Sevgili okurlarım atalarımız “zırva tevil götürmez” demiş amma ve lakin kendini müstemleke valisi zanneden Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack tüm cehaletine rağmen çok önemli bir makamı işgal etmiş bulunuyor bu yüzden sözleri ne kadar saçma sapan ve gerçeğe aykırı olsa dahi kamuoyunun kafası karışmasın diye bir cevap yazıp, konuya açıklık getireyim istedim...
Tom efendinin Antalya Diplomasi forumunda sarf ettiği sözler şöyle: “Dünyanın bu bölgesi sadece tek bir şeye saygı duyar: Güç. Eğer güç göstermezseniz, zayıflık gösterirseniz, savunmada kalırsınız. Suriye bunun iyi bir örneği. Suriye neden işliyor? Çünkü güçlü, kararlı ve cesur bir lider var. İnsanlar geçmişte onunla aynı fikirde olmayabilir ama onu bir yere doğru liderlik ederken görüyorlar.
Körfez örneğine bakacak olursak; bu ülkelerin oldukça başarılı olduklarını ve buradaki iyiliksever monarşilerin sonuç verdiğini görürüz. Eğer bölgeyi incelerseniz ki antidemokratik olduğu gerekçesiyle bu sözlerimden dolayı muhtemelen yine eleştiri alacağım, işe yarayan tek şeyin, altını çiziyorum ‘tek’ şeyin, bu güçlü liderlik rejimleri olduğunu fark edersiniz. Ya iyiliksever monarşiler ya da bir nevi monarşik cumhuriyetler…
Dün iyiliksever monarşiler söylemin irdelemiştim bu gün sıra monarşik cumhuriyet konusuna geldi...
Monarşi yani hanedan yönetimleri belirli bir coğrafyada egemenlik hakkına bir sülalenin sahip olduğu yönetim sistemleridir.
Monarşik sistem iki büyük yalan üzerine inşa edilmiştir, bunlar:
1. 1- Ben asil kandan geliyorum...
2. 2- Beni tanrı seçti...
Bin yıllardan beri bu iki kuyruklu yalan üzerine bina adilen monarşik rejimlerde kendini asil olarak tanımlayan çok küçük bir azınlık ve onun yanında saf tutan ruhban, asker ve bürokrat taifesi geniş halk kitlelerini iliğine kemiğine kadar sömürmüştür. Oysa bugün bilim sayesinde şunu çok iyi biliyoruz; var olan kan grupları belli A, B, AB ve O bunların arasında ise asil diye tanımlanan özel ve seçkin bir kan grubu yoktur!
Kendini asil olarak tanımlayan kişi ve sülaleler zorbalıkla ele geçirdiği iktidar ve hakları muhafaza edebilmek için bu yalanı kullanmakta, ben sizden farklı ve üstün bir insanım söylemini yutturarak geniş halk kitlelerinin itaatlerini sağlamaya çalışmaktadır.
Bugün bildiğimiz bir diğer açık gerçek ise bir tanrı ya da tanrılar tarafından seçilip görevlendirilmiş kişi ya da sülalelerin olmadığıdır.
Oysa gerçekte güç kullanarak, zorbalıkla iktidarı ele geçirmiş her monark kendisini tanrının seçtiğini iddia eder, “halkın koyun, kendisinin ise koyunları gütmek için tanrının seçtiği çoban olduğu” metaforunu kullanarak halkı boyun eğmeye zorlar.
Tarih boyunca bir çok din ve bir çok din adamı da en temelde bu iddiayı desteklemek, bir nevi monarkların “hık dedi başıcısı olmak” fonksiyonunu yerine getirmiştir.
Feodal çağın din ve monarşi işbirliğini dikkatle incelerseniz hemen hemen tüm dinlerin monarkların iktidarını meşrulaştırmak işlevini üstlendiğini görürsünüz, dinler ve tanrılar yöreden yöreye ve devirden devire değişse de dinlerin ve din adamlarının bu işlevi hiç mi hiç değişmemiştir.
Aydınlanma devrimi sonrasında başlayan Hümanist çağda ise egemenlik hakkı asillerden insanlara geçmiştir sonuç olarak bu dönemde egemenlik hak ve özgürlüklerine insanların sahip olduğu cumhuriyetler kurulmuştur.
Cumhuriyet demek; belirli bir coğrafyada egemenlik hak ve özgürlüklerine halkın sahip olduğu yönetim sistemleri demektir.
Dolayısı ile monarşi ve cumhuriyet hiçbir şekilde bir araya gelmesi mümkün olmayan aynı “sıcak soğuk”, “karanlık aydınlık”, “yakın uzak” ya da “sessiz çığlık” mealinde oksimoron kavramlardır.
Ben Tom Barrack’ın bu kavram kargaşasını bilinçli olarak yaratmaya çalıştığını düşünüyorum.
Böyle düşünüyorum çünkü; Barrack efendinin derdinin bölgemizde halkların egemenlik hak ve özgürlüklerini tesis etmek, barış ve huzuru sağlayarak insanların refahını artırmak olmadığını Amerika’ya uşaklık yapacak yönetimler tesis etmek ya da bu tip yönetimlere meşruiyet kazandırmaya çalışmak olduğunu görüyorum.
Bu yüzden de Barrack efendinin bu söylemindeki içerdiği derin çelişkiyi ortaya koymak istedim.