fete dayanıklı şehirler kavramı son yıllarda büyük ilgi görmüştür. Doğal ve insan kaynaklı afetlerin meydana gelmesindeki artış, afete ve iklime dayanıklı şehirlere doğru hareket etme ihtiyacı konusunda daha fazla farkındalığa yol açmıştır. Şehirler ve tüm sistem, iklim değişikliğinin etkilerine ve doğal ya da insan kaynaklı olabilecek felaketlere karşı savunmasızdır. Son zamanlarda meydana gelen afetler, şehirlerin afetler ve iklimle ilgili olaylarla yüzleşmeye hazır olmadığını vurgulamaktadır. Ancak her koşulda kentler, insanlara ve tesislere koruma sağlamak için işlevini sürekli olarak sürdürmek zorundadır.
Kentlere Göç Dramatik Şekilde Artış Göstermektedir
Son 70 yılda dünyanın kentsel nüfusunun %30’dan %56’ya yükseldiği ve bu yükselişin hızla artan altyapı taleplerine yol açtığı vurgulanmaktadır. TÜİK verilerine göre ülkemizdeki durumu değerlendirecek olursak; yıllık nüfus artış hızı 2020 yılında binde 5,5 iken, 2021 yılında binde 12,7 olmuştur. Türkiye’de 2020 yılında %93 olan il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2021 yılında %93,2 iken, belde ve köylerde yaşayanların oranı %7’den %6,8’e düşmüştür. 2021 yılında ise %93,2 olan il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2022 yılında %93,4 olmuş, belde ve köylerde yaşayanların oranı %6,8’den %6,6’ya düşmüştür.
2025 yılı verilerine göre Türkiye nüfusunun %93,6’sı (yaklaşık 80,5 milyon) il ve ilçe merkezlerinde (şehirlerde), %6,4’ü (yaklaşık 5,5 milyon) ise belde ve köylerde yaşamaktadır. Şehirleşme oranı artarken, kırsal nüfus oranı düşmeye devam etmektedir. Bu veriler bize ülkemizdeki insanlarımızın artık kent merkezlerini tercih ederek, kentsel yaşamın risklerini daha çok yaşamak durumunda kaldıklarını söylemektedir. Ülkemizdeki nüfus hareketine ve artışına bakıldığında ise; afetsel riskleri yüksek şehirlerimizden olan özellikle İstanbul, İzmir, Kocaeli, Adana, Gaziantep gibi yaşamsal ihtiyaçların zorlandığı illerde nüfus yoğunluğunun ise çok fazla artış gösterdiği dikkati çekmektedir.
Afetlerde Başlıklar Çok Çeşitlidir
Şehir yönetimleri ve ulusal hükümetlerin nüfustaki bu değişimlere karşın, doğacak ihtiyaç ve risk taleplerini öngörerek hazırlıklı olmaları, kamu alanları başta olmak üzere çeşitli kurumsal mekanizmaları hazır hale getirmeleri önemlidir. Afetler dünyanın her bir tarafında çeşitli başlıklarda, artan sıklıklarda daha fazla yaşanır ve daha şiddetle hissedilir hale gelmiştir. Afetlere karşı hazırlıklı olmak %100 olarak mümkün olmasa da olası afet risklerini öngören yaklaşımların kayıtsız şartsız hayata dahil edilmesi, afet riskleri ile mücadele açısından çok önemlidir. Var olan veya zamanla değişen doğa koşulları ile iklimler, insanlara bağlı hatalı planlamaların afetler karşısındaki dirençsizlikleri insanların yıllarca emekleriyle yarattıkları tüm alt yapı ve yaşamı ortadan kaldırmakta, binlerce insanın yaralanmasına, ölmesine ve sakat kalmasına, hayvanlarımızın ve ekosistemimizin bozulması ile telafisi yıllara sair olabilecek ekonomik kayıplara ve çevresel bozulmalara neden olmakta, kültür mirasını ortadan kaldırmaktadır.
Riskleri Küçültmeyi Başarmış Yaşanabilir Şehirler
Olası risklere karşı savunma seçeneklerini güçlendirmiş, diğer bir tabirle akıllı ve güvenle yaşanabilir şehirlere sahip olmayı geliştirmiş, risk çeşitliliğini ve olasılıklarını küçülterek dayanıklılığını artırmış, toplumsal ve kurumsal bilinçlenme ile afetlere karşı hazırlıklı olma pozisyonunu güçlendirmeyi sağlamış olmak çok önemli hale gelmektedir. Coğrafi afetlerde bilgi oluşturma yetenekleri ile takip sistemlerini geliştirmek, olası afetlere karşı erken bilgileri elde etmek ve değerlendirmek, elde edilen jeolojik veya iklimsel bilgilerle kentsel savunmasızlıkları en aza indirerek dayanıklılığın güçlendirilmesini sağlamak gelişmiş ülkelerde her geçen gün daha fazla önemsenmektedir.
Hızlı kentleşmeye bağlı savunması şehirsel yaşamlar
Afete dayanıklı şehirler kavramı son yıllarda büyük ilgi görmektedir. Doğal ve insan kaynaklı afetlerin meydana gelmesindeki artış, afete ve iklime dayanıklı şehirlere doğru göç etme ihtiyacı konusunda daha fazla farkındalığa yol açmıştır. Şehirler ve tüm sistem, iklim değişikliğinin etkilerine ve doğal ya da insan kaynaklı olabilecek felaketlere karşı savunmasızdır. Son zamanlarda ülkemizde meydana gelen afetler, şehirlerin afetler ve iklimle ilgili olaylarla yüzleşmeye hazır olmadığını vurgulamaktadır. Ancak her koşulda kentler, insanlara ve tesislere koruma sağlamak için işlevini sürekli olarak sürdürmek zorundadır. Özetle hızlı kentleşme ve kontrolsüz insan faaliyetleri, şehirlerin meteorolojisi ve çevresi üzerinde büyük bir etki yaratarak kendi çevresel tehlikelerini artırmaktadır. Çoklu tehlikeler, yoğun nüfuslu alanlar için ciddi tehditler oluşturmaktadır. Şehirlerde hatalı arazi kullanımı, arazi örtüsü, sismisite, kuraklık, olası taşkınlar veya seller, yeraltı sularının çekilmesi ile deprem risklerinin artması gibi birçok başlıkta afetsel riskler her zaman değerlendirmeye açıktır. Olası risklere karşı afet senaryoları hazırlamak ve gerekli önlemleri almak, proaktif planlamalar yapmak, erken uyarılarla ilgili adımları gerçekleştirmek kentsel gelişim hedeflerine yatırım yapmakla eşdeğerdir ve kentlerin sürdürülebilirliği için önemli kararlar ve uygulamalardır.
Dirençli Şehirler
Dirençli şehirler, aşırı hava koşulları, ulusal veya uluslararası ekonomik çöküş, şebeke elektrik kesintileri veya gıda tedarikindeki kesintilerden kaynaklanan potansiyel felaketler gibi önemli tehdit unsurlarına dayanabilir. Dayanıklılık genel olarak inşa edilmiş çevre ve altyapının kuraklık, uzun süreli yüksek veya düşük sıcaklıklar veya seller ile başa çıkmak için tasarlanırken; hizmetlerin merkezi olmayan, ağ bağlantılı ve yerel olarak tedarik edildiği işbirliklerine sahip olabilme anlamına gelir.
(Devamı Yarın)