LÜKS İFTAR SOFRALARI DEĞİL, GÖNÜL SOFRALARI ÖNMELİDİR

Ramazan ayı, paylaşmanın, dayanışmanın ve bereketin en güçlü şekilde hissedildiği zaman dilimlerinden biridir.

Yüzyıllardır iftar sofraları, sadece açlığı gidermek için kurulan masalar değil; aynı zamanda insanların bir araya geldiği, gönüllerin buluştuğu manevi buluşma noktaları olarak görülür.

Ancak son yıllarda özellikle sosyal medyada paylaşılan görkemli iftar sofraları, kamuoyunda yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi: İftar sofraları bir gelenek mi, yoksa giderek bir gösteriye mi dönüşüyor?

Bu tartışmayı yeniden alevlendiren gelişmelerden biri de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde verilen iftar daveti oldu.

Siyasi kulislerde konuşulan konuların yanı sıra kamuoyunun dikkatini çeken asıl mesele, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un ev sahipliğinde ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı iftar programında sunulan menüydü. Milletvekilleri ve konuklar için hazırlanan iftar sofrasının içeriği sosyal medyada kısa sürede gündem oldu ve birçok kişi tarafından “Yok artık” yorumlarıyla eleştirildi.

Söz konusu menüde oldukça zengin ve çeşitli yemekler yer aldı. İftar, lebniye çorbasıyla başladı. Ardından geleneksel iftar tabağında bal, kaymak, hurma, gün kurusu, badem, ceviz, beyaz peynir, eski kaşar, pastırma, domates, salatalık, mevsim yeşillikleri, çiğ köfte ile siyah ve yeşil zeytin yer aldı. Menüde ayrıca karamelize soğanlı avokado favalı enginar, içli köfte ve sebzeli çıtır börek, çilekli, file bademli ve narlı yeşil salata gibi ara sıcaklar ve salatalar sunuldu. Ana yemek olarak keşkek yatağında dana antrikot tercih edilirken, tatlı olarak fındıklı narlı güllaç ikram edildi. İçecek olarak ise zencefilli sumak şerbeti servis edildi.

Kuşkusuz Ramazan sofralarının zenginliği yeni bir olgu değildir. Osmanlı döneminden bu yana özellikle saray ve konaklarda oldukça görkemli iftar sofraları kurulduğu bilinmektedir. Ancak günümüzde bu tür sofraların yarattığı tartışmanın temelinde farklı bir gerçeklik yatıyor.

Özellikle emekli aylığı geçinenler ekonomik koşullar altında böyle zengin bir sofraya oturmayı hayal bile edemeyişidir.

Meclis çatısı altında kurulan bu zengin sofra, iktidar partisinin ekonomi yönetiminden gelen son açıklamalarla kamuoyunda belirgin bir tezat oluşturdu. Özellikle milyonlarca emeklinin bayram ikramiyelerinde artış beklediği bir dönemde yapılan açıklamalar hafızalardaki yerini koruyor.

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, kısa süre önce Meclis’e sunulan kanun teklifinde emekli ikramiyelerinde artışın yer almadığını belirterek bütçe kısıtlarına dikkat çekmişti. Güler, açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

“SGK bütçesine 4’er bin lira için 150 milyar TL’lik kaynak ayırdık. İlerleyen zamanda ne olur bilemiyoruz ancak bütçe dengeleri açısından Orta Vadeli Program kapsamında emekli aylığı artışlarında da kaynak üretmede zorlandık.”

Bir tarafta bütçe dengeleri nedeniyle kaynak bulmanın zor olduğu yönündeki açıklamalar, diğer tarafta ise oldukça zengin menülerle verilen iftar davetleri… Bu tablo doğal olarak toplumun bir kesiminde sorgulamaya yol açıyor.

Aslında mesele yalnızca bir menü tartışması değil. Tartışmanın merkezinde Ramazan’ın ruhu yer alıyor. Çünkü Ramazan, sadece aç kalınan bir ay değil; aynı zamanda sabrın, paylaşmanın ve nefsi terbiye etmenin zamanıdır. İftar sofralarının en önemli özelliği, zenginliğinden çok etrafında toplanan insanların samimiyeti ve paylaşma duygusudur.

Bu nedenle toplumda birçok kişi, Ramazan sofralarının gösterişten uzak, daha sade ve daha kapsayıcı olması gerektiğini düşünüyor.

Çünkü Ramazan’ın gerçek bereketi, sofradaki yemeklerin çeşitliliğinde değil; o sofranın kaç kişiyle paylaşıldığında saklıdır.

İftar sofraları elbette bir gelenektir. Ancak bu gelenek, gösterişe dönüşmediği sürece anlamını korur. Ramazan’ın ruhuna en uygun olan ise lüks sofralar değil, gönül sofralarıdır. Sofraların zenginliği değil, paylaşmanın samimiyeti Ramazan’ı Ramazan yapan asıl değerdir.