KÜLLÜK, ÇÖPLÜK, UTANMAK…

Dünya, sevgi, dostluk ve barış içinde, düşmanlıklardan, anlaşmazlıklardan kavgalardan, savaşlardan uzak durarak yaşanabilecek kadar doğal kaynaklara sahip bir gezegen.

Üretim, paylaşım ve tüketim dengesi kurulduğu, akıl ve vicdanla yönetildiği takdirde Dünya; insanı, hayvanı ve doğası ile şiddetten uzak, temiz bir çevrede, acı, kan, gözyaşı ve korkudan uzak durabilecek kadar güçlü nitelikler taşıyor.

Türkiye dahil, Dünya’nın her yöresinin büyük bir talihsizliği var. Çok zengin doğal kaynaklarla ve güçlü niteliklerle donatılmış Dünya’nın tek ve en büyük talihsizliği İNSAN.

Ancak, bu talihsizliği aşacak, zengin doğal kaynaklarını ve niteliklerini sevgi ve dostluk içinde kullanabilecek en büyük talihi de yine İNSAN.

Yalan, aldatma, tehdit, iftira, kumpas, sahtecilik, kirlilik, halkların sağladığı kaynakları kötüye kullanmak, dahası hiç utanmamak ülkelerin çoğunu sarmalamış durumda. Sorun insan, çözüm de insan.

“Dost Dili” köşesine uygun düşmese de böyle bir girişten sonra, “Bir Üniversite Hastanesi ve Ana Yurdum Türkiye “ başlıklı yazımı okumanızı önererek şöyle devam ediyorum.

Gerçekten utanma duygusunun giderek yok olduğu bir süreci yaşıyor insan soyu.

Kadına, çocuğa, hayvana ve doğaya yönelik insan şiddetine, başka ülkelere ağır silahlarla saldıran, bu saldırıları destekleyen veya sessiz kalan Dünya yöneticilerine baktıkça, akıl, vicdan ve utanmanın bitmek üzere olduğu kanısına varabilmek çok zor değil.

Buradan “Küllük, Çöplük, Utanmak” konusuna yine üzülerek ve utanarak gelmek istiyorum.

Türkiye’nin hemen hemen her yeri küllük, çok yeri çöplük. Bu yorumu, temizlikten sorumlu olarak bilinen Belediyeleri suçlamak amacı ile yapmadığımı belirtmek istiyorum. Belediyeler temizleme işlemlerinden birinci derecede sorumlu ve yetkili olabilirler. Ancak, doğanın ve çevrenin temiz tutulmasını, kirletmemesini sağlamakla veya temiz bir çevrede yaşanmasına katkıda bulunmakla sorumlu olan kamu ve özel kuruluşlar da var.

Sorun insan, yurttaş, çözümün ilk basamağında da yine insan, yurttaş var.

Türkiye’nin dağlarını, ormanlarını, köylerini ve kentlerini gerçekten küllük ve çöplük haine getirmeye çalışanlarla yaşıyoruz.

Ankara’dan, küçük, ancak etkisi büyük bir iki örnek vermek istiyorum.

İş yerlerinin önüne baktığınızda kirleten esnafı görmelisiniz. Üniversitelerin girişleri, hastane bahçeleri, Atatürk Bulvarı, GMK Bulvarı, Tıp Fakültesi Caddesi, Cemal Gürsel Caddesi, Ankara Güvenpark, şehirler arası yolculuklardaki dinlenme tesisleri, spor alanları. İnanın neredeyse boş yer yok, sigara izmariti ve irili ufaklı çöplerle.

Türkiye’nin ana kurumlarına seslenmek istiyorum.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve üniversitelerin yönetimleri, Milli Savunma Bakanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Adalet Bakanlığı, diğer Bakanlıklar, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Belediyeler Birliği, Valilikler, Belediye Başkanlıkları, Türkiye Odalar Birliği, Türkiye Esnaf Sanatkarları Konfederasyonu, işçi, işveren ve memur sendikaları, konfederasyonları,…

Haydi artık. Türkiye’yi küllük ve çöplük olmaktan kurtarmayı hedef alarak, yerel ve ulusal düzeyde kurultaylar düzenlemek, gönüllü kuruluşları ve halkı sürece katmak için seferberlik başlatmalısınız.

Bilinen bir gerçeğe değiniyorum. Çevre ve doğa kirlendikçe tüm canlıların sağlığı da tehlike altında.

İnsanlara, hayvanlara, doğaya ve çevreye bu kadar kıyılan bir ülkede, ilgili kamu yönetimlerinin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, meslek örgütlerinin ve bunların oluşturduğu üst birliklerin görevlerini yapmaları, yapıklarını güçlendirmeleri için bir kez daha umutla seslenmeye çalıştım. Yaşadıkça ve fırsat buldukça yine umutla ve kararlılıkla seslenmeyi sürdüreceğim.

Haydi, her yerde ve her zaman, evimiz Türkiye’de, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, temiz ortamlarda, şiddetsiz yaşamak ve yaşatmak için…Haydi…