor.

Mesajı görüp hemen cevap vermeyince ayıp etmişim gibi geliyor. Oysa kimseye geç kalmıyorum, sadece kendime erken dönüyorum.

Şunu anladım son dönemde…

İnsan bazen konuşmak istemiyor. Yazmak istemiyor. Anlatmak istemiyor. Sadece kendi içinde sessiz kalmak istiyor.

Telefon susunca dünya yıkılmıyor.

Ama insanın içi biraz toparlanıyor.

Ben de o yüzden son zamanlarda dünyayı değil, kendimi duyabileceğim kadar açıyorum sesi.

Geri kalan her şey…
Sessizde kalıyor.