Ankara Hali’nde Ramazan Bayramı öncesi yaptığım gözlemler, yoksulluğun sadece yaygınlaşmadığını, aynı zamanda derinleştiğini de açıkça ortaya koyuyordu.
Sebze ve meyve fiyatları, vatandaşın alım gücünü aşmış durumda. Tarlada hayvanlara yem olan marulun tanesinin 70 liraya satılması, üretim ile tüketim arasındaki uçurumun en çarpıcı örneklerinden biri.
Bugün bir kilogram elma 100 lirayı bulmuşsa, zeytin, peynir ve yumurta gibi temel gıdalar dar gelirli vatandaş için artık lüks kategorisine girmiş demektir. Özellikle yumurta fiyatları, bu tabloyu daha da somutlaştırıyor. Tanesi 9–11 lira arasında değişen yumurta, dört kişilik bir ailenin günlük en basit protein ihtiyacını bile ciddi bir maliyete dönüştürüyor. Ay sonunda ortaya çıkan rakam, birçok hanenin bütçesini zorlayacak seviyeye ulaşıyor.
Balık ise neredeyse sofralardan tamamen çekilmiş durumda. En ucuz hamsi ve istavritin 150 liradan satıldığı bir ortamda, dört kişilik bir ailenin yalnızca bir öğünlük balık tüketimi için en az 300 lirayı gözden çıkarması gerekiyor. Çupra ve benzeri balıklar ise dar gelirli vatandaş için artık sadece uzaktan bakılan ürünler haline gelmiş durumda.
Döviz, altın ve finansal enstrümanlardaki dalgalanmaların toplumun geniş kesiminin umrunda bile değil. Altın inmiş çıkmış, dolar bir bantta kalmış; bunlar mutfaktaki yangını söndürmüyor.
Tüm bu tabloya rağmen, döviz kurları ya da altın fiyatlarındaki dalgalanmalar toplumun geniş kesimleri için anlamını yitirmiş görünüyor. Çünkü vatandaş için asıl gerçek, mutfakta yaşanan yangın. Doların yükselmesi ya da düşmesi değil, tencerenin kaynayıp kaynamadığı belirleyici oluyor.
Bu ekonomik sıkışmışlığın en çarpıcı sembollerinden biri ise yine Ankara’da karşımıza çıkıyor. Etimesgut’ta bir marketin vitrinine asılan “Bayat ekmek 6 lira” ilanı, aslında çok daha büyük bir hikâyeyi anlatıyor.
Başkentte ekmek fiyatlarının 15-20 lira bandına yükseldiği bir dönemde, Etimesgut’taki marketin bayat ekmekleri 6 liradan satışa çıkarması dikkat çekti. Market çalışanları, uygulamanın 14 Şubat itibarıyla başladığını belirterek, “Ekmek çöpe gitmiyor, ihtiyaç sahibi de daha uygun fiyata alabiliyor. Talep de oldukça fazla” açıklamasında bulundu.
Ancak bu tablo, muhalefetin sert eleştirilerine neden oldu. CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, vatandaşın bayat ekmeğe yönelmesinin ekonomik sıkıntıların açık bir göstergesi olduğunu vurguladı. Akay, “Vatandaş bayat ekmeğin peşine düştüyse bu, ekonomik çaresizliğin geldiği noktayı gösterir. Yarı fiyatına bayat ekmek satılan bir ülkede ciddi bir kriz var demektir” ifadelerini kullandı.
Ekonomik politikaları da eleştiren Akay, gelir adaletsizliğinin giderek derinleştiğini belirterek, “İktidar ‘ekonomik başarı’ söylemleriyle gerçeğin üzerini örtmeye çalışıyor. Oysa vatandaşın yaşadığı gerçek, bayat ekmeğe muhtaç bırakılmış bir toplumdur” dedi.
Market çalışanları uygulamanın ilgi gördüğünü belirtirken, bu ilgi aslında ekonomik gerçekliğin en sade ifadesi. Çünkü insanlar artık “taze mi, bayat mı?” sorusundan önce “uygun mu?” sorusunu soruyor.
Bu durum, siyasi tartışmaları da beraberinde getiriyor. CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, vatandaşın bayat ekmeğe yönelmesini ekonomik çaresizliğin açık bir göstergesi olarak değerlendiriyor ve bu tablonun ciddi bir kriz işareti olduğunu vurguluyor. Gelir adaletsizliğinin giderek arttığını belirten Cevdet Akay’a göre, ekonomik başarı söylemleri ile günlük hayatın gerçekleri arasında derin bir uçurum bulunuyor.
Ortaya çıkan tablo aslında iki farklı gerçeği aynı anda barındırıyor: Bir yanda israfı azaltma ve ürünleri değerlendirme çabası, diğer yanda ise bu çabanın zorunluluktan doğduğu bir yoksulluk gerçeği…
Ankara’daki bir market vitrini yalnızca bayat ekmek satmıyor; aynı zamanda Türkiye’de derinleşen ekonomik krizin, daralan alım gücünün ve büyüyen gelir adaletsizliğinin sembolik bir fotoğrafını sunuyor. Bu fotoğrafa dikkatle bakmak, bugünü anlamak kadar yarını öngörmek açısından da büyük önem taşıyor.