MİLLETİN ZÜRRİYETİNİ KESTİLER

Boşu boşuna yaparsa AKP yapar denmiyor...

Yıllardır Türkiye’de aşırı nüfus artışının tehlikesi gündeme getirilir, nüfus planlamasının mutlak bir gereklilik olduğu anlatılırdı değil mi?

Neticede AKP bu sorunu da çözmeyi başardı...

Yarattığı ekonomik ve sosyolojik kriz hali sayesinde milletin zürriyetini kesti, nüfus artışı hızı korkunç miktarda düştü ve hatta bu seferde kısa orta vadede bir nüfus çöküşü tehlikesi baş gösterdi.

Peki, AKP bunu nasıl başardı?

Aslında çok kolay oldu.

Alınan saçma sapan ekonomik kararlar, adalete düşman ve kötü yönetim hem insanların gelirini çökertti ve hem de geleceğe yönelik güveni buharlaştırdı.

Sonuçta kendi karnını doyuramayan, ailesinin yanında sığıntı gibi yaşamak zorunda kalan, işsiz güçsüz gençlerin evlenip barklanıp çocuk yapması imkansız bir hale geldi.

İyi kötü geçim derdini çözenler de AKP tarafından yaratılan bu korkunç kötü düzende yaşamak istemediği, ilk fırsatta kapağı yurt dışına insanca yaşayacağı bir ülkeye atmak istediği için çocuk yapmaktan çekindi.

Neticede aklı başı yerinde bir anne baba kendi yaşamak istemediği, geleceğine hiç güvenmediği bir ülkede dünyaya niye çocuk getirsin?

Sonuçta günümüzde dünyaya çocuk getirmek yıllara sari bir sürü zorluk ve sorunun üstesinden gelinmesini gerektiriyor. Yakın gelecekte kreş parasını, okul harçlığını, dershane ücretini ödemekte zorlanacağını, hatta ödeyip ödeyemeyeceğini bilemeyen biri nasıl çocuk yapsın?

Aç karnını doyuramayan, kirasını, elektrik ve su parasını ödeyemeyen insanlara evlenin bir de üstüne üç beş çocuk yapın demek ne kadar makul bir istek olabilir?

Tamam sosyoloji değişiyor Türk toplumu tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşüyor falan doğru ama benzer geçişleri yaşayan ülkelerde böyle hızlı bir nüfus çöküşü hiç görülmüyor.

Bakın memleketin hali meydanda, TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından araştırmanın 2026 Nisan ayı sonucuna göre:

  • Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 34.586,86 TL’ye,

  • Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 112.660,80 TL’ye

  • Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 44.802,03 TL’ye yükseldi.

Asgari ücret Nisan ayı itibariyle açlık sınırının 6 bin 500 lira, en düşük emekli maaşı ise 14 bin 500 lira kadar altında kalmış bulunmaktadır.

Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırını aşabilmesi için eve girmesi gereken para en az 112.660,80 TL. Üstelik bu hesaplamalar son derecede makul sınırlarda harcama yapılması şartı ile yapılmış.

Memlekette öğretmen maaşı 90.000 TL ile yoksulluk sınırının 22 bin lira altında, bir profesörün maaşı ise yaklaşık 120.000 TL ile yoksulluk sınırının sadece 7 bin lira üstünde. Uzman doktor bile hepi topu 150.000 TL civarında bir maaş alıyor.

Bakın yemesini içmesini, giyinip kuşanmasını geçsek ve sadece çocuğun eğitim masraflarını düşünsek bile gençlerin çocuk yapmaya cesaret etmesi kolay değildir.

Memlekette orta seviyede bir özel okulun ücreti 1 milyon ile 1 milyon 500 bin TL arasında değişiyor. Devlet okullarında eğitimin kalitesi malum, kimse güvenmiyor tek çocuk yapsan bile okul masrafı çoğu kişinin karşılayamayacağı kadar yüksek. Bu durumda kim okutamayacağını, doğru düzgün bir gelecek inşa edemeyeceğini düşündüğü bir çocuğu niye yapsın?