1930'lu yılların Cezayir'inde, Fransız Meursault, çevresiyle görünürde hiçbir bağ kurmadan yaşamaktadır. Toplumsal beklentilere ve kişisel ilişkilere kayıtsız olan Meursault, önemli olaylar karşısında bile duygusuz, hatta soğuk kalır. Annesinin cenazesinde bile kayıtsız görünmektedir. Ertesi gün, eski bir meslektaşı olan Marie ile bir ilişkiye başlar. Ancak Meursault'un içinde bir şeyleri harekete geçiren kişi komşusu Raymond'dur. Raymond karanlık işlere bulaşır ve sonunda Meursault'u da karanlık tarafa çeker.
Orada, başkalarına ve kendi hayatına karşı olan kayıtsız tavrını yeniden gözden geçirmek zorunda kalır.’ https://sonsoz.com.tr/biraz-daha-camus-alir-miydiniz ve https://sonsoz.com.tr/sacmalaminin-camuscasi geçmiş yıllar yazılarımda ustanın felsefe yapmadan anlattığı felsefesine çok değindim …François Ozon’un siyah beyaz filminde saçma anlayışı ete kemiğe bürünmüş. ‘Sanat salt estetik bir mesele değil, aynı zamanda bir direniştir’…demiş usta.. Sisifos Söyleni kitabında tüm bunlardan bahsederken Camus, fikirlerini Yabancı kitabındaki ana karakteri Mösyö Meursault’ta kişiliğe büründürür. Mösyö Meursault, hayatın bir anlamı bulunmadığının bilincindedir; fakat dilediği her şeyi yapmakta özgür hisseder kendini. Hayatını kendi biçimlendirir. Kelimenin tam anlamıyla “absürt” yaşamaktadır. Sadece Sisifos bile Camus büyüklüğünü gösterir. Yunan Tanrıları tarafından taş yuvarlama cezasına çarptırılan mitolojik karakter Sisifos, taşı bir dağın zirvesine taşımakla cezalandırılmıştı ve taş hedefe her ulaştığında aşağı düşmekteydi. Albert Camus bu sembolü absürdizm ile bağdaştırmıştır. Camus, bu imgeyle şu mesajı verdi: “Yaşamın anlamı, Sisifos’un taşımakla yükümlü olduğu taştır fakat bu taş tam hedefe vardığında kısır döngünün bir ögesi olarak geri yuvarlanır; hayatın anlamı yoktur, onu ararken boşuna uğraşmış olursunuz. Bu bakımdan yaşamın anlamını bulmaya çalışmayın, yaşamı yaşamaya çalışın. https://cizenleryaziyor.blogspot.com/p/her-sey-bana-yabancunal-ozuak.html yazımda ise kitabı ve yaşamıma uyarlayışımı ayrıntılamıştım; Hani şu annesinin öldüğünü öğrendiği gün cenazeye katılmak üzere yola çıkıp, herkes ondan oğul olarak duygusal bir tepki beklerken o duyusal dünyaya dikkat kesilen Meursault...
Taze örnek isterseniz iki tane vereyim...Yarım asrımı verdiğim basketbolu hala yeniden yapılandırmaya çalışmam...ki hiçbir kemikleşmiş çıkar çarklarını yerinden oynatamadım onca yıl… Bütün tarafların el birliğinde yıkma, içinden yol geçirmeye çalıştıkları ve kuzuların sessizliğine büründükleri, Kadıköy Maarif Koleji yapılarını, kurduğumuz Martı Demokratik Düşünce Grubuyla yıktırmamaya çabalamak... Ne diyeyim boş duranı kendisi de sevmez... Filmde tam bu haybeye nümayişi anlatıyor işte. Mutlaka izleyin.