Kurgu Kimin İçin?

Siyasette bazen yaşanan olayların kendisi kadar, olayların zamanlaması da önemlidir. Çünkü bazı gelişmeler tek başına anlam taşımaz, ancak yan yana konulduğunda daha büyük bir tablonun parçaları haline gelir.
Bugün Türkiye’de tam da böyle bir dönemden geçiyoruz.

Bir yanda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin dokuzuncu yılına yaklaşırken ortaya çıkan ekonomik ve toplumsal tablo var. “Verin yetkiyi, faizle nasıl mücadele edilir görün” iddiasıyla savunulan sistem, beklenen refahı ve istikrarı sağlayamadı. Enflasyon geniş halk kesimlerinin alım gücünü aşındırdı, gelir dağılımındaki bozulma derinleşti, gençlerin gelecek umudu zayıfladı.

Diğer yanda ise CHP’nin kurultay süreci ve “mutlak butlan” tartışmaları bulunuyor. Hukuken bir parti içi mesele gibi görünen bu süreç, siyasetin merkezine oturmuş durumda. Çünkü Türkiye’nin ana muhalefet partisinin yönetiminin mahkeme kararları üzerinden tartışılır hale gelmesi, ister istemez meseleyi hukuk sınırlarının dışına taşıyor.

Tam bu sırada, Kemal Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllar birlikte çalıştığı Bülent Kuşoğlu’nun T24 ‘de verdiği dikkat çekici açıklaması geliyor.

“Devlet aklı bir şeyler kurguluyor.”

Bu cümle üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü Türkiye’de “devlet aklı” ifadesi, günlük siyasetin ötesinde, devletin uzun vadeli yönelimlerine işaret eden bir kavram olarak kullanılır. Kuşoğlu’nun sözleri, yaşananların yalnızca CHP’nin iç meselesi olmadığını düşünenlerin sayısının az olmadığını gösteriyor.

Daha da ilginci, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın yaptığı açıklamalar. Barrack, yüz yıl önce Ortadoğu’nun sınırlarını çizen Sykes-Picot düzenini eleştiriyor, Türkiye’nin bölgesel önemine vurgu yapıyor ve “Bence bunun sonucunda büyük değişiklikler göreceksiniz” diyor.

Elbette bu sözlerden yola çıkarak gizli senaryolar yazmak kolaycılık olur. Ancak siyaset, tesadüflerin bilimi değildir. Aynı dönemde ortaya çıkan gelişmelerin birbirleriyle ilişkisini sorgulamak da demokratik toplumların görevidir.

Peki gerçekten bir kurgu varsa, bu kurgu kimin için?

İktidar için mi?

Muhalefet için mi?

Yoksa mevcut siyasal sistemin artık taşıyamadığı sorunlara yeni bir yönetim modeli üretmek için mi?

Belki de asıl mesele budur.

Türkiye son yıllarda yalnızca ekonomik bir kriz yaşamıyor. Aynı zamanda temsil krizini, güven krizini ve kurumsal krizleri birlikte yaşıyor. Vatandaş artık sadece geçim sıkıntısını değil, geleceğin nasıl şekilleneceğini de merak ediyor.

Bu nedenle bugün tartışılması gereken konu yalnızca CHP’nin başında kimin olacağı değildir. Asıl soru şudur:

Türkiye’nin önümüzdeki on yılı hangi siyasal mimari üzerine kurulacak?

Çünkü görünen o ki tartışma artık kişiler üzerinden değil, sistem üzerinden yürümektedir.

Ve eğer gerçekten bir kurgu varsa, bu kurgunun nihai amacı bir partiyi değil, Türkiye’nin yeni siyasal dengesini şekillendirmek olabilir.

İşte bu nedenle önümüzdeki aylarda yaşanacak gelişmelere yalnızca günlük siyasi polemiklerin gözlüğüyle değil, daha geniş bir tarihsel perspektiften bakmak gerekiyor.

Çünkü bazen sahnede görünen aktörlerden daha önemli olan şey, sahnenin nasıl kurulduğudur.

Ancak sahnede oyunu yalınız sahneye ait olanlar oynayabilir.