Ama biz ne yapıyoruz? Daha doğmadan üzerine renkler biçiyoruz. Maviyle cesareti, pembeyle itaati kodluyoruz. “Erkek” deyip gözyaşını yasaklıyor, “kız” deyip sesini kısıyoruz. Oysa çocuk tamdır. Çocuk bütündür. Çocuk; sıfatı konmadan önce insandır. Ve belki de en sarsıcı cümle;
Çocuğun cinsiyeti yoktur; çünkü ruhun cinsiyeti yoktur.
Çocukluk, doğumdan ergenliğe kadar süren bir bekleme salonu değil, insan kişiliğinin temellerinin atıldığı hayati bir dönemdir. Beyin en hızlı bu dönemde şekillenir, güven duygusu burada kök salar, adalet algısı burada filizlenir. Bir çocuğun hayal kurma alanını daraltmak, yalnızca bugünü değil, geleceği de sakatlamaktır. Ona biçtiğimiz her kalıp, yaratıcılığından kopardığımız bir parçadır.
Ve sonra savaş gelir. Bir okul bombalandığında, bir hastanenin camları tuzla buz olduğunda, toprağa yan yana dizilmiş küçücük mezarlar kazıldığında mesele artık sadece jeopolitik değildir. İran’ın Minab kentinde bir kız ilkokuluna yönelik saldırıda 160’tan fazla çocuğun hayatını kaybettiği dünya gündemine düştü. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi mezarların fotoğrafını paylaştı, sorumluluk olarak ABD ve İsrail’i işaret etti. Uluslararası kurumlar ise bağımsız soruşturma çağrısında bulundu; sorumluluk meselesinin henüz kesinleşmediğini açıkladı.
Acı karşısında öfke çok insani. Özellikle söz konusu olan çocuklarsa, kelimeler sertleşir, ses yükselir. Ama böylesi ağır suçlamalarda iki şeyi aynı anda taşıyabilmek gerekir, vicdan ve sorumluluk.
Fakat şu tartışılmaz…
Bir okul vuruluyorsa,
Bir hastane hedef oluyorsa,
Bir çocuğun bedeni savaşın parçası haline geliyorsa, orada insanlık yara almıştır.
“Özgürlük”, “demokrasi”, “istikrar” gibi kavramlar, eğer çocukların güvenliğini garanti edemiyorsa içi boş sloganlara dönüşür. Güçlü devlet olmanın ölçüsü askeri kapasite değil; sivili koruma iradesidir. En temel sınav da çocukları koruyabilmektir. Gerçek ne olursa olsun değişmeyen bir şey var;
Bir çocuğun ölümü, insanlığın ortak yenilgisidir.
Savaşın bir hukuku vardı. Sivillerin, özellikle çocukların korunması gerektiğini söyleyen kurallar vardı. Okulların, hastanelerin dokunulmazlığı vardı. Eğer bugün bunlar tartışma konusu oluyorsa, asıl kayıp sadece canlar değil; ahlaki zemindir. Uluslararası hukuk, savaşta bile çocukların ve sivillerin korunmasını emreder. Bu ilke çiğneniyorsa fail kim olursa olsun bu bir insanlık sorunudur. Ve insanlık suçları zaman aşımına uğramaz; er ya da geç adaletin konusu olur.
“Çocuğun günahı yoktur” dediğimizde vicdana sesleniriz.
“Çocuğun cinsiyeti yoktur” dediğimizde kalıpları kırarız.
Ama belki de en derin cümle şudur ki…
Çocuğun mülkiyeti yoktur.
Çocuk; devletin, ailenin, ideolojinin ya da savaşın nesnesi değildir. O bir proje değildir. Bir bayrak değildir. Bir istatistik değildir. O, henüz kirlenmemiş ihtimaldir. Onu korumak merhamet değil, yükümlülüktür.
Artık yeter demek bir öfke cümlesi değil, bir vicdan çağrısıdır.
Çocukların ölmediği,
Okulların hedef olmadığı,
Hastanelerin sığınak olduğu,
Savaşın değil insanlığın kazandığı bir dünya istemek radikal değil, asgari taleptir.
Çünkü çocuk taraf değildir.
Çocuk propaganda değildir.
Çocuk hesaplaşma aracı değildir.
Çocuk, sadece hayattır.
Bugün dünyanın neresinde olursa olsun bir çocuk korkuyla uyuyorsa, bir başka yerde bir yetişkin rahat uyuyamaz. Çünkü çocukluk evrenseldir. Çünkü çocuk, tarafsızdır. Çünkü çocuk, insanlığın son saf alanıdır.
Belki de bu yüzden slogan basittir ama ağırdır.
“Adı konmadan önce insan, sıfatı konmadan önce çocuktur.”
Ve biz, hangi siyasi görüşe, hangi inanca, hangi kimliğe sahip olursak olalım; eğer bir çocuğun yaşam hakkını tartışmasız savunamıyorsak, henüz gerçekten yetişkin sayılmayız.
Çocuk, insanlığın aynasıdır. O aynaya baktığımızda savaş görüyorsak, aslında kendi karanlığımızı görüyoruz. O aynada korku varsa, o korku bizim eserimizdir. Çünkü çocuk dünyayı kurmaz; dünyayı biz kurar, ona teslim ederiz.
Bir çocuğun sesi kısıldığında, insanlığın vicdanı kısılır.
Bir çocuğun hayali yıkıldığında, geleceğin bir parçası yıkılır.
Bir çocuğun bedeni toprağa düştüğünde, medeniyet iddiası da onunla birlikte gömülür.
Biz çocuklara bir dünya borçluyuz. Güvenli bir gökyüzü, bombalardan uzak bir okul, korkusuz bir uyku borçluyuz. Onlara pembe ya da mavi değil, özgürlük borçluyuz. Kimlik değil, insanlık borçluyuz. Sahiplik değil, rehberlik borçluyuz.
Çünkü çocuk, yarının sahibi değil, bugünün emanetidir. Ve emanete ihanet eden hiçbir toplum, kendini masum sayamaz. Günün sonunda mesele ideolojiler değil, sınırlar değil, güç dengeleri değildir. Bir çocuk güvenle gülebiliyor mu?
Eğer cevabımız hayırsa, daha yolun başındayız.
Eğer cevabımız hayırsa, hiçbir zafer gerçek değildir.
Eğer cevabımız hayırsa, insanlık henüz sınıfı geçememiştir.
SONSÖZ
Çocuğu koruyamayan bir dünya, kendini medeniyet sayamaz.
Çocuğun öldüğü yerde hiçbir bayrak masum değildir.
Ve çocuğun ağladığı bir çağda, hiç kimse gerçekten kazanmış değildir.
Çocukları korumak bir tercih değil, insan kalmanın son şartıdır.