İşin düşündüren tarafı ise şu: Daha bir gün önce, yani 25 Temmuz’da Ankara Valiliği, yüksek sıcaklıklar ve yangın riski nedeniyle ormanlara girişleri yasaklamıştı. Yasak olmasına rağmen ODTÜ çevresinde yangın çıkması akıllara şu soruyu getirdi: “Madem girişler yasaktı, bu yangın nasıl çıktı?”
Yangının nedeni henüz netleşmedi. İhmal mi vardı, biri mi gizlice girdi, yoksa başka bir neden mi? Bu soruların cevabını yetkililer araştırıyor. Ancak halkın içinde başka kuşkular da konuşuluyor. Özellikle geçmişte Şemdin Sakık’ın söylediği ve bugünlerde tekrar hatırlatılan şu sözler:
“Silahımız tükenirse, Bodrum’a gider yatlarını yakarız. Antalya’ya iner seraları yakarız. İstanbul’a çıkar arabalarını yakarız. İzmir’e ulaşır ormanlarını yakarız.”
O dönemde bu sözler tehdit olarak çokça konuşulmuştu. Şimdi ise PKK’nın silah bırakmasından sonra, dağ kadrosunda olan bazı isimlerin şehir hayatına karışmasıyla birlikte, bu tesadüfler insanları düşündürmeye başladı. Özellikle aynı gün farklı yerlerde çıkan yangınlar, “acaba?” sorusunu beraberinde getiriyor.
Tabii elimizde net bir kanıt yok. Ne Ankara’daki yangın için ne diğerleri için “şu yaptı” denilemiyor. Ama ortada bir gerçek var: Ormanlarımız yanıyor, doğamız zarar görüyor, toplumun güven duygusu sarsılıyor.
Bunun için artık lafla değil, eylemle önlem almak gerekiyor. Sadece ormanlara girişleri yasaklamak yetmiyor; o yasakların uygulanması, denetlenmesi, ormanlarda 24 saat gözetim olması gerekiyor. Çünkü bu iş ihmale gelmiyor. 1 dakika gecikme, 100 yıllık ağaçları yok edebiliyor.
Hem halk hem yetkililer daha dikkatli olmalı. Sadece ormanı değil, ülkenin geleceğini koruyoruz aslında. Çünkü orman yanarsa su da gider, hava da gider, yaşam da gider.