Ortada Bir Zafer mi Var?!

İran’da çağdışı otokratik sistemin muktedirleri, toplumu iki parçaya bölmüşler, muhalefet kesimini nefes alamaz hale getirmişler, tuttuklarını barbarca katlediyorlar. Dünyanın çeşitli ülkelerinden kaçırılan çocukların, ABD’deki Epstein Adası’nda canavarca tecavüz edilerek öldürüldüğü, kanlarının içildiği öne sürülen insanlık dışı olaylar, dünyayı sarsmaya devam ediyor. Epstein faciasının baş aktörleri arasında bulunan ABD Başkanı Trump da, bu iğrençliklerin üstüne perde çekmek istercesine sağa sola saldırılar düzenliyor.
Bir süre önce Güney Amerika Kıtası’ndaki Venezuela’ya giren, bir kaç saat içerisinde Devlet Başkanı Maduro’yu paketleyip götüren ve bu ülkede kendi yönetiminde bir iktidar oluşturan ABD Başkanı Trump, “Grönland, Kanada, Meksika, Panama da benim olacak” diye delice hayallerini dünyaya duyurmaya devam ediyor; İran’daki iç karışıklıkları bahane ederek saldırı hazırlıklarına başlıyor; tam da müzakerelerin başlayacağı saatler yaklaşırken, saldırıya geçiyor ve İran’ın Ruhani Lideri Hamaney başta olmak üzere 48 üst düzey devlet yöneticisini katlediyor, bunlar arasında Savunma Bakanı, ordu komutanları da bulunuyor.

Savaşın başladığı günlerde sessiz kalan Ortadoğu’daki tüm Müslüman devletler, ilerleyen süreçte dolaylı yollardan savaşın içerisine çekiliyorlar, ABD üslerinin bulunduğu Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen, Suudi Arabistan gibi devletler, İran tarafından fırlatılan füzelerle vurulmaya başlıyor... Hatta, nereden gönderildiği belirlenemeyen üç savaş füzesi de Türkiye üzerinde ABD’nin Patriot füzeleri tarafından havada imha ediliyor.

İran’daki bir çok noktayı harabeye çeviren ve savaşı başlatan taraf İsrail ile ABD olmasına karşın, 12 Müslüman devlet, İran’ı kınayan bildiri yayınlıyorlar, bu bildiriye imza atan devletler arasında Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı da bulunuyor. Karşılıklı füze atışları ile aralıksız kırk gün kadar süren savaşta çok sayıda masum insan can veriyor, ne İran’daki muktedirler, ne de ABD ve İsrail katilleri, bir adım geri atmıyorlar. Geçtiğimiz 8 Nisan günü ABD Başkanı Trump, 15 günlük bir süre tanımlıyor, karşılıklı ateşkes ilan ediyorlar.
Sosyal medyada, “İran, tek başına ABD ve İsrail’e diz çöktürdü” şeklinde mesajlar yayılıyor, hatta, “Müslümanlar, İsrail ve ABD’nin sonunu getirecek” diyenler var.

İran yanlıları da İsrail ve ABD yanlıları da zafer çığlıkları atıyorlar. İnsan sormadan edemiyor; “Ortada bir zafer var mı?.. Bu zaferi kim kazandı?.. Bu zafer çığlıkları neden?..” diye. ABD, 10 bin km. öteden, Okyanus aşırı ülkesinden geliyor, dokuz milyon nüfuslu İsrail Devleti ile birlikte son teknoloji savaş uçakları ve füzeleriyle binerce yıllık Pers İmparatorluğu’nun devamı olan İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırıyor, bir kaç saat içerisinde ruhani lider Hamaney ile birlikte 48 üst düzey devlet yöneticisini yok ediyor.

İran karşılık veriyor, İsrail’e füzelerle saldırılar başlatıyor. İsrail ile ABD güçleri, İran’da önemli gördükleri noktaları bombalayıp yıkmaya, harabeye çevirmeye devam ederlerken, İsrail, aynı sıralarda kuzeyindeki Lübnan’a saldırılar başlatıyor. Hizbullah terör örgütünün karargahlarını bahane ediyor, adım adım Lübnan’ı işgalini sürdürüyor.

Savaşın yoğunlaştığı günlerde Rusya Devlet Başkanı Putin’e ait olduğu öne sürülen şu sözleri de çok dikkat çekiciydi; “Bana ABD uşağı olmamış bir tek Müslüman devlet göstersinler, ben de Müslüman olacağım!..” diyordu. Bilim ve teknoloji ile buluşmayı sağlayamamış olan Müslüman Dünyası, düşman bildiği yabancılardan aldıkları savaş teknolojileri ile birbirlerini kırıyorlar, dışarıdan gelen saldırılara karşı bile birlik beraberlik sağlayamıyorlar, hatta birbirlerini suçluyorlar.

ABD ile İsrail saldırılarında, İran’da 3.375 civarında can kaybı olduğu belirtiliyor, bunlar arasında devletin üst düzey yöneticileri de bulunuyor. İsrail’in aynı sıralarda Lübnan’a yaptığı saldırılarda 2 binin üzerinde can kaybı olduğu açıklandı; tabi binlerce yaralı, yıkılan yakılan tesisleri de bunlara eklemek gerekir. Bu savaşta ABD’nin 13 askeri ölmüş, İsrail’de 12 kişi ölmüş, 11 kayıp var, 1473 yaralı olduğu belirtiliyor.

ABD, 1945 yılında Japonya’da Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombaları ile saldırdı, iki kenti ve çevrelerini yok etti. 1950’lerde iç savaş başlayan Uzakdoğu’daki Kore’ye müdahale etti, burada Kuzey Kore ve Güney Kore olmak üzere iki devletin kurulmasına yol açtı. 1970’lerde Vietnama, 1990’larda Afganistan’a, Irak’a, Suriye, Mısır, Filistin gibi Ortadoğu’daki ülkelere müdahale etti. Müdahale ettiği hiç bir ülkenin topraklarını işgal edip üzerine oturmadı, siyaseten kendisine bağımlı yönetimler oluşturdu, oralarda askeri üsler kurdu, 10 bin km. uzaktan bu ülkeleri yönetti ve yönetiyor.

Tüm bu gerçekler ortada dururken, Müslüman Dünyasının, zafer çığlıkları atması, ne anlam taşıyor? Bir an önce içimizdeki dinci, mezhepçi politikaları bir kenara bırakıp, bilim ve teknolojiye sarılmadan, birlik ve beraberliğimizi sağlayamadan, varlığımızı sürdürmemize imkan var mıdır?