Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşanan olağanüstü gelişmelerin ardından, mutlak butlan kararıyla yeniden genel başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’de yaptığı röportaj siyaset gündeminin en çok konuşulan başlıklarından biri oldu.
Program boyunca yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar, yalnızca Kılıçdaroğlu’nun siyasi geleceği açısından değil, CHP’deki liderlik tartışmaları bakımından da önemli mesajlar içeriyordu.
Röportajı başından sonuna kadar izlediğimde, Kılıçdaroğlu’nun ekranlara yansıyan ruh halinin dikkat çekici olduğunu düşündüm.
Programın başlangıcında yüz ifadesinde, uzun bir aradan sonra yeniden CHP Genel Merkezi’nde bulunmanın verdiği memnuniyet ve heyecan hissediliyordu. Türk bayraklarıyla donatılmış salonda yapılan söyleşide, yaklaşık iki buçuk yıl sonra yeniden genel başkanlık makamına kavuşmuş bir siyasetçinin mutluluğu gözlerden kaçmıyordu.
Ancak röportaj ilerledikçe tablo değişti. Gazeteciler Barış Terkoğlu, Senem Toluay Ilgaz ve Aslı Kurtuluş Mutlu’nun yönelttiği sorular karşısında Kılıçdaroğlu’nun zorlandığı görüldü. Başlangıçtaki rahat görüntünün yerini zamanla savunmacı bir tutuma bıraktı.
Program boyunca en çok dikkat çeken kavramlardan biri Kılıçdaroğlu’nun sık sık kullandığı “arınma” söylemiydi. Röportajın başında da sonunda da bu kavrama vurgu yaptı. Ancak arınmanın ne anlama geldiğini, nasıl bir siyasi veya örgütsel dönüşümü ifade ettiğini net biçimde ortaya koyamadı.
Sorulara doğrudan yanıt vermek yerine zaman zaman yeni sorularla karşılık vermesi, bazı konuları ise “Ben bunu daha önce söylemiştim” diyerek geçiştirmesi dikkat çekti.
Kamuoyunun merak ettiği birçok başlıkta açık ve net cevaplar vermekten kaçındı.
Röportaj sırasında Kılıçdaroğlu’nun zaman zaman ses tonunun değiştiği, dikkatinin dağıldığı ve zorlandığı anlarda gazetecileri eleştirmeyi tercih ettiği görüldü. Sık sık su içmesi ve bazı sorular karşısında rahatsızlık hissi vermesi de izleyicilerin dikkatinden kaçmadı.
Bu tablo, CHP tabanına umut verecek güçlü ve kararlı bir lider görüntüsünden çok, yoğun eleştiriler karşısında savunmaya çekilmiş bir siyasetçi profili ortaya koydu.
Özellikle geçmiş dönemdeki seçim performansına ilişkin değerlendirmelerde, kamuoyunda sıkça dile getirilen “13 seçim kaybetti” eleştirisini kabul etmemesi ve buna yönelik açıklamaları, tartışmaları daha da büyüttü.
Kılıçdaroğlu’nun röportajdaki bir diğer dikkat çekici değerlendirmesi ise CHP’li isimlere yönelik iddialarla ilgiliydi. Yargının bağımsız olmadığını ifade ederken, haklarında çeşitli suçlamalar bulunan partililerin yargı süreçlerinden geçerek aklanmaları gerektiğini savundu.
Ancak ortada henüz tamamlanmamış davalar ve kesinleşmiş hükümler bulunmazken yapılan bu değerlendirme, masumiyet karinesi açısından tartışmalı bulundu. Bir yandan yargıya yönelik eleştirilerde bulunulurken diğer yandan aynı yargı süreçlerinin referans gösterilmesi, söylemsel bir çelişki olarak değerlendirilebilir.
Kendi yandaşı olan CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in, “Özgür Özel döneminde çeşitli gazete ve televizyonlara ve gazetecilere 775 milyon lira dağıtıldı” sorusuna bile yanıt veremedi.
Uzun yıllar boyunca genel başkanlık yapmış bir siyasetçinin, partisinin mali yapısına ilişkin temel sorulara net cevaplar verememesi dikkat çekici bulundu.
Bu durum, yalnızca kamuoyunda değil, CHP içerisindeki tartışmalarda da yeni soru işaretlerinin doğmasına neden olabilir.
Bu yayın, yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu için değil, onu yeniden siyasetin merkezine taşımaya çalışan çevreler açısından da önemli bir sınav niteliği taşıyordu. Röportaj sonrasında en çok merak edilen konulardan biri, bugüne kadar Kılıçdaroğlu’na güçlü destek veren isimlerin bu performansı nasıl değerlendireceği olacaktır.
Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyerine ilişkin eleştiriler uzun yıllardır kamuoyunda tartışılıyor. Bu röportaj ise eleştirilerin yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
Program boyunca özgüvenli ve yön veren bir lider görüntüsünden çok, geçmişteki tercihleri ve söylemleri nedeniyle savunma pozisyonuna geçmiş bir siyasetçi profili öne çıktı.
Siyasette televizyon ekranları bazen kürsülerden daha etkili olabilir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’deki röportajı da bu açıdan önemli bir örnek olarak hafızalarda kalacaktır. Amaç kamuoyu nezdinde bir itibar onarımı yaratmak idiyse, ortaya çıkan tablonun bunun tam tersine hizmet ettiği söylenebilir.
Röportajın ardından oluşan genel izlenim, şahsen ben Kılıçdaroğlu’nun yerinde olmak istemezdim.
Kılıçdaroğlu’nun hem kendi siyasi mirası hem de uzun yıllar liderliğini yaptığı CHP açısından yeni tartışmaların fitilini ateşlediği yönündedir.
Asla başarılı olamayacaktır.