‘Potasına Maçlar’ ve ‘Ve Maç Bitti!’ kitaplarını izleyen yeni çıkardığı 'Son bir Maça çıkar mısın? kitabıyla Sevgili Çağlar Baştoklu birazdan okuyacağınız spor ve siyaset sarmal döngüsünün analizini yapmak için dürtü beni; Spor, her zaman sadece skorlar, madalyalar ve alkışlardan ibaret olmadı. Tarih boyunca kimi zaman bir halkın varoluş mücadelesi, kimi zaman ise otoriter rejimlerin propaganda aracı oldu.
Bu nedenle spor ile siyasetin yolları, çoğu zaman bilinçli ya da kaçınılmaz olarak kesişti. Ve bazı anlar, bazı maçlar, yalnızca sportif rekabetten değil, tarihin kendisinden izler taşıdı. Olimpiyat tarihine damga vuran olaylara baktığımızda bu iç içe geçmişlik açıkça görülür. 1936 Berlin Olimpiyatları, Adolf Hitler’in Nazi Almayasının gücünü dünyaya gösterme sahnesi olarak tasarlanmıştı. Tüm organizasyon, Aryan ırk üstünlüğünü yüceltmek üzere kurgulanmıştı.
Ancak Jesse Owens gibi siyahi atletlerin zaferi, bu propagandayı tersyüz ederek, sporun zaman zaman kendi içinden doğan bir adaletle karşılık verebildiğini gösterdi.1972 Münih Olimpiyatları ise tüm dünyayı sarsan bir trajediye sahne oldu. Filistinli "Kara Eylül" örgütü, İsrail kafilesine yönelik düzenlediği saldırıyla 11 sporcunun hayatını kaybetmesine yol açtı. Olimpiyatlar gibi “barışın” simgesi kabul edilen bir organizasyon bile, süregelen siyasi çatışmaların dışında kalamamıştı. O andan itibaren olimpiyatların siyasi nötrlüğü tartışmaya açılmış, sporun küresel çatışmalardan azade olamayacağı bir kez daha kanıtlanmıştı. Benzer şekilde, İspanya İç Savaşı’nın ardından General Franco, futbolun halk üzerindeki duygusal ve sosyolojik gücünü hızla fark etti.
Spor, onun elinde güçlü bir “depolitizasyon” aracına dönüştü. 1944 yılında verdiği talimatla inşa ettirilen Santiago Bernabéu Stadyumu için söylediği şu sözler unutulmaz: “Bana 100.000 kişilik bir uyku tulumu yapın.” Franco için stat, bir halkı uyutmanın, dikkatini başka yöne çekmenin alanıydı. Ancak halk için aynı stat, bazen bastırılan duyguların, haykırılmak istenen gerçeklerin yankılandığı bir mikrofon hâline de gelebiliyordu. Bugün bile spor sahaları sadece rekabetin değil, kimliklerin, adalet arayışlarının ve tarihsel hesaplaşmaların mekânı olmaya devam ediyor. Seyircilerin coşkusu, bazen bir kupadan çok daha fazlasını temsil ediyor. Sporcuların duruşları, zaferleri ya da boykotları, yalnızca spor tarihine değil, siyasi tarihe de not düşüyor. Evet, bazı maçlar gerçekten sadece bir maç değildir. Onlar; bir çağın ruhunu, bir toplumun yarasını, bir rejimin gölgesini ya da bir halkın direnişini taşır. Örneğin; Olaylı 1972 Münih olimpiyatlarında SSCB ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki basketbol maçının son üç saniyesi hakem ve kural hataların nedeniyle üç kez tekrarlanmış ve tek sayıyla Sovyetler Birliği kazanmıştı.
Bu karşılaşma soğuk savaş döneminin en yoğun hissedildiği ve yaşanıldığı yıllarda bir basketbol maçından çok daha fazla anlam ifade etti. Ve bu yüzden, sporla siyaseti birbirinden ayırmak, çoğu zaman hem tarihsel gerçekliğe hem de insani hakikate gözlerini kapatmaktır.
SON BİR MAÇA VAR MISIN?
A. Çağlar Baştoklu
Karınca Ajans
ISBN:978-625-95446-3-2