Mükemmellik Tuzağı: Kusursuzluk Kaygısı

Bir öğrenci düşünün.

Sınava haftalar kalmış… Masasının üzerinde test kitapları, renkli kalemler ve yarım bırakılmış denemeler var. Soruları çözüyor ama zihni orada değil. Çünkü aklında dönüp duran düşünceler var:

“Ya yanlış yaparsam?”

Bir süre sonra bu soru başka bir soruya dönüşüyor:

“Ben yeterince iyi değili miyim?”

İşte birçok öğrencinin sınav döneminde farkında olmadan yakalandığı psikolojik tuzak tam da burada başlar: mükemmeliyetçilik.

Elinden Gelen mi, En İyisi mi?

Çoğu zaman çocuklara şu mesajı veriyoruz:
“En iyisini yap.”

Ama “en iyisi” nedir?

Her soruyu doğru yapmak mı?
Hata yapmamak mı?
Herkesten daha iyi olmak mı?

Psikoloji literatüründe mükemmeliyetçilik, bireyin kendisi için ulaşılması zor, gerçek dışı standartlar belirlemesi ve bu standartlara ulaşamadığında yoğun suçluluk, utanç ve yetersizlik duyguları yaşaması olarak tanımlanır.

Bu özellik ilk bakışta başarıyı destekleyen bir motivasyon gibi görünür. Disiplin, planlı çalışma ve yüksek hedefler… Ancak işin içine hata yapma korkusu girdiğinde tablo değişir. Çünkü mükemmeliyetçi öğrenciler yalnızca başarılı olmak istemez; yanlış yapmamayı da hedefler. Ama hayatın içerisinde ve sınavlarda hatasız olma durumu mümkün değildir. Bu gerçekçi bir beklenti değildir…

Oysa öğrenmenin doğası hatalarla ilerler.

Kaygının Biyolojisi

Sınav sırasında yaşanan kalp çarpıntısı, ellerin terlemesi, nefesin hızlanması ya da zihnin aniden boşalması çoğu zaman öğrenciler tarafından “başarısızlık belirtisi” olarak yorumlanır. Oysa bu durum aslında beynin verdiği doğal bir tepkidir.

“Ya hata yaparsam?” düşüncesi beynin tehdit algısını tetikler. Bu durumda vücut kortizol ve adrenalin salgılar. Beden alarm moduna geçer.

Bu alarm sistemi kısa süreli olduğunda dikkati artırabilir. Ancak mükemmeliyetçi öğrencilerde bu sistem sürekli açık kalır. Sonuç olarak zihinsel performans düşer, dikkat dağılır ve öğrenilen bilgileri hatırlamak zorlaşır.

Yani ironik olan şudur:
Kişi kusursuz olmaya çalışırken, çoğu zaman kendi kendini zorlayan bir hal ile muhatap olur.

Araştırmalar da bunu doğrular. Mükemmeliyetçilik düzeyi yüksek öğrencilerin sınav kaygısı seviyelerinin anlamlı biçimde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sınav kaygısı, sınav öncesinde öğrenme performasını ve sınav esnasında öğrendiklerini kullanma performasını olumsuz etkilemektedir.

Mükemmeliyetçilik Neden Artıyor?

Bugünün öğrencileri yalnızca sınavlara hazırlanmıyor; aynı zamanda sürekli karşılaştırıldıkları bir dünyada büyüyorlar. Sosyal medyada sergilenen vitrinler insanların algılarını olumsuz etkiliyor.

Bir öğrenci sosyal medyada arkadaşının “gece 3’e kadar çalıştım” paylaşımını görüyor.
Bir diğeri sürekli 100 alan bir arkadaşını duyuyor.
Bir başkası ailesinin iyi niyetli ama yoğun beklentilerini hissediyor.

Bütün bunlar birleştiğinde öğrencinin zihninde şu düşünce oluşuyor:

“Ya çok iyi olacağım ya da hiçbir şey.”

Oysa yaşam böyle işlemez, gelişim bu şekilde ilerlemez. Doğanın kanunlarına bakmak gerekir…

Küçük Cümleler, Büyük Etkiler

Bir öğrencinin kaygısını artıran şey çoğu zaman sınavın kendisi değil, sınava yüklenen anlamdır.

Örneğin iki farklı ebeveyn cümlesi düşünelim:

“Yeterince çabaladın, seninle gurur duyuyorum.” ve “Biraz daha çalışsan 100 alırdın.”

Bu iki cümle arasındaki fark küçük gibi görünür ama öğrencinin zihninde çok farklı anlamlar üretir. Belki ikiside iyi niyetlidir. Amam birinde süreci ve emeği takdir etmeyen; daha fazlasını isteyen bir ifade bulunuyor. Büyük ihtimalle daha iyisi olduğunda da daha fazlası yine istenecektir…

Araştırmalar, koşulsuz kabul gören çocukların sınav kaygısının daha düşük olduğunu göstermektedir.

Çocukların ihtiyaç duyduğu şey kusursuz performans değil; psikolojik güvenliktir.

Öğretmenler İçin Bir Hatırlatma

Sınıf ortamında başarı yalnızca en yüksek notlarla tanımlandığında öğrenciler arasında görünmez bir mükemmeliyetçilik kültürü oluşabilir.

Oysa öğrenme sürecinde hata yapmak, akademik gelişimin en doğal parçasıdır.

Birçok öğrenci için en büyük öğrenme, doğru cevaplardan değil yanlış sorulardan gelir.

Asıl Mesele

Bir araştırmada, mükemmeliyetçilik eğilimi yüksek ama esneklik becerisi güçlü öğrencilerin akademik performanslarının, esnekliği düşük olanlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür.

Bu bize önemli bir şey söylüyor: Sorun yüksek hedefler değil. Sorun, mükemmel olmamayı tolere edememek.

Son Söz

Mükemmeliyet kulağa güçlü bir hedef gibi gelir. Ama aslında sınırı olmayan bir beklentidir. Ulaşıldığında bile daha fazlasını ister.

Oysa çocuklarımızın ihtiyacı kusursuz olmak değil;
hata yapma cesareti ve yeniden deneme gücüdür.

Belki de bu sınav döneminde hepimizin kendimize sorması gereken soru şudur:

Bir çocuğun başarısını gerçekten ne belirler?

Hiç hata yapmaması mı,
yoksa her hatadan sonra yeniden ayağa kalkabilmesi mi?

"Değerli okuyucularım, yazılarım ile ilgili görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşmanızı çok isterim. Geri bildirimlerinizi info@sakiripek.com adresine gönderebilirsiniz. Teşekkürler!"