Öğlen Alacakaranlığı

Koestler’in romanından da esinlenerek bir hayli karamsar ama geçmişe nazaran çok da yabancı değil. Burada dünya bloklar arasında bölünmüş bir halde. Bu senaryoda kaynaklar, teknolojinin ve jeopolitik etkinin kontrolü için kıyasıya rekabet ediliyor. Dünya, ABD liderliğindeki demokratik devletlerin çoğunluğunu ve otoriter Çin liderliğindeki grubu içeren, kısmen birbirinden kopuk bloklara bölünmüş durumda; bu iki grup da gelişmekte olan ülkelerde nüfuz için rekabet ediyor.

AB, ABD liderliğindeki bloğun bir parçası olarak tarafını seçmiş, ancak izlediği politikalar her zaman kendi çıkarlarına veya değerlerine hizmet etmiyor. Birçok küçük ülke, bloklar arasındaki gri alanlarda denge kuruyor. Bazı Afrika ülkeleri ekonomik bağlar nedeniyle açıkça Çin'in etki alanına girerken, diğerleri avantaj arayışında ortaklarıyla esnek bir şekilde rekabet ediyor. Hindistan ve diğer bölgesel güç oyuncuları ile büyük ülkeler arasındaki ilişkiler gergin.

Uluslararası kuruluşların blok siyasetinin araçları haline gelmesi ve bloklara özgü kural sistemlerinin de paralel olarak ortaya çıkmasıyla, uluslararası kurallara dayalı sistem zayıflamış. İş birliği yerine, bloklar arasında kurallar konusunda rekabet görüyoruz.

Bloklar arasındaki rekabet, askeri alanın yanı sıra ekonomi, teknoloji, politika, ideoloji ve kültür alanlarında da kendini göstermekte. Politika, ulusal çıkarlara ve milliyetçi düşünce ve eylemlere dayanmakta. Devletler, enerji üretimi gibi stratejik sektörlerin yönetiminde merkezi bir rol oynamakta. Karmaşık zorluklar karşısında güvenlik riskleri ve tehditleri artmış ve askeri güç kullanımı, araç yelpazesinin giderek genişleyen bir parçası haline gelmiş. Dünya genelinde krizler ve çatışmalar artmakta ve bunlara birleşik bir şekilde yanıt vermek mümkün olmamakta. Bloklar arasındaki rekabet Arktik bölgesinde yoğunlaşmış ve bloklar kilit aktörler olsa da birçok devlet kendi çıkarlarını güvence altına almak için ikili ilişkilerini güçlendirmeye çalışmak mecburiyetinde.

Küresel ekonomik büyüme ve ticaret, ülkeler ve bloklar arasındaki ekonomik ve teknolojik farklılaşmanın yanı sıra ticaret engelleri nedeniyle yavaşlamakta. Dünya ekonomisi daha bölgesel hale gelirken ticaretin büyük kısmı açık küresel pazarlar yerine bloklar içinde gerçekleşiyor. Küresel tedarik zincirleri belirsiz ve aksamaya yatkın olup, ürün ve hizmet fiyatlarını yükseltiyor. Devletler ve şirketler hızlı işlem kârı arayışında ve ülkelerin kendi kendine yeterlilik çabaları daha belirgin hale geliyor. Dünya siyasetindeki belirsizlik, finansal piyasaların istikrarına da yansıyor.

Teknolojiler ve veri paylaşımı, jeopolitik bloklara göre büyük ölçüde farklılaşmakta. Teknolojiyi yöneten standartlar birleşik değildir ve farklı standartlar birbirleriyle rekabet etmektedir. İç pazarlar korumacı bir şekilde korunmakta.

ABD ve Çin yapay zekâyı yüksek bir seviyeye ulaştırırken, kuantum teknolojisi, 6G, uzay teknolojileri ve çeşitli yeniliklerde ilerleme kaydedilirken, yeni teknolojilerin faydaları sınırlı olup, teknoloji geliştirme alanındaki iş birliği öncelikle bloklar içinde gerçekleştirilmekte. İkili geçiş seçici bir şekilde uygulanıyor ve her ülke kendi çıkarlarını savunuyor ve döngüsel ekonomi çözümleri korumacılık çerçevesinde uygulanıyor. Kritik yeraltı metallerinin bulunabilirliği konusunda bloklar arasındaki gerilimler krize dönüşebiliyor. Bunun bir emaresini ABD ve AB arasında Grönland'daki nadir toprak elementleri konusunda yaşamış bulunuyoruz. Mineral anlaşmazlıklar bu senaryoda uzaya doğru kayıyor.

Çin liderliğindeki blokta, teknolojik gelişme devlet öncülüğünde gerçekleşmekte ve yeni teknolojiler çoğunlukla kamu parasıyla ve devletlerin ihtiyaçları doğrultusunda, örneğin güvenlik ve askeri çıkarlar için ve siyasi gücü korumak amacıyla geliştirilmekte. Ülkeler siber alanı stratejik bir silah olarak kullanırken, blok dışındaki ülkeler giderek daha savunmasız hale gelmekte.