KÜÇÜCÜK DÜNYA, KOCAMAN CEPLER

90’lı yılların başında biri çıkıp da, “Bir gün evdeki ciltli ansiklopedilerin hepsi küçücük bir diskete, oradan da kibrit kutusu kadar bir telefona sığacak” deseydi… Biz önce bir dururduk. Ardından “Hadi oradan! O kadar bilgiyi kim sıkıştıracak o küçücük şeye? Bizim Ana Britannica bile üç katlı apartman gibi!” derdik. Ansiklopedi ciltlerini tek tek taşıyıp raflara dizdiğimiz günleri hatırla… Bir de şimdi Google’a “İstanbul’un nüfusu” yazınca yarım saniyede önümüze diziliyor. Eskiden nüfus sorusuna cevap bulmak için ansiklopedinin Cilt 23’ünü bulana kadar zaten ülkenin nüfusu değişirdi. Randevulaşmak Bir Sanattı 90’larda buluşmak da başlı başına bir medeni cesaretti.

Bir arkadaşınla buluşacaksın: Salı saat 16.30’da, Kızılay Güvenpark’ın sağ tarafındaki bankın yanındaki ağacın dibinde… Adeta koordinat verirdik. GPS değil, Gözle-Peşine-Sistem çalışırdı. Şimdi? “Geliyorum.” “Ben çıktım.” “Abi bulamadım, neredesin?” “Şu an senin arkandayım.” Derken insan bir bakıyor, yanındaki kişi o değildir. Teknoloji ilerledi ama buluşma heyecanı “çıt” diye kayboldu. Dünyayı Avucumuza Veriyorlar Eskiden küre şeklindeki dünya maketini çevirip parmağımız nereye denk gelirse oraya hayal kurardık. “Ben büyüyünce İtalya'ya gideceğim!” Parmak nereye değerse dünya oraydı. Şimdi ne hayal var, ne küre… Cep telefonunu aç, uydu görüntüsünden Himalaya dağını gör. Hatta iki kere zoom yap, evin çatısını say. Küreyi çevirirken dünya bize genişti; Şimdi ekranda küçücük, ama nedense daha yorucu. Gazete Hışırtısından Ekran Parıltısına Eskiden gazetenin sayfasını çevirirken çıkan hışırtı bile meditasyondu. Şimdi aynı haberi telefon ekranında okuyoruz ama o hışırtının yerinde yeller esiyor. Bir tek bildirim sesi var: ding! Hışırtının yerini sanal bir zil aldı. Şimdi gazete alırsan da millet sana “Dekor mu yapıyorsun?” diye bakıyor. Robotlar Hayatımıza Girdi… Ama Kapıyı Biz Açtık Şimdi robot süpürgeler yerde dolaşıyor, biz onları izliyoruz. Eskiden evin bir ferdi vardı: Elektrik Süpürgesi. Kablolu, gürültülü, hırçın bir karakterdi ama bir evin demirbaşıydı.

Bugün robot süpürge salonun içinde dolaşırken biz ona uygulamadan “Hadi aslanım, biraz daha sol tarafa” diye talimat veriyoruz. Evin içinde komut verdiğimiz tek şey eskiden kediydi; şimdi eşyalar bile bizi dinliyor. Robotların çağı başlıyor. Onları insan değil, insanın tembelliği doğurdu. Peki Bu Hızın Sonu Nereye Varacak? Aslında cevabı basit: Nereye izin verirsek oraya. Biz 90’larda televizyonun karşısında pür dikkat otururduk. Şimdi televizyon bizi izliyor: “Ali Bey bugün 3 saat 12 dakika izleme yaptınız, sağlık için ara verin.” Televizyon bile bize akıl veriyor, düşünün! Bunca hızlı değişen dünyaya nasıl alıştık? Çünkü insanın adaptasyon yeteneği klimanın derece ayarı gibi: Ortama göre hemen düşüyor, hemen yükseliyor. Ama yine de içimizde bir ses hep soruyor: “Biz mi teknolojiye hakim olduk, yoksa teknoloji mi bize?” Bunun cevabını gelecekte robotlar yazarsa hiç şaşırmayalım. Eski Dünya Büyük, Yeni Dünya Hızlı… Biz 90’ların ağır ama tatlı düzeninden çıktık, dijital otoyolun ortasına düştük. Kimi zaman nostaljiye sarılıyoruz, kimi zaman ekranlara… Ama insanız ya… Her şeye alışıyoruz. Bizim kuşak, yine de arada bir o ansiklopedilerin tozlu kokusunu hatırlar. Çünkü teknoloji büyüsü güzel, ama 90’ların samimiyeti hâlâ yazılmamış bir şiir gibi içimizde duruyor