MAHALLENİN ÇINARI

Bazı ağaçlar vardır…

Sadece ağaç değildir onlar. Bir mahallenin hafızasıdır. Bir sokağın sırdaşı, çocukluğun gölgesi, yaşlıların nefes molasıdır.

İşte bizim mahallenin çarşısındaki o büyük çınar da tam böyledir. Öyle büyüktür ki…

Beş altı insan el ele verse yine de gövdesini saramaz. Sanki toprağın bağrından değil de zamanın içinden çıkıp gelmiştir.

Dalları göğe uzanırken, kökleri yılların derinliklerine iner. Kim bilir kaç kavga gördü, kaç barışa tanıklık etti…

Kaç sevdalı altında buluştu, kaç yorgun işçi gölgesinde soluklandı… Bir dili olsaydı eğer, her yaprağı ayrı bir hikâye anlatırdı insanoğluna. Sabah erken saatlerde kuşlar uyanır önce onun dallarında.

Serçeler, kumrular, kargalar…

Hepsi o yaşlı çınarın misafiridir. O da kimseyi ayırmaz. Fakir mi, zengin mi, çocuk mu, yaşlı mı diye bakmaz.

Gölgesini herkese eşit dağıtır. Yaz sıcağında bunalan insanlara serinlik verir. Kimi sırtını yaslar gövdesine, kimi başını koyup uykuya dalar. Çocuklar dallarına salıncak kurar, kahkahalarını yapraklarına bırakır.

Belki de dünyanın en sessiz iyiliklerinden biridir bir ağacın gölgesi… Biz insanlar çoğu zaman fark etmeyiz ama ağaçların da kendilerine ait bir dünyası vardır. Bir ağaca sarıldığınızda bunu hissedersiniz.

O an gözle göremezsiniz belki ama o canlılığın size cevap verdiğini duyarsınız içinizde. Sanki “Ben buradayım” der size.

“Yıllardır sizi bekliyorum…” Ne tuhaf değil mi? İnsanoğlu bazen ağaca şiirler yazar, bazen sevgisini anlatır, bazen gidip gövdesine sarılır.

Sonra bir gün aynı insan, eline aldığı testereyle o ağacı devirmeye kalkar. İşte insanın en büyük çelişkisi de burada başlıyor galiba.

Doğa hep cömerttir. Ağaç, taş atana bile meyve verir derler ya…

Gerçekten de öyledir. Çınar, kendisini kesmeye gelen insana bile gölge vermekten vazgeçmez.

Çünkü onun yaradılışında kötülük yoktur. O sadece yaşatmayı bilir.

Bugün şehirler betonun arasında nefes almaya çalışırken, aslında en çok kaybettiğimiz şeylerden biri de o eski mahalle çınarlarıdır.

Çünkü çınar sadece ağaç değildir; geçmişin yaşayan tanığıdır. Mahallenin sessiz dedesidir adeta. Konuşmaz ama anlatır. Susar ama hissettirir.

Belki de bu yüzden bir ağacın kesildiğini görmek, yalnızca odunun yere düşmesi değildir. Bir hatıranın devrilmesidir. Bir gölgenin yok oluşudur.

Bir kuşun yuvasını, bir çocuğun salıncağını, bir yaşlının nefes molasını kaybetmesidir.

Şimdi ne zaman bizim mahallenin o büyük çınarının altından geçsem, başımı kaldırıp ona bakıyorum.

İçimden sessizce şöyle diyorum: “İyi ki var.