Azerbaycan Yazarlar Birliği Sumgayıt Bölgesi Başkanı, değerli şair Gülnare Cemaleddin yalnızca bir şair değildir.
Bazı insanlar vardır;
onları yalnızca yazdığı şiirlerle anlatamazsınız. Çünkü onlar bir kitabın kapağında duran isimden çok daha fazlasıdır. Bir kültürün taşıyıcısı, bir halkın hafızası, bir dilin vicdanı hâline gelirler. Azerbaycan Yazarlar Birliği Sumgayıt Bölgesi Başkanı şair Gülnare Cemaleddin’i düşündüğümde, aklıma tam da böyle bir insan geliyor.
Onu tanımaya başladığınızda önce şiirlerini değil, insanlığını fark ediyorsunuz. Çünkü bazı insanların kalemiyle kişiliği arasında mesafe yoktur. Ne yazıyorsa odur. Ne hissediyorsa onu taşır kelimelerine. Gülnare Cemaleddin’de beni en çok etkileyen yönlerden biri de bu oldu.
Bugün edebiyat dünyasında çok fazla görünürlük var; fakat aynı ölçüde derinlik olduğunu söylemek zor. İnsanlar çoğu zaman daha fazla duyulmak için yazıyor. Oysa bazı şairler vardır ki, duyulmak için değil; hissettirmek için yazar. Gülnare Cemaleddin’in şiire yaklaşımı tam olarak budur.
Onun satırlarında Azerbaycan’ın sesi vardır.
Karabağ’ın hüznü vardır.
Göç yollarının yalnızlığı vardır.
Bir annenin sessiz duası, bir çocuğun yarım kalmış düşü, bir halkın kırılmayan direnci vardır.
Fakat onu yalnızca Azerbaycan edebiyatının içinde değerlendirmek eksik olur. Çünkü o, Türkiye ile Azerbaycan arasında yıllardır görünmeyen bir kültür köprüsü kuran önemli isimlerden biridir. Bu köprü resmi söylemlerle değil; şiirle, dostlukla, emekle ve samimiyetle kurulmuştur.
Ben bunu en yakından “Kimliksiz Sokaklar” kitabımın hazırlık sürecinde gördüm.
Aylar süren o yoğun çalışmanın içinde, yalnızca bir çeviri emeği yoktu. Gülnare Cemaleddin, kitabın Azerbaycan Türkçesine aktarımında yalnızca kelimeleri çevirmedi; şiirlerin ruhunu taşıdı. Çünkü şiir yalnızca sözcüklerden oluşmaz. Bir şiirin içinde coğrafya vardır, ses vardır, ritim vardır, insanın iç dünyası vardır. Eğer bir şair başka bir şairin ruhuna yaklaşamazsa, yapılan şey yalnızca teknik bir çeviri olur.
Oysa “Kimliksiz Sokaklar”ın Azerbaycan Türkçesine taşınma sürecinde ben bunun çok ötesinde bir emek gördüm.
Şiirlerimin her satırına gösterdiği hassasiyet, kültürel detaylara verdiği önem ve metinlerin ruhunu koruma çabası, bana şunu düşündürdü:
Bazı insanlar yalnızca çalışmaz; inanarak emek verir.
Belki de bu yüzden “Kimliksiz Sokaklar”, benim için yalnızca bir şiir kitabı olmadı. Türkiye ile Azerbaycan arasında kurulmuş duygusal ve edebî bir köprüye dönüştü. Bu köprünün en güçlü taşlarından biri ise hiç kuşkusuz Gülnare Cemaleddin’in emeğiydi.
Onun edebiyata yaklaşımında beni etkileyen bir başka yön ise gösterişten uzak oluşu. Günümüzde birçok insan yaptığı işi büyütmek için sürekli kendisini anlatıyor. O ise daha çok yaptığı işle konuşuyor. Sessiz ama derin bir emeğin insanı gibi…
Bazen düşünüyorum da;
şiirin gerçekten iyileştirici bir gücü var mı?
