Korku, insanın en eski duygularından biridir. Ancak en tehlikeli hali, insanı tehlikeden koruduğu an değil; onu yavaş yavaş çaresizliğe alıştırdığı andır.
Çünkü korku büyüdüğünde sadece bir duygu olarak kalmaz; bir iklime dönüşür. Ve o iklimde insanlar düşünmemeye, sorgulamamaya, itiraz etmemeye başlar.
“Korkunun ecele faydası yoktur” deriz. Doğrudur; ancak korkunun bir başka yıkıcı etkisi daha vardır. İnsanları yaşarken eksiltir.
“Korkak her gün ölür, cesur bir kez” sözü tam da bunu anlatır.
Korku, bedeni değil önce zihni teslim alır. Zihni teslim alınmış bir insanın ise eli kolu bağlanır, dili tutulur, ne yapacağını bilemez hale gelir. İşte o an korku, bir duygu olmaktan çıkarak sessiz bir yönetim biçimine dönüşür.
Akıl sustuğunda çaresizlik başlar; Çünkü korku varsa, akıl susar. Akıl sustuğunda, insan çaresiz kalır. Çaresizlik ise insanlık onurunun en tehlikeli eşiğidir. Çaresiz kalan bir birey, bir zamanlar “asla yapmam” dediği şeyleri yapabilir hale gelir. Bu bir ahlak meselesinden önce, bir psikoloji meselesidir.
Köşeye sıkışan tilkinin saldırması, aç kalan kurdun ovaya inmesi gibi; insan da sıkıştığında değişir. Zor gün insanı sınar; ama aynı zamanda dönüştürür. Ne yazık ki bu dönüşüm her zaman iyiye doğru olmaz.
Toplumlar için de durum farklı değildir. Korku bulaşıcıdır; bir kişiden başlar, bir mahalleye yayılır, sonra bir ülkenin havasına karışır. Ve bir noktadan sonra insanlar korktuklarını bile fark etmemeye başlar. Çünkü korku normalleşmiştir.
Normalleşen korku ise yerini derin ve sessiz bir kabullenişe bırakır.
O andan sonra:
✔️Kimse yüksek sesle konuşmaz.
✔️Kimse açıkça itiraz etmez.
✔️Herkes kendi içine çekilir.
Korkan insan susar; susan insan yalnızlaşır; yalnızlaşan insan ise tamamen çaresiz kalır. Ve çaresizlik, korkunun en verimli hasadıdır. Çünkü çaresiz insan artık direnmez; sadece katlanır.
Zihnimizdeki görünmez zincirler, korkunun gücünü her zaman hissettirmiştir. Tarih boyunca korku, yalnızca bireysel bir duygu olarak kalmamış; aynı zamanda etkili bir yönetim aracı olarak kullanılmıştır.
Korkutulan insan, kolayca yönlendirilir. Korkan toplum susar; susan toplum ise, bilinçli ya da bilinçsiz, istenilen yöne evrilir. Bu, bir slogan değildir; tarihin tekerrür eden, çıplak gerçekliğidir.
İnsan korkusunu büyüttükçe sınırlarını daraltır. Daralan her sınır, yeni bir vazgeçiştir. Ve her vazgeçiş, insanı biraz daha çaresizliğe iter. Sonunda ortaya, dışarıdan bir zincire gerek kalmadan, kendi zihnine hapsolmuş bir insan tipi çıkar.
Peki, bu zifiri karanlığı dağıtacak ışık nerededir?
Oysa bu toprakların kadim hafızasında, insanı ayağa kaldıran iki devasa sütun vardır.
“Oku!” diyerek cehaletin karanlığını yırtan o ilk emir; aynı zamanda bir kutsal kitabın başlangıcı değil, aklın prangalarından kurtuluşudur.
“Korkma!” diyerek bir millete yeniden nefes olan o ilk nida; sadece bir marşın başlangıcı değil, yüreğin özgürlüğe açılan kapısıdır.
Biri cesareti, diğeri bilinci işaret eder. Çünkü korkunun gerçek panzehiri sadece körü körüne bir atılganlık değil, aynı zamanda yüksek bir farkındalıktır. Okuyan, anlayan ve sorgulayan insan, korkunun bir duvar değil, sadece bir gölge olduğunu fark eder. Korksa bile teslim olmaz; çünkü bilginin verdiği cesaret, duygunun verdiği kaygıdan daha köklüdür.
Düzen mi, teslimiyet mi?
Sorusuna eğer korku büyütülür, bilgi ve bilinç geri itilirse; çaresizlik kurumsallaşır. Ve adına çoğu zaman “düzen” denir. Oysa bu düzen, görünmeyen bir zincirdir; insanların kendi elleriyle çizdiği sınırların toplamıdır. Kimsenin açıkça zorlamadığı ama herkesin içten içe uyduğu bir teslimiyet halidir.
Bu yüzden mesele korkmak değildir. İnsan olmanın gereği korkabiliriz. Asıl mesele, korkuya alışmaktır. Çünkü insan korktuğu için değil, korkuya razı olduğu için kaybeder.
Korku bir duvar değil, sadece bir sınırdır. İnsan, o sınırın ötesine geçmeyi reddettiği an değil; o sınırın içinde yaşamayı "huzur" sandığı an kaybeder. Zincirlerin en ağır olanı boyna takılan değil, zihne kabul ettirilendir.
Dünya; korkusuzların değil, korkusuna rağmen "Hayır" diyebilenlerin omuzlarında yükselir.
Korku bir iklimdir, ama irade o iklimi dağıtacak tek fırtınadır.
SONSÖZ
İnsan korkusunu mu büyütecek, yoksa iradesini mi?