Bir kez daha yineliyorum.
Sevgi, dostluk ve barış içinde yaşanacak Türkiye ve Dünya’yı, hatta uzaydaki gezegenleri silahlı ve geniş yetkililer değil, gönüllüler sağlayacaktır. Evet, evet, sağlayacaktır, sağlayacaktır, sağlayacaktır.
Bu nedenle, yaşadıkça, çocukların kanlarının, annelerin gözyaşlarının akmadığı, akıtılmadığı, ölüm bombalarının yağmadığı, yağdırılmadığı, ölümcül dumanların yükselmediği, ahların ve vahların duyulmadığı, korku ve güvensizliğin olmadığı ülkeleri ve Dünya’yı sağlamak için emek ve ömür katanların yanında yer almayı, yazılarımla, konuşmalarımla ve hareketlerimle sürdüreceğim.
Soldan, İstanbul Milletvekili Elif Esen, İlhan İşman, Av. Hacer Türk, Doç. Dr. Ceyhun Güler, Doç. Dr. Hicran Atatanır, Dr. İlkay Başak Adıgüzel.
Ne mutlu bana böyle, suya temiz bir damla, havaya temiz bir nefes, bu hedef için temiz bir emek ve en değerli zamanımı katmak fırsatı bulduğum, belki de biraz daha bulacağım için.
Ancak, keşke dediğim bir gerçek daha var.
İnsanların bulunduğu, çalıştığı, eğitim gördüğü alanlarda mobbing dahil tüm şiddet türlerinin, bir daha geri gelmemek üzere tarihin derinliklerine gömüldüğünü, silahların ve zararlı maddelerin üretilmediğini, askerlerin ve polislerin silahsız, copsuz ve tomasız olduğunu, ayrıca sayılarının azaldığını, çünkü suç ve suçluların kalmadığını, ancak hiç kimsenin işsiz, sosyal güvenlikten yoksun bırakılmadığını, herkesin ücretsiz eğitim ve sağlık olanaklarına erişebildiğini, herkesin doğal ömrünü uzun yıllarda tamamlayarak öldüğünü, kimsenin öldürmediğini, öldürülmediğini, sabah olmadan kalabalık polis ve askerlerce evlerinden alınmadığını, tutuklanmadığını, yalan ve iftiralarla hapse atılmadığını, böylece ailelerinden ve toplumdan koparılmadığını, hırsız, soyguncu, ahlaksız, yalancı, iftiracı, yobaz, tecavüzcü, kaçakçı, kapkaççı, bombacı, silah tasarımcısı, üreticisi, satıcısı, kaçakçısı ve daha birçok kelime, kavramın ve tanımın uygulamalardan ve yazılı belgelerden kalktığını göremeyeceğim.
15 Nisan 2026 Çarşamba. Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü ile Mobbingle Mücadele Derneği, “Çalışma Hayatında ŞİDDET VE TACİZLE MÜCADELE Hukuk, Sosyal Diyalog, Toplu Pazarlık, Uygulama Mekanizmaları” konulu bir sempozyum düzenlediler.
Soldan, Dr. Abdullah Erol, Dr. Nazlı Sağlam, Prof. Dr. İştar Urhanoğlu, Av. Hasan Hüseyin Alparslan, Av. Enes Baltacı, Av. Ayşe Neris Teker.
Sempozyumu, Merkezi Ankara olan Mimoza Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Merih Uzun’la birlikte izledik.
21 Nisan 2026 tarihli ve “Şiddet, Taciz, Mobbing” başlıklı yazımın kahramanları olarak Hacettepe Üniversitesi yönetimini ve çalışanlarını, Mobbingle Mücadele Derneğini, sempozyuma katılan bilim insanlarını, hukukçuları, uzmanları ve izleyenleri, iki kelime ile “Gönüllü kahramanları” alkışlıyorum.
Çünkü, bu gönüllü yürekler, sevgi, dostluk hedefi için, suya temiz bir damla, havaya temiz bir nefes, temiz bir emek ve en değerli zamanlarını katmışlardır. Bu özveriler, diğer çabalarla birleşerek “keşke ben de görebilseydim” dediğim Türkiye ve Dünya’yı mutlaka sağlayacaktır, mutlaka, mutlaka.
Sempozyumda, salt iş yerindeki şiddeti tanımlayan mobbing konuşulmadı. Aileden başlayarak, toplumun tüm kesimlerinde yaşanan şiddet türleri, nedenleri ve çözüm önerileri dile getirildi.
Çünkü, İnsana, hayvana, doğaya ve çevreye yönelik şiddet türleri, birbirlerine ayrılmaz bağlarla yakın komşular.
Bu nedenle, aile ve okulda, sevgi, dostluk, barış, hoşgörü, adalet, güvenlik, yüz yüze ve göz göze iletişim konuları düzenli bir şekilde konuşulursa, işlenirse, yoksulluk ve yoksunluk ortadan kaldırılırsa her toplum, her ülke ve tüm Dünya, yazıda dile getirdiğim gibi gerçek bir cennet niteliğine kavuşur. Bu cennet tanımının, bazı dinlerde ifade edilen cennet tanımları ile hiçbir ilgisi yoktur. Sevgi ve dostluk içinde yaşanan, hiçbir yerin kirletilmediği temiz bir dünyadır anlatmak istediğim.
Böyle bir ülkeyi ve Dünya’yı başarmak için geçtiğimiz yazıda olduğu gibi bölgesel, ulusal ve uluslararası kurultayları, buluşmaları öneriyorum. Dahası, Birleşmiş Milletler Örgütü, Avrupa Birliği ve inanç örgütlerine çağrılarda bulunuyorum.
Sempozyumda, inanın sadece Mobbing konuşulmadı. Türkiye’nin güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmesi, siyasal partiler, ilgili bakanlıklar, üniversiteler, meslek örgütleri, dernek, federasyon ve konfederasyon şeklindeki demokratik kitle örgütleri, basın ve toplumla iletişim ve eşgüdüm kurulması gerektiği de dillendirildi.
Keşkelere bir önerimi daha eklemek istiyorum.
Keşke, Hükümet, önerilen iletişim ve eşgüdüm içinde, şiddet başta olmak üzere her konuda, bölgesel ve ulusal kurultaylar düzenleyebilse, bu çabaları uluslararası alanlara taşıyabilse, keşke Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği önderlik ve yönlendiricilik yapabilse.
Haydi gönüllü kahramanlar, her yerde ve her zaman kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, sevgi, dostluk ve barış için. Haydi…