Çeyrek asırlık özlemin ardından yeniden katılma hakkı elde ettiğimiz Dünya Kupası’na büyük umutlarla başladık. Ancak ilk sınavda alınan sonuç, ‘Bizim Çocuklar’a gönül veren milyonları hayal kırıklığına uğrattı.
Avustralya karşısında sahaya çıkan Ay Yıldızlılar, kâğıt üzerinde grubun en güçlü ekiplerinden biri olarak gösteriliyordu. Topa sahip olma dahil tüm kriterlerdeki bu üstünlük net şekilde görüldü. Oyunun çok büyük bölümünü kontrol eden, rakibine göre çok daha fazla pas yapan ve oyunu yönlendiren taraf bizdik. Buna rağmen futbolun en önemli gerçeği bir kez daha karşımıza çıktı; rakamlar her zaman skoru belirlemiyor.
Yüzde 72’lik top hakimiyeti, ne yazık ki tabelaya yansımadı. Savunmada disiplinli duran Avustralya, bulduğu fırsatları değerlendirirken, biz 3. bölgede ciddi sıkıntılar yaşadık. Sonuçta da sahadan 2-0 mağlup ayrılan taraf olduk.
Elbette ilk maçın ardından hemen teknik heyeti ya da oyuncuları hedef tahtasına koymanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Bir maç üzerinden kesin hüküm vermek sağlıklı sonuçlar doğurmuyor. Bu nedenle asıl değerlendirmeyi Paraguay mücadelesinden sonra yapmak daha doğru olur kanısındayım.
Ancak, şu gerçeği de görmezden gelemeyiz; eğer gruptan çıkma hedefi korunacaksa Paraguay karşısında hata lüksümüz bulunmuyor. Turnuva öncesinde bu grubun liderlik dahil birçok senaryoya açık olduğunu düşünüyorduk. O düşüncemde bugün de büyük bir değişiklik yok.
Paraguay’ın ABD karşısındaki performansını dikkatle takip ettim. Mücadele güçleri yüksek, fiziksel oyunu seven ve özellikle orta sahada rakibe baskı kurmaya çalışan bir ekip görüntüsü verdiler. Buna karşılık hücum etkinlikleri çok üst düzey görünmedi. Bu nedenle Milli Takımımız kendi oyununu sahaya yansıtabilirse bu engeli aşabilecek kaliteye sahip.
Turnuvanın dikkat çeken taraflarından biri de kuşkusuz IFAB tarafından uygulamaya alınan yeni kurallar oldu. Özellikle taç ve kale vuruşlarında getirilen süre sınırlaması, oyunun gereksiz yere durmasını önemli ölçüde azaltmış görünüyor. Oyuncu değişikliklerinin kısa süre içinde tamamlanma zorunluluğu da aynı şekilde temponun korunmasına katkı sağlıyor.
Sakatlık sonrası kenara alınan futbolcuların belirli bir süre oyuna dönememesi de uygulaması da zaman geçirmeye yönelik girişimlerin önüne geçebilecek nitelikte. İlk izlenim olarak bu düzenlemelerin oyunun akıcılığı adına olumlu sonuçlar verdiğini söylemek mümkün.
Şimdilik hem yeni kurallarla ilgili kapsamlı değerlendirmeleri hem de turnuvanın geri kalanına ilişkin yorumları sonraki günlere bırakalım ve ‘Bizim Çocuklar’ın Avustralya yenilgisini geride bırakıp Paraguay karşısında yeniden ayağa kalkmasını umut ederek bu haftaki yazımızı noktalayalım.
Kalın sağlıcakla…