Mazide Muktedir, Bugün Muhtaç: Emekli

Mazide Muktedir. Bugün Muhtaç: Emeklinin Baharı Ne Zaman Gelecek? “Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu, o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır.” Bu sözler, modern Türkiye’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ait. Ne kadar zarif, ne kadar derin, ne kadar borçlu ve ne kadar vefalı bir ifade değil mi? Atatürk, emekliyi sadece “çalışma hayatını bitirmiş kişi” olarak görmüyor; onu milletin onuru, geçmişin gücü ve geleceğin teminatı olarak konumlandırıyor.

Peki, bugün dönüp aynaya baktığımızda ne görüyoruz? Atatürk’ün “muktedir” dediği, yani vaktiyle bu ülkenin çarklarını çeviren, yollarını, alt yapısını, barajlarını, enerji santrallarını binalarını ve fabrikalarını yapan ve o fabrikalarında ter döken o kudretli eller, bugün ne yazık ki bir market fişinin, faturaların altında titriyor. İnim inim inliyor.
2025 yılı Aralık ayı enflasyon rakamları açıklandı, ardından merakla beklenen o maaş zamları açıklandı. Sonuç? Yine aynı hüsran, yine aynı hayal kırıklığı. Kamuoyunda yaratılan o büyük beklentinin ardından kelimenin tam anlamıyla “dağ yine fare doğurdu.”

Yıllardır süregelen bir gerçek var: Çarşının, pazarın, mutfağın yangını ile Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) gerçeği yansıtmayan rakamları bir türlü aynı dili konuşmuyor. Emeklinin cebine giren para, henüz cüzdana yerleşmeden, suya, elektriğe, doğalgaza ve temel gıdaya gelen “sessiz ve derinden” zamlarla buharlaşıp gidiyor. Emekli artık sadece geçinemiyor değil; emekli artık yok sayılıyor.

En can yakan noktalarından biri de Almanya örneği. Almanya’da en düşük maaşla geçinen bir emekli, uçağa binip Türkiye’ye geldiğinde bir “beyzade” gibi yaşayabiliyorken bizim emeklimiz ise ömrünü verdiği bu topraklarda torununa bir bayram harçlığı veremeyecek, bir dondurma dahi alamayacak halde… Kırk kez hesap yapıyor. Bu durumun “Türkiye çok iyi yönetiliyor, o yüzden gurbetçilerin paraları burada değerli” şeklinde pazarlanması ise tam bir akıl tutulmasıdır. Gerçek şudur: Almanya ekonomisi güçlü olduğu için parası değerlidir; bizim ekonomimiz ise deneme tahtasına döndüğü için paramız puldur. Gurbetçinin Türkiye’deki refahı, bizim emeklimizin yoksulluğu üzerine inşa edilmiş acı bir kur farkı oyunundan ibarettir.

Ekonomi Yönetimi: “Amatör Eğlence” mi, “Profesyonel Çözüm” mü? Dün Kemal Derviş vardı, bugün Mehmet Şimşek... İsimler değişiyor, yöntemler değişmiyor: Vergiyi artır, zammı yükle, bütçedeki kara deliği emeklinin, dar gelirlinin sırtından kapat.
Sormak lazım: Vergi artırmak için yurt dışından “kurtarıcı” getirmeye gerek var mı? Bunu sokaktaki herhangi bir vatandaşımız da yapabilir. Asıl maharet, vergiyi verenden değil, vergiden kaçandan alabilmektir. Asıl profesyonellik, üretimi artırıp halkın alım gücünü yükseltmektir. Ekonomiyi bir laboratuvar, emekliyi de bir denek gibi kullanmaktan vazgeçilmelidir.

Sonuç: Vaat Değil, Adalet!

Emekli artık “enflasyona ezdirmeyeceğiz” masallarını dinlemek istemiyor. Çünkü emekli ezildi, büküldü ve artık nefes alamaz hale geldi. Çözüm bellidir: Kâğıt üzerindeki yüzdelik zamlar yerine, acilen seyyanen zam yapılmalı ve emeklinin insan onuruna yakışır bir hayat sürmesi sağlanmalıdır. Unutulmasın ki; mazideki muktedirlere sırtını dönen bir toplumun, istikbale güvenle bakmaya hakkı yoktur. Emeklinin umudu bu baharda da çiçek açmazsa, toplumsal vicdanımızda açılan o yara hiçbir zaman kapanmayacaktır.