Sessiz Yürüyüş

Zamanın en büyük düşmanı unutmaktır. 6 Şubat bizim toplumsal hafızamızın en ağır, en kanayan yarasıdır. 6 Şubat 2023 tarihinde saatler 04.17’ yi gösterdiğinde bitmek bilmeyen altmış beş saniyelik sarsıntı sonucunda asrın felaketi yaşandı. Tam üç yıl önce bugün, sadece yer sarsılmadı; sanki gökyüzü üzerimize yıkıldı. 6 Şubat 2023 sabahı saat 04:17’de o karanlık soğukta bölünen uykular, bir daha asla eskisi gibi tatlı olmadı.


Ülkemizin dört bir yanında sadece zaman durmadı. Bütün hayat durdu. O anın üzerinden tam üç koca yıl geçti. 2023’ün o kara sabahında Hatay için zaman bir daha eskisi gibi akmadı. 11 ili sarsan, “Asrın Felaketi” olarak kayıtlarda ve hafızalarda yerini alan deprem, bizlere sadece doğanın gücünü değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın ve ihmalin sonuçlarının ne kadar ağır olabileceğini gösterdi.


Bu süre zarfında acılar tazeliğini korurken, bir yandan da yeniden inşa ve toplumsal iyileşme süreci devam ediyor.
Üç yıl, bir yaranın kabuk bağlaması için yeterli bir süre gibi görünse de deprem bölgesinde zaman çok farklı akıyor, Deprem bölgesinin her köşe başında hala o sabahın izleri var.


6 Şubatta saat 04:17’de yine birçok evde ışıklar yandı. Sessizce dualar edildi. Mezar başlarında soğuk taşlara dokunuldu.
6 Şubat depremin üçüncü yıl dönümü, sadece bir anma günü değil, aynı zamanda bir muhasebe günü oldu. Hataylı o sabahın soğuğunu unutmadığı gibi yardıma koşan ellerin sıcaklığını, paylaşılan bir kap çorbanın kıymetini ve birbirimize ne kadar muhtaç olduğumuzu da unutmadı. Geçen bin küsur günde çok şey konuşuldu. Rakamlar havada uçuştu: Teslim edilen konut sayıları, metrekareler, bütçeler, rezerv alanlar... Ancak hiçbir istatistik, bir babanın enkaz altındaki kızının elini bırakamadığı o fotoğraf karesindeki acıyı anlatmaya yetmedi.


Asi Nehri’nin suları, üç yıldır olduğu gibi bugün de hüzünle akıyor.
Asrın deprem felaketinin en büyük yıkıma yol açtığı Hatay’da 6 Şubat günü binlerce kişi Atatürk Caddesi’nde başlayan sessiz yürüyüşte bir araya geldi. Kendi araçlarıyla tören alanına gelenlerin yanında belediye otobüsleri de ücretsiz olarak gerçekleştirdiği ring seferleriyle binlerce kişiyi tören alanı önündeki arama nokralarına getirdi. 24 bini aşkın kişinin hayatını kaybettiği Hatay’da Atatürk Anıtı önünde toplanan binlerce kişi saat 04:17’de 65 saniyelik saygı duruşu yaptı. Üç semavi dinin temsilcileri dua etti. Yürüyüşe katılan binlerce kişi tarafından Asi nehrine bırakılan karanfillerden sonra sessiz yürüyüş sona erdi.
Depremin ardından geçen bin günü aşkın sürede, bölge devasa bir şantiyeye dönüştü. Binlerce konut yapıldı, altyapı çalışmaları hız kazandı. İnsanımıza başını sokacak bir çatı sağlamak işin sadece ilk adımıydı. Esnafın dükkânına dönmesi, tarımın yeniden canlanması ve yerel üretimin desteklenmesi, bölgedeki göçü tersine çevirmek önemliydi.


Özellikle Hatay gibi kadim şehirlerin tarihi dokusunun korunarak ayağa kaldırılması, sadece Türkiye için değil, dünya mirası için de sorumluluktu.
6 Şubat depremi bize bazı şeyleri çok iyi öğretti. Doğa ile inatlaşmak yerine, bilimin rehberliğinde onunla uyum içinde yaşamak zorunda olduğumuzu… Çünkü, fay hatları üzerine kurulan şehirler, denetlenmeyen yapılar ve mühendislik ilkelerinden verilen tavizler yüzünden ödenen bedeller bu kadar ağır oldu.
Kentsel dönüşümün rant odaklı değil, can güvenliği odaklı bir anlayışla yürütülmesi; deprem anında değil, deprem öncesinde hazırlıklı olmanın bir kültür haline gelmesinin şart olduğu anlaşıldı.


Deprem bölgesi Hatay’da şehrin dört bir yanına kurulan şantiyelerden yeni konutların yükseldiğini görüyoruz. Yollar köprüler yapılıyor, moloz dağları yerini yavaş yavaş yeni siluetlere bırakıyor. Üçüncü yılda, yeni binalar yapılırken o kadim ruhun korunup korunmadığı en büyük endişemiz olsa da Hatay’ı yeniden inşa etmek; sadece demir ve çimentoyla değil, o meşhur hoşgörü iklimini, o kendine has mimari dokuyu ve en önemlisi parçalanmış mahalle kültürünü bir araya getirmekle mümkün….


“Sesimi Duyan Var mı?”dan “Bizi Unutan Var mı?”ya
Depremin ilk günlerindeki o devasa dayanışmalar ve Türkiye’nin, dünyanın dört bir yanından deprem bölgelerine uzanan ellerin ardından şimdi, depremin üçüncü yılında, Hataylıların en büyük korkusu “unutulmuşluk” Işıkları sönmüş sokaklarda, hâlâ konteynerlerde kışın soğuğuyla, yazın tozuyla mücadele eden binlerce kişi varken “her şey düzeldi” demek en hafif tabiriyle vicdansızlıktır. Ancak, zamanla her şeyin düzeleceğine inancımız tamdır.
Hatay’ın yarası derindir çünkü kayıpları sadece can değil, bir kimliktir. Okulları, camileri, kiliseleri, sinagogları... Hepsi aynı sarsıntıda zarar gördü. Üçüncü yılda bu şehri ayağa kaldıranların, sadece binalara değil, bu şehrin evlatlarının geleceğine, eğitimine ve istihdamına da yatırım yapması şarttır.
Üçüncü yılında, hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyor, geride kalanların dirençli mücadelesini saygıyla selamlıyoruz.