Türkiye’de 2001 krizinden sonra dövizin küçük artışının ardından artık dolar hiç eskisi gibi olmadı. Aslında 2010’ların ilk başlarından bile tansiyonu standartlardan çıkmayan dolar 2014-2015 civarı ters güç kazanarak artmaya devam etti ve kontrolden çıktı desek pek yalan olmaz. Özellikle son yıllarda gerçekten inanılmaz seviyeleri gördü ve o seviyelerde seyretmeye devam ediyor.
Eskiden yurt dışından ürün almak gerçekten eğer bir tanıdık varsa büyük kolaylıktı. Türkiye’de bazı bulunmayan ürünler bile çok ucuza temin edilebiliyordu. Şimdilerde ise döviz kurları bu seviyeleri görmüşken buna yeltenmek bile hata olur diye düşünüyor insan. Lakin bu hiç öyle sandığımız gibi değil. Dışarıdan alacağımız malzeme bizim paramızdan her ne kadar 15 kat daha pahalı olsa da yine neredeyse %50 civarı daha uygun.
Örneğin bir müzik aleti almak için yola çıkıyorsunuz. Türkiye’de markası ile ün salmış iyi bir gitarın fiyatı bugün döviz kuru nedeniyle 18 bin TL civarında. Aynı ürünü yurt dışından yine bu kura göre aldığımız zaman 10 bin TL’ye satın alabiliyoruz. Ürünün tam olarak kendisi kadar ne ödüyoruz biz?
Bu hizmetlerin genel adı vergi fakat içerikleri ne!
Ben bir ekonomist değilim ya da maliyeden anlayan vergi kalemlerini bir bir sayabilecek bir kapasitem yok. Ben bir vatandaşım. İstediğim ürüne ederi kadar ücret ödeyip sahip olmak istiyorum.
Bunca ekmek kavgasının içerisinde belki bu örnek bile tatlı su balığı hissiyatı yaratabilir sizlerde fakat söylemek istediğim tam olarak şu. Üretici firma kadar para kazanan bir aracı konumunda şu an bu ülke vergiler dahilinde. Ama ekonomi hala buralarda. Anlam veremiyor ve üzülüyorum şu halimize.
Konu böyle başladığı her zaman sonuç olarak üretime gelir. ‘Biz kendimiz üretsek aslında bunlara gerek kalmaz’ deriz her zaman değil mi?
Ancak mevzu bu değil. Bazı ürünlerde kalite her zaman daha ön plandadır ve bunu üretmeye yeni geçmiş yapılar aynı kaliteyi yakalamak konusunda imkan sahibi değildir. Bu bir araba değil. Tabak, çanak değil. Bir isim var ortada ve bu ülkede bu ürünleri kullanan binler var. Temin etmekte güçlük çeken müzisyenler, buna sahip olmak isteyen gençler var. Bu imkanları sağlayamadığı için hayallerini gerçekleştiremeyenler var. Belki ekmek bulamayan insanlar var ama kastım zaten bu değil. Kastım tam olarak şudur; emek veren, çalışan, para kazanmak adına gecesini gündüzüne katıp belki uykusundan çalan bu insanlar; emeklerine karşılık doğru hizmet bekliyorlar. Temin yolunda gerekli olan ve yükümlülük alması gereken devlet mekanizmasının doğru çalışmasını istiyor. Ekonomik özgürlük ve sosyal eşitlik aslında tam olarak buradan geçiyor.