Millete Sövme İmtiyazı ve Çakar Lambalı Kibir

Geçen yazının sonunda, transfer siyasetinin sandıktaki karşılığını ve seçmenin bu hamleleri nasıl cezalandırabileceğini konuşacağımızı sözleşmiştik. O hesabı önümüzdeki günlere erteliyorum çünkü toplumun adalet duygusunu derinden yaralayan, fütursuz bir kibir dalgası gündemi bütünüyle işgal etti.

Aslında bu çürümeye yabancı değiliz. 19 Mart tarihinde bu sütunlarda yayımlanan Kırmızı Işığın Geçemediği İmtiyazlar başlıklı yazımda, kamusal ayrıcalıkların nasıl birer tahakküm aracına dönüştüğünü etraflıca anlatmıştım. Devletin gücünü simgeleyen o tepe lambalarının, sıradan vatandaşın tepesinde birer baskı unsuru haline geldiğini söylemiştim. Bugün karşı karşıya olduğumuz manzara, o gün yaptığım tespitlerin ne kadar haklı olduğunu gösterdiği gibi, arsızlığın vardığı boyutun hadsizliğin de ötesine geçtiğini kanıtlıyor.

Bir gazetecinin, kendisine hangi vasıfla veya yakınlıkla tahsis edildiği zaten muamma olan çakarlı aracı kızının eğlencesine sunması kamusal bir ayıptır. Fakat asıl büyük felaket, bu devlet nüfuzunun şov malzemesi yapılmasına haklı olarak itiraz eden, ses yükselten halka bizzat o gazeteci tarafından tehditler savrulması, hakaretler yağdırılmasıdır. Kamunun kaynağını kullanıp kamuya efendilik taslamak, eleştiri getiren vatandaşı aşağılamak tek kelimeyle bir güç zehirlenmesidir.

Bu durum basit bir ailevi disiplinsizlik ya da anlık bir öfke patlaması olarak geçiştirilemez. Karşımızda, devleti ve onun imkanlarını babadan oğula, babadan kıza geçen birer mülk olarak gören kokuşmuş bir zihniyet var. Kendilerini yasalardan muaf, toplumu ise emirlerine amade birer tebaa olarak kodlayan bu figürler, koruma zırhlarının sonsuza kadar süreceğini zannediyor. Halka edilen o küfürler, aslında halkın vergileriyle saltanat sürenlerin gizleyemediği o derin hiyerarşik nefretin dışa vurumudur.

Siyaset bilimi bize gücün denetlenmediği, imtiyazların cezasızlıkla ödüllendirildiği yapıların içten içe çürüyeceğini öğretir. Vatandaş trafikte saatlerce çile çekerken, birilerinin o çileyle alay edercesine tepe lambası yakıp geçmesi ve ardından kendisine itiraz eden kitleyi düşmanlaştırıp tehdit etmesi, toplumsal sözleşmenin tek taraflı feshidir. Namuslu çoğunluğun sabrını ve vakarını bir zayıflık zannedenler büyük yanılıyor. Siyasi himayeniz ne kadar güçlü, arkasındaki köşeler ne kadar korunaklı olursa olsun, halkı aşağılayan o kibir kuleleri ilk sarsıntıda en dipten çatlar.