Sonra Gülnare Cemaleddin gibi insanları görüyorum. Kültüre, sanata ve insan ruhuna hâlâ inanan insanların varlığını hissediyorum. İşte o zaman şiirin yalnızca estetik bir uğraş olmadığını yeniden anlıyorum. Şiir bazen bir halkın hafızasını korur. Bazen iki ülke arasında görünmeyen bağlar kurar. Bazen de insanın içindeki yalnızlığı sessizce onarır.
Gülnare Cemaleddin’in şiirlerinde tam da böyle bir duygu var.
İnsanı yormayan ama içine yürüyen bir derinlik…
Onun edebiyat anlayışında samimiyet çok belirgin bir yerde duruyor. Belki de bu yüzden şiirleri yalnızca okunmuyor; hissediliyor. Çünkü yapaylığın giderek çoğaldığı bir çağda, içten gelen bir ses insanın ruhuna daha güçlü ulaşıyor.
Aynı zamanda genç kalemlere verdiği destek, kültürel projelerdeki üretkenliği ve Türk dünyası edebiyatına olan bağlılığı da ayrıca takdiri hak ediyor. Çünkü kültür yalnızca büyük sözlerle değil; yıllarca süren emeklerle ayakta kalır.
Ben Gülnare Cemaleddin’i yalnızca bir şair olarak görmüyorum.
Onu; kültürü taşıyan, şiire inanan, insan ruhuna dokunmayı önemseyen güçlü bir edebiyat emekçisi olarak görüyorum.
Ve inanıyorum ki yıllar sonra insanlar bazı kitapları, bazı şiirleri ve bazı dostlukları hatırladığında; Türkiye ile Azerbaycan arasında kurulan o edebî köprülerin içinde onun emeği mutlaka anılacaktır.
Çünkü bazı insanlar yalnızca iz bırakmaz…
Bir dönemin hafızasına dönüşür.
Yazının sonunda onun kalemindeki duygu derinliğini anlatan şu dizeleri ayrıca paylaşmak isterim. Çünkü bu şiir, yalnızca bir annenin ardından yazılmış ağıt değil; insan ruhunun eksilen tarafını anlatan güçlü bir iç sestir:
Ana, ört üstünə, əllərini ört,
Dərdim yetim qalıb,anasız qalıb.
Səsləsəm ,gəlməzsən,yəqin bilirəm,
Dilim gör nə vaxtdı anasız qalıb.
Kim deyir getdikcə köhnələr dərdin,
Hər gün çiçəkləyir kipriklərimdə.
Sən çıxıb gedəndən canım isinmir,
Hər gün yadımdasan,hər an yanımda.
Mən ki,bu dünyanı bilmədən gəldim,
Üzünə oyandım,üzünə güldüm.
Sən çıxıb gedəndə ölümü bildim
Ağlıma batmadı bu dünya mənim.
Sənsizlik sinəmdə fəryad qoparır,
İndi payız gəlib hər yan xəzəldi.
Çəkirəm çoxusu həsəd aparır,
Bəxtəvər başına, dərdin gözəldi.
Sən çıxıb gedəndən soyuyub əlim,
Nə evə - eşiyə, nə işə yatmır.
Sənmişsən dünyanı dada mindirən,
Ay ana, dünyada nə isə çatmır.
Qırılıb qanadım,ağrıyır canım
Bir yuva qurmuşam yarımçıq qalıb,
Düşür ilmə- ilmə heydən bu ömür,
Üstünə- başına qəm naxış salıb.
Basıram bağrıma, bağrım daş olur,
Çəkirəm gözümə, dərdin yaş olur.
Ağrını,acını vurub çıxıram,
Elə sənsizliklə başabaş olur.
Bu şiiri okuduğunuzda yalnızca bir evladın anne özlemini değil, aynı zamanda insanın içindeki eksikliği de hissediyorsunuz. Belki de gerçek şiir tam olarak budur; insanın kendi yarasını başkasının kalbinde duyabilmesi…