SAÇMALAMAYI KİŞİLİĞE BÜRÜNDÜRMENİN DANİSKASI

Yazıyı daha okunur kılmak, filmi mutlaka izlemenizi sağlamak için bu başlığı attım. Absürdüzmin (saçmacılık) babası Albert Camus’nün 1942’de yazdığı, başta ben tüm 68 kuşağını derinden etkileyen, Kadıköy Maarif Koleji’nde Barış gönüllüsü Mr. Hallow’la ders kitabı olarak İngilizce okuyup tartışarak feyz (!) aldığımız YABANCI kitabının film uyarlamasını nasıl heyecanlanarak seyrettiğimi tahmin edersiniz. Marcello Mastroani’nin başrolünü oynadığı Albert Camus’nün, "saçma" akımına da kaynaklık eden romanından uyarlanan Cezayir’de çekilmiş ‘hiç sebep yokken, sırf güneşin kavurmasından bunaldığı için önüne çıkan masum bir insanı öldüren. Annesi öldüğünde hiç mi hiç şaşırmayan, ağlamayan, hayatını "olsa da olur olmasa da" düsturuyla sürdüren bir karakteri anlatan ilk filmi de 1967’de seyretmiştim. Aydınlatıcı metinlerde şöyle betimleniyor film; ‘Yabancı, duygusal olarak dünyadan kopuk bir adamın hikayesini konu ediyor.

1930'lu yılların Cezayir'inde, Fransız Meursault, çevresiyle görünürde hiçbir bağ kurmadan yaşamaktadır. Toplumsal beklentilere ve kişisel ilişkilere kayıtsız olan Meursault, önemli olaylar karşısında bile duygusuz, hatta soğuk kalır. Annesinin cenazesinde bile kayıtsız görünmektedir. Ertesi gün, eski bir meslektaşı olan Marie ile bir ilişkiye başlar. Ancak Meursault'un içinde bir şeyleri harekete geçiren kişi komşusu Raymond'dur. Raymond karanlık işlere bulaşır ve sonunda Meursault'u da karanlık tarafa çeker.

Orada, başkalarına ve kendi hayatına karşı olan kayıtsız tavrını yeniden gözden geçirmek zorunda kalır.’ https://sonsoz.com.tr/biraz-daha-camus-alir-miydiniz ve https://sonsoz.com.tr/sacmalaminin-camuscasi geçmiş yıllar yazılarımda ustanın felsefe yapmadan anlattığı felsefesine çok değindim …François Ozon’un siyah beyaz filminde saçma anlayışı ete kemiğe bürünmüş. ‘Sanat salt estetik bir mesele değil, aynı zamanda bir direniştir’…demiş usta.. Sisifos Söyleni kitabında tüm bunlardan bahsederken Camus, fikirlerini Yabancı kitabındaki ana karakteri Mösyö Meursault’ta kişiliğe büründürür. Mösyö Meursault, hayatın bir anlamı bulunmadığının bilincindedir; fakat dilediği her şeyi yapmakta özgür hisseder kendini. Hayatını kendi biçimlendirir. Kelimenin tam anlamıyla “absürt” yaşamaktadır. Sadece Sisifos bile Camus büyüklüğünü gösterir. Yunan Tanrıları tarafından taş yuvarlama cezasına çarptırılan mitolojik karakter Sisifos, taşı bir dağın zirvesine taşımakla cezalandırılmıştı ve taş hedefe her ulaştığında aşağı düşmekteydi. Albert Camus bu sembolü absürdizm ile bağdaştırmıştır. Camus, bu imgeyle şu mesajı verdi: “Yaşamın anlamı, Sisifos’un taşımakla yükümlü olduğu taştır fakat bu taş tam hedefe vardığında kısır döngünün bir ögesi olarak geri yuvarlanır; hayatın anlamı yoktur, onu ararken boşuna uğraşmış olursunuz. Bu bakımdan yaşamın anlamını bulmaya çalışmayın, yaşamı yaşamaya çalışın. https://cizenleryaziyor.blogspot.com/p/her-sey-bana-yabancunal-ozuak.html yazımda ise kitabı ve yaşamıma uyarlayışımı ayrıntılamıştım; Hani şu annesinin öldüğünü öğrendiği gün cenazeye katılmak üzere yola çıkıp, herkes ondan oğul olarak duygusal bir tepki beklerken o duyusal dünyaya dikkat kesilen Meursault...

Onun anlamın olmadığı yerde bir anlam varmış gibi davranmayı reddetmesi, Yabancı'nın çıkış noktasını oluştururken kuşak olarak bizim de kabuğumuzu sertleştirdi. Eleştirmen Mario Vergas Liaso, kitap kapağında "Camus'nün karamsarlığı kabulleniş değil, tam aksine bir eylem hatta isyan çağrısıdır. Romanı bitirdikten sonra Mersault'ya karşı karışık hisler beslesek de dünyanın iyi bir yer olmadığı ve değişmesi gerektiğine inanırız." diyor ki çok haklı. Daha o günlerde yeni yetme çırak devrimci olarak Atatürk’ün Bursa nutkunun broşürlerini kaptığım gibi soluğu Taksim'de alırdım. Bizim Cezayirli rahat durmadı, Sisifos Söyleni adlı felsefi denemesiyle bizi bizden aldı. Kimsede, yaşantımı kurgulayan bu ikiliye dikkat demedi. Bir yerden sonra yuvarlanacağını bildiğin kocaman kayaya omuz vererek yokuş yukarı zorlayan mitoloji kahramanımız örneği; Hayatım olamayacağa ergi yapmaya çabalamakla geçti.

Taze örnek isterseniz iki tane vereyim...Yarım asrımı verdiğim basketbolu hala yeniden yapılandırmaya çalışmam...ki hiçbir kemikleşmiş çıkar çarklarını yerinden oynatamadım onca yıl… Bütün tarafların el birliğinde yıkma, içinden yol geçirmeye çalıştıkları ve kuzuların sessizliğine büründükleri, Kadıköy Maarif Koleji yapılarını, kurduğumuz Martı Demokratik Düşünce Grubuyla yıktırmamaya çabalamak... Ne diyeyim boş duranı kendisi de sevmez... Filmde tam bu haybeye nümayişi anlatıyor işte. Mutlaka izleyin.