Ramazan ayı, yalnızca ‘Sahur’ ile ‘İftar’ arasında aç kalınan bir oruç ayı değil;
‘Ramazan’ kalplerin yumuşadığı, sofraların bereketlendiği, insanların birbirine biraz daha yaklaştığı müstesna bir zaman dilimidir. Ancak yıllar geçtikçe Ramazanların ruhunda bazı değişiklikler olduğu inkâr edilemez. Eski Ramazanlarla şimdilerdeki Ramazanlar arasında ‘Nerde o eski Ramazanlar’ dedirten belirgin farklar aşikar. Hem sosyal hem kültürel bazı belirgin farkların yanı sıra dijitalleşen çağda teknolojik açıdan da değişim yaşandığı yabana atılmamalı.
Eskiden: Mahalle kültürü çok daha güçlüydü. İftar vakti yaklaşırken sokaklarda tatlı bir telaş başlardı. Pencerelerden yayılan yemek kokuları fırınlardan sokağa yayılan “Ramazan Pidesi” kokuları birbirine karışır ‘Pide Kuyrukları’ sokağa taşar, çocuklar iftar topunun sesini heyecanla bekler ‘Ramazan Topu’ patlayınca koşarak ‘top patladı, top patladı..!’ diyerek evlere haber verirlerdi.
Komşular birbirini iftara davet eder ya da pişen yemekler paylaşılır tabağın biri gider biri gelirdi. İhtiyaç sahipleri mahalle içinde daha kolay fark edilir ve destek olunurdu. Teravih namazı sonrası cami çıkışında çay ocaklarında içilen çayların ve yapılan sohbetlerin, Ramazan gecelerinde ayrı bir yeri vardı. Ramazan, toplu yaşanan bir manevi atmosfer oluştururdu. Hele sahur zamanı davulcuların manileri ve davudi sesi hala kulaklarda çınlamıyor mu?
Günümüzde: Apartman yaşamı ve şehirleşme nedeniyle komşuluk ilişkileri zayıfladı. Dayanışma daha çok sivil toplum kuruluşları ve sosyal yardım kuruluşları üzerinden yürütülüyor. Aile içi iftarlar daha yaygın, kalabalık sofralar daha az.
Eskiden: Teravih namazlarına katılım daha yoğundu. Kadın erkek çocuğuyla genciyle yaşlısıyla başında takkesi elin seccadesi ve tesbih ile mahalle camileri dolup taşardı.. Mukabeleler camilerde topluca yapılırdı. Annelerimiz camiye mukabeleye giderlerken ‘Kur’an-ı Kerimleri’ göğüsüne barasak hürmetle taşırlardı.
Ramazan davulcuları da önemli bir gelenekti. Sokak sokak yaya olarak gezer insanları sahura kaldırırlardı. Lambaları yanmayan evlerin önünde biraz daha yüksek sesle uyanmalarını bekler ritmi artırırlardı.
Günümüzde: Yoğun iş temposu nedeniyle cami katılımı bazı yerlerde azaldı. Mukabeleler televizyon ve internet üzerinden mobil cihazlardan da takip ediliyor. Ramazan davulculuğu bazı bölgelerde azalsa da bir vasıta üzerinde hâlâ devam eden yerler var tabi ki. Kim uyanmış kim geç kalmış umursamadan.
Eskiden: İftar ve sahur saatleri radyo ve takvimlerden takip edilirdi. ‘İmsakiyeler’ Ramazan gelmeden bastırılır evlerde panoya asılır bir askerin ‘Şafak’ saydığı gibi işaretlenir altı çizilirdi. Televizyon programları sınırlıydı. Ailece aynı sofrada ve aynı programlar izlenirdi.
Günümüzde: Telefon uygulamaları iftar saatlerini anlık bildiriyor. Sosyal medya Ramazan atmosferini farklı bir boyuta taşıdı. Dijital platformlarda özel Ramazan içerikleri yayınlanıyor.
Eskiden: Sofralar daha sade ve gelenekseldi. Ev yapımı yemekler yenirdi. Gün içerisinde fazla açlık çekmemek için tok tutsun diye Sahurda ‘Temcit Pilavı’ yapılır hamur işleri tüketilirdi. Çoğu zaman üç beş hurma ile oruçlar tutulur fazla çeşitten uzak, israf daha azdı.
Günümüzde: Sofralar belki daha zengin, belki daha çeşitli; fakat bazen o eski samimiyetin eksikliği hissediliyor. Sosyal medyada paylaşılan gösterişli masalar, Ramazan’ın manevi havasından ziyade sunumu öne çıkabiliyor. Daha çeşitli ve gösterişli sofralar hazırlanıyor. Restoranlarda toplu iftar organizasyonları yaygınlaştı. Sosyal medyada “Ramazan sofraları” ve “menü fiyatları” paylaşımı yapılıyor. Televizyonlarda ve sosyal medyada diyetisyenler iftar ve sahur ne yemeli ne yememeli tavsiyelerinde bulunuyor.
Eskiden: Orta oyunları, Karagöz-Hacivat gösterileri yapılırdı. Mahalle meydanlarında etkinlikler düzenlenirdi.
Günümüzde: Belediyeler tarafından büyük organizasyonlar yapılıyor. AVM ve kültür merkezlerinde Ramazan etkinlikleri düzenleniyor. Geleneksel eğlenceler daha sembolik hale geldi.
Eski Ramazanlar daha çok mahalle odaklı, sade ve yüz yüze ilişkilerin güçlü olduğu komşuluk ilişkilerinin daha samimi hissedildiği bir dönem olarak hatırlanır.
Yeni Ramazanlar ise teknolojinin, şehirleşmenin ve modern yaşamın etkisi altında, daha bireysel ama aynı zamanda daha çeşitli imkânlara sahip bir yapıya bürünmüştür.
Yine de Ramazan’ın özü değişmiş değil. Oruç tutan bir insanın kalbinde oluşan sabır, paylaşma isteği ve şükür duygusu hâlâ aynıdır. Belki sokaklar eskisi kadar kalabalık değil, belki komşuluk bağları zayıflamış; ama bir hurmayla bir yudum su ile açılan orucun verdiği huzur dün neyse bugün de odur.
Aslında burnumuzu sızlatan şey sadece eski zamanlar değil; o hatırladığımız birlik beraberlik ve samimiyetti. Ramazan’ın gerçek güzelliği, hangi yılda yaşarsak yaşayalım, kalplerimizdeki huzur ve mutlulukta saklı. Eğer paylaşmayı, hatırlamayı ve gönül almayı başarabilirsek, başka kültürleri taklit etmeyi bırakıp özümüze dönebilsek Ramazanı ‘Ruhuna Uygun yaşaya bilirsek bu Ramazan da “O Eskimeyen Ramazan” aslında.