Siyasetçiler hâlâ aynı yanılgıyı yapıyor.
Zannediyorlar ki seçmen unutkan.
Zannediyorlar ki birkaç transferle, birkaç rozet töreniyle, birkaç güçlü fotoğrafla her şey sıfırlanır.
Yanılıyorlar.
Türkiye seçmeni çok şey affeder.
Ama aptal yerine konmayı affetmez.
CHP’den seçilip Adalet ve Kalkınma Partisi saflarına geçenler şunu sanıyor:
“Arkam artık sağlam.”
“Devlet bende.”
“Güç bende.”
Bu ülkede herkes güce bakar sanıyorlar.
Oysa seçmen başka bir şeye bakar:
İhanete.
Bakın, sandık anlık bir refleks değildir.
Sandık bir hafıza mekanizmasıdır.
Bugün tepki vermez.
Yarın da vermez.
Ama zamanı gelince hesabı keser.
Sessizce.
Bu tip siyasetçiler hep aynı hatayı yapar.
Kendi seçmenini yok sayar.
Onu sadece oy veren kalabalık zanneder.
Oysa seçmen bağ kurar.
Mahallesinde afişini astığı adama bağlanır.
Kapısını çalıp elini sıktığı adama bağlanır.
“Bizden biri” dediği insana bağlanır.
Sonra bir sabah o adamın karşı cephede olduğunu görür.
İşte o an kopuş başlar.
Ve bu kopuş bağırarak olmaz.
Sessiz olur.
Kimse meydanlara çıkmaz.
Kimse slogan atmaz.
Ama bir sonraki sandıkta o isim yazılmaz.
Bu kadar.
Bu yüzden transfer yapanlar büyük yanılgı içindedir.
Kendilerini hâlâ “seçilmiş” sanıyorlar.
Hayır.
Onlar artık “atanmış” gibidir.
Yeni pozisyonlarını halktan değil, yukarıdan almışlardır.
Bu fark sandıkta çıkar.
Recep Tayyip Erdoğan bunu herkesten iyi bilir aslında.
Kendi siyasi hayatı, sandığın sabrını ve öfkesini okuyarak şekillendi.
Ama etrafındaki yeni transfer figürler bunu anlamıyor.
Çünkü onlar sandıkla büyümedi.
Onlar koltukla büyüdü.
Sandığı hiç içselleştirmediler.
Bu yüzden seçmenin psikolojisini de bilmiyorlar.
Seçmen şunu yapar:
İlk seçimde izler.
İkinci seçimde mesafe koyar.
Üçüncüde cezayı keser.
Bu kademeli bir süreçtir.
Bugün CHP seçmeni kızgın.
Yarın küskün olacak.
Sonra alternatif arayacak.
AK Parti seçmeni ise başka bir sorguya girecek:
“Biz yıllardır buradayız. Dün karşıda olanlar bugün niye baş tacı?”
Bu soru yayılır.
Bu soru kemirir.
Bu soru partinin içinden çalışır.
Türkiye’de seçmen davranışı sandığınız kadar basit değil.
İnsanlar bazen bir isim için değil, bir his için oy verir.
Adalet hissi.
Saygı hissi.
Temsil edilme hissi.
Parti değiştiren siyasetçi bu üçüne de zarar verir.
Çünkü seçmene şunu söyler:
“Sen önemli değilsin. Benim kariyerim önemli.”
Bu mesaj sandıkta geri döner.
Şimdi herkes güçlü görünüyor.
Rozetler takılıyor.
Fotoğraflar veriliyor.
“Bize katıldı” manşetleri atılıyor.
Ama bu ülkenin sandıkları şunu defalarca gösterdi:
Bugünün zafer fotoğrafı, yarının yenilgi karesine dönüşebilir.
Seçmen kin tutmaz.
Ama not alır.
Geçen yazılarda söyledim.
Bu bir ahlaki çöküş.
Bu bir sistem arızası.
Bugün şunu ekliyorum:
Bu arızanın faturası sandıkta kesilir.
Sessizce.
Soğukkanlıca.
Geri dönüşsüz şekilde.
Ve o gün geldiğinde, bugün birbirini alkışlayanların çoğu birbirine bakacak.
Kimse konuşmayacak.
Ama herkes anlayacak.
Sandık konuşmuştur.