Miras Kavgası Değil, Ganimet Yağması: Koltuk Sevdasıyla Umut Tacirliği

Ankara’da siyaset adı altında oynanan bu kirli oyun, artık milletin midesini bulandırma sınırını çoktan geçti.

Yirmi beş yıldır bu ülkenin üzerine çöken tek adam karanlığından kurtulmaya tam bu kadar yaklaşmışken, umudun kapısına kilit vurmaya kalkan bir ihanet şebekesiyle karşı karşıyayız.

Kemal Kılıçdaroğlu, yıllarca koltuğa yapışıp kaybettiği onca seçimin faturasını bu halka ödettikten sonra, şimdi de sırf kendi kişisel hırsı ve intikam duygusu yüzünden muhalefeti ortadan ikiye bölmeye çalışıyor.

Bu yapılan, basit bir parti içi muhalefet ya da liderlik yarışı falan değildir.

Bu, tam yirmi beş yıldır bu iktidarın değişmesini bekleyen, evine ekmek götüremeyen, geleceği çalınan milyonlarca insanın umudunu arkadan bıçaklamaktır.

Peki, bu adam tek başına mı bu cüreti buluyor?

Tabii ki hayır.

Etrafında toplanan, o eski genel başkan ofisinin kapısını aşındıran bir avuç milletvekili bozuntusu, memleketin geleceğini falan düşündüğü için orada durmuyor.

O milletvekillerinin geçmişini azıcık eşelediğinizde, altından memleket sevdası değil, koskoca bir menfaat haritası çıkıyor.

Cumhuriyet Halk Partisinin çatısını bir ticarethaneye çeviren, kendilerine, eşlerine, dostlarına ve sülalelerine kamudan, belediyelerden sınırsız imkanlar akıtan bu asalak takımı, ellerinden giden o ballı konforu geri alabilmek için memleketi ateşe vermeye razı.

Bu çürümüşlük, bu yağma düzeni bugünün meselesi de değil üstelik.

Deniz Baykal döneminden beri bu partinin damarlarına işleyen o statükocu, delege avcısı, koltuk muhafızı zihniyet, halkın çilesini hiçbir zaman umursamadı.

Onlar için önemli olan tek şey, Ankara’daki o korunaklı, maaşlı, ihaleli dünyalarını korumaktı.

Bugün Kılıçdaroğlu’nun arkasına saklanıp bayrak açanlar, 1923’ün o asil ve halkçı ruhunu çoktan terk etmiş, partiyi kendi aile şirketlerine dönüştürmüş birer baron kalıntısıdır.

Millet sandıkta bir çıkış yolu ararken, bunların tek derdi mahkeme kapılarında mutlak butlan kararları kovalayıp eski yağma düzenini geri getirmektir.

Sokaktaki vatandaşın, işçinin, emeklinin feryadı Ankara’nın o lüks ofislerine ulaşmıyor çünkü o ofislerde sadece koltuk pazarlıkları, milletvekilliği sözleri ve ihale hesapları yapılıyor.

Ama bu millet aptal değil, kimin memleket derdinde olduğunu, kimin ise sadece kendi cebini ve koltuğunu düşündüğünü çok iyi görüyor.

Kendini vazgeçilmez sanan o hırslı ihtiyar ve onun etrafında sülale boyu menfaat devşiren yancıları, halkın vicdan terazisinde çoktan mahkum olmuştur.

Bu saatten sonra o köhne ofislerden ne yaparsanız yapın, hangi tezgahı kurursanız kurun, milletin umudunu kendi şahsi çıkarlarınıza meze edemeyeceksiniz.

Çünkü bu halkın sabrı bitti ve kendi geleceğini üç beş koltuk sevdalısının ganimet kavgasına kurban etmeye hiç niyeti yok.