Tam altmış sene önce bugün büyük bir şaire veda ettik. Dost ve kardeş Azerbaycan’ın yetiştirdiği en güzel fidanı kaybettik. Türk dünyası kalbini fethetmiş Samad Vurgun’suz yetmiş yılı yaşamakta. 1906’da tam bahar bayramında dünyaya gelmiş Samad. Ama daha hayatının baharını göremeden, 6 yaşında anneciğini kaybetmiş. Sonraki yıllar da yine benzer acılarla kavrulup gitmiş. On sene sonra hem babasını hem de anneannesini kaybedip akrabalarla bir yaşam başlamış.
Tiflis’te basılan Yeni Fikir gazetesinde ilk şiiri yayımlanıp ses getiriyor ve köy mekteplerinde edebiyat dersleri verdikten sonra 1929’da ihtilalin beşiği Moskova’da, devlet üniversitesinde iki sene eğitim alıp öz vatanına dönüyor. 1930'lu yıllarda bütün Kafkasya ve Orta Asya'da Stalin terörü kan gövdeyi götürürken, şiir kitapları basılıyor ve ün kazanıyor. 1940'lı yıllarda Komünist Partisi üyesi olup, 1941 ve 1942'de Stalin Ödülü'nü kalemiyle kazanmayı başarıyor.
Samad Vurgun Bolşeviklerin vaat ettiği yeni aleme inanıyor ve dört elle sarılıyor, ama bunun yanında damarlarının içinde vatan sevgisi tutuşuyor. Kendi öz dili ile övünüyor ve olağanüstü duygularla düşüncelerini ve hissettiklerini kâğıda döküyor. Mazi’ye ilgi ile ve geleceğe güven ve inançla bakan çok sevilen bir şair, Moskova da bunun farkında tabii. Önder olarak kendi halkına tanıtılıyor, Halk Şairi ünvanı kendisine veriliyor. Gerek Bilimler Akademisi üyeliği, Azerbaycan Cumhuriyeti Halk Sanatçılığıyla taltif ediliyor. Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti'ne seçiliyor.
Şiirlerine ve piyeslerine odaklanıyor ama Vietnam’a resmi bir Sovyet heyetiyle gittiğinde rahatsızlanıp Pekin’de tedavi görüyor. Azerbaycan’a döndükten kısa bir süre sonra da vefat ediyor.
Kendisi Türkçe yayınlanan edebiyattan haberdar, Nazım Hikmet’in kim olduğunu, niye hapiste yattığını biliyor ve onun serbest bırakılması için çaba gösteriyor. Nazım Sovyetler’e kaçtığında Moskova’da ve Bakü’de buluşup, tanışıp yakın dost oluyorlar.
1957'de Nazım Bakü Üniversitesi'nden gelen daveti kabul ederken yakın dostunu görebileceğini düşünüyor. Ama Samad Vurgun aylar önce vefat etmiş, Nazım’ın haberi yok. Çok üzülüyor ve onun için 25 Şubat 1957’de şu şiiri yazıyor:
Samet Vurgun’a
Nihayet şehrine gelebildim,
ama geç geldim, Samet,
görüşebilemedik,
bir ölüm boyu geç geldim.
Teypteki sesini
dinlemek istemedim, Samet.
Ölülerin, büsbütün ölmeden,
resimlerine bakmam.
Ama, gün gelecek
seni de senden büsbütün
ayıracağım, Samet,
saygılı hatıralar dünyasına
gireceksin.
Kabrine çiçek de koyabileceğim
gözüm yaşarmadan.
Sonra, gün gelecek
senin başından geçen iş,
benim de başımdan geçecek,
Samet.
Samad Vurgun elli yaşında öldü. O kısa hayatın çok uzun zamanı, kırk dört senesi anasız geçti. Pek çok anlamlı, dokunaklı, coşturan, düşündüren şiiri vardır. Azerbaycan adlı şiiri muhteşemdir. Ama, 1927’de yazdığı bir şiiri var ki, her okuyan ya annesine gidip hemen sarılır, ya da anısı için iki damla gözyaşı akıtır. Gelin beraber ağlayalım:
Pek çocukken yere gömdüler seni,
Hayata kanatsız attılar beni.
Bak nasıl bozuldu ömrüm düzeni,
Sensiz hayat bana zindandır, anne.
Koynunda saklıdır güzel dilekler,
layık dir secdeye sana melekler.
Nerdesin, gözlerim hep seni bekler,
Bak evladın, sensiz gir yan dir, anne.
Sen bir güneş idin-doğdun da battın,
Yazık, evladını gamlara attın.
Söyle bana hangi arzuna çattın,
Topraklarda nice zamandır, anne.
Bir ah çeksem sensiz kopmaz mı tufan,
Ömrümü veririm yolunda kurban.
Yumuk gözlerini aç da bir uyan,
Şimdi zaman başka zamandır, anne.
Şimdi ne haldesin bilmek isterim,
Dertlerimi senle bölmek isterim.
Seni görmek için ölmek isterim,
Tesellim ah ile figandır anne.
Büyük Şair, seni kaybettiğimiz için hem üzülüyoruz hem de altmış senedir annenin yanında olduğun için seviniyoruz. Rahat uyu.