ÖMER ZÜLFÜ LİVANELİ

1983 yazı…

Zülfü Livaneli kasetlerinin memleketin dört bir yanından yükseldiği yıllar… Ben ise

Bodrum’un Ortakent Yahşi köyünde, denize nazır küçük bir pansiyonun bahçesinde garsonluk yapıyorum. Daha 18 yaşındayım. Gençlik desen var, hayaller desen boyumu aşmış. Cebimde üç kuruş para, kafamın içinde koca bir dünya…

O yılın sabahları bambaşkaydı. Denizden gelen hafif iyot kokusu, sabaha karşı serinleyen taş duvarlar, uyku mahmurluğundaki çam ağaçları…

Bir de fonda sürekli dönen Livaneli kaseti. Her sabah aynı tören gibi başlardı hayat:

Çıplak ayakla çimenlerin üstüne çıkardım. Hortumu elime alır, bir yandan bahçeyi yıkar, bir yandan sardunyaları sulardım. Bir taraftan da “Güneş Topla Benim İçin” çalardı.

O şarkıyı dinlerken insanın içine garip bir hüzün çökerdi. Daha o yaşta, sanki yıllardır yaşamış ve yorulmuş gibi hissederdim kendimi. O dönem Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Şan ve Opera bölümünden birinci sınıf öğrencisiydim.

Zihnimde aryalar dolaşıyor, gönlümde Livaneli türküleri yankılanıyordu. Geceleri Mozart, sabahları Livaneli… Hayatın tam ortasında salınan romantik bir konservatuvar öğrencisi işte…

Ama o sabah başka bir “akıma” kapılacağımı henüz bilmiyordum.

Yine her şey film sahnesi gibiydi. Kuşlar ötüyor, güneş yavaş yavaş yükseliyor, ben elimdemhortum, kendi kendime yarı sanatçı yarı bahçıvan gibi dolaşıyorum. Derken gözüm kasetçalara takıldı.

“Şunu biraz içeri çekeyim,n” dedim.

İnsan bazen hayatının en büyük hatasını dünyanın en masum cümlesiyle yapıyor.

Islak elimle fişe uzandım.

Tam o sırada Livaneli kasetten uzun uzun: “Güüüüüneeeeşşşş…

” diye yükselirken ben de aynı tonda titremeye başladım!

Meğer kabloda elektrik kaçağı varmış.

Bir anda bütün vücudum kasıldı. Sanki Bodrum Belediyesi değil de TEDAŞ beni sanat hayatına hazırlıyordu! Hortum bir elimde, fiş diğer elimde… O an öyle bir çarpıldım ki,

sadece müzikten değil, resmen sanatın elektriğinden nasibimi aldım.

Duvardan sekip yere düştüm. Gözümden kıvılcımlar çıkıyor. Saçlar desen neredeyse afro olmuş. O an insanın aklından garip şeyler geçiyor. Ben hâlâ içimden: “Acaba şimdi sesim tenor mu oldu?” diye düşünüyorum.

Sonrasını pek hatırlamıyorum.

Gözümü Bodrum Devlet Hastanesi’nde açtım. Üstüm başım sırılsıklam. Yanımda bir hemşire, yüzünde zor tuttuğu bir gülümseme. Doktor geldi:

— Ne oldu sana böyle evlat? dedı.

Ben de yarı mahcup yarı gururlu: — Livaneli’ye fazla kaptırdım kendimi doktor bey… dedim.

Adam kahkahayı bastı.

— Bir dahaki sefere plakla dinle oğlum, o daha az tehlikeli olur, dedi.

O gün anladım ki bazı sanatçılar insanı yalnızca ruhundan çarpmazmış…Aradan yıllar geçti. Sahnelere çıktım, aryalar söyledim, alkışlar duydum. Ama ne zaman “Güneş Topla Benim İçin” çalsa, aklıma önce o Bodrum sabahı gelir. Çam kokusu, ıslak çimenler, elimde hortum…

Bir de gençliğin o saf romantizmi…

Şimdi hâlâ Zülfü Livaneli hayranıyım. Ama tedbirliyim artık.

Kuru zeminde dinlerim.

Mümkünse pilli cihazla…

Hatta bazen içimden şöyle derim:

“Sanat insanı çarpar derlerdi de…

Bu kadarını kimse anlatmamıştı.

Bayramınız kutlu olsun.