SAĞLIK TİCARETE KONU OLAMAZ

Türkiye uygulanan yanlış politikalar ve yanlış tercihler yüzünden bir felaketten diğer bir felakete savrulup duran bir ülke haline geldi.

Açıkça söylemek gerekiyorsa artık ülke yönetilmiyor savruluyor…

Son felaket bir savcının ölümle tehdit edilmesi sonucunda konuyu halkın duyması ile ortaya çıktı.

Konumuz: 12 Bebeğin sağlık sektöründeki fahiş kar hırsı yüzünden göz göre göre ölmesi ve bu olayın örtbas edilmesi için davayı takip edilen savcının ve savcı yakınlarının ölümle tehdit edilmesi.

Bu organize suçun içinde kamu görevlileri, özel hastaneler ve sağlık çalışanları var.

Normal bir demokraside böyle bir skandal patlak verse bakan o koltukta bir dakika bile oturamaz ve dahası çoğu zaman hükümet ben bu işi beceremiyorum elime yüzüme bulaştırdım der ve istifa etmek zorunda kalırdı. Benzer bir olay Japonya’da yaşansa sanırım bakan için tek yol Harakiri yapmak, kılıçla karnını deşmek olurdu.

Bunlara organize suç örgütü demek bile çok yetersiz kalır bunlar resmen organize kötülük şebekesi olmuş sağlık üzerinden insanları sömürüyor.

Sorun münferit bir olay mı?

Elbette hayır!

Aslında bu olayda ortaya çıkan buzdağının üstte kalan görünen kısmıdır, bu ve benzeri işler sağlık sektöründe düşünüldüğünden çok ama çok daha yaygındır.

Bu sorunun ortaya çıkış nedeni ise sağlık sektörünün ticarileşmesi ve hastaların müşteriye dönüştürülmesidir.

Bakın sevgili okurlarım değeri piyasada rekabet ile belirlenemeyecek yani rekabete konu olamayacak bazı mal ve hizmetler vardır ve sağlık da bunlardan en önde gelenidir.

Şimdi soruyorum size çocuğunuzun, kardeşinizin, eşinizin ya da annenizin babanızın yaşamını kurtarmak için pazarlık yapabilir misiniz?

Yaşamın ya da sağlığın değeri kaç paradır, ölçüye gelir mi?

Ayrıca sağlık sisteminde müşteri olan sıradan biri hangi hizmeti, kaç paradan, nerede alması gerektiği konusunda sağlıklı bir karar verme yetisine sahip olabilir mi?

Elbette hayır sonuçta bir doktora gittiğinizde, bir hastaneye başvurduğunuzda size önerilen tedavi ya da hizmetin gerekli ya da yeterli olup olmadığına bu hizmetin fiyatına karar vermek sıradan bir insan için hiçbir şekilde mümkün değildir.

İşte tam da bu yüzden sağlık hizmetleri serbest rekabete açık, fiyatı piyasada belirlenebilecek bir iktisadi faaliyet değildir.

AKP iktidarı son 20 yılda bütün bu gerçeklere rağmen sağlık sisteminde egemenliğin özel sektörün eline geçmesine izin verdi, özel sektör piyasayı domine etmeye başladı ve müşteri haline gelen hastalar piyasa kurtlarının insafına terk edildi.

İlaçtan ameliyata, doğumdan tedaviye kadar kamu eli ile sunulan sağlık hizmetlerine hem ulaşım çok zorlaştı ve hem de kamu eli ile sunulan hizmetlerin kalitesi çok düştü.

Dahası bu da yetmedi benimde şahit olduğum birçok olayda çağrı merkezi tarafından yönlendirilen ambulanstaki sağlık görevlileri hastaları kamu kurumları yerine özel sektör tarafından işletilen hastanelere yönlendirmeye başladılar.

Bir değil iki değil bizzat şahit olduğum ya da duyduğum birçok olayda sağlık görevlileri “hastane dolu yer yok” ya da “doktor yok” gibi gerekçelerle hastaları ya da hasta yakınlarını özel hastanelere yönlendirmeye çalışmaktadır.

Bu gerekçelerin ne kadar doğru olduğunu ya da olmadığını zaten o an panik ve endişe içinde olan hasta ya da hasta yakınları bilemeyeceği için çaresiz sağlık personelinin önerisi kabul ediliyor ve özel hastaneleri işleten kurt tüccarlar müşteriyi ta en baştan kapıyorlar.

Peki, ne yapılmalı?

Acilen yapılması gerekenler:

  • Yaşanan bu faciayı önleyemeyen il ilçe sağlık müdürü ve bakan derhal görevden alınacak.
  • Bu faciayı yaratan herkese ibret-i âlem için en ağır cezalar verilecek.
  • Sağlık sistemi üzerinde; sağlık bakanlığı, maliye, SGK ve yargı tam bir denetim kuracak, yapanın yaptığı yanına kar kalmayacak, yapan yaptığına pişman edilecek.
  • Kamu eli ile sunulan sağlık hizmetleri hem çoğaltılacak ve hem de niteliği artırılacak ki hastalar özel sektöre gitmek zorunda kalmasın